Kare Sanat veya Kare Kitap serisini okumak devam ediyorum, okudukça güzellikleri karşısında büyülenmemek elde değil. Albrecht Dürer, klasik dönemin meşhur Alman ressamlarından biri. İtiraf ediyorum, Dürer’i okumak, Michelangelo ve Da Vinci’den daha güzel bir deneyim idi. Belki de popülaritenin bir yan etkisi bu, bilemiyorum.
Dürer, on sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü ortancası olarak doğdu. Babası kuyumcu idi. Bu nedenle, Dürer’de kuyumcu olarak iş hayatına atıldı. Dürer’i diğerlerinden ayıran ve beni huşu içinde bırakan ayrıntısı; Gergedan, Maymun ve Tavşan gibi hayvanları görmeden, başkalarının anlattığı kadarıyla birebir çizilebilmiş olması; bir matematikçi olması; 1525 yılında yayınladığı “Ölçümler Üzerine” isimli eserinde “Güneş saatleri yapımı” ile ilgili düşünceleri, gökbilimci Johannes Kepler ( 1571-1630) ve matematikçi Galieo Galilei ( 1564-1642) gibi ünlü isimler, Dürer’in fikirlerini temel almış olmalarını öğrenmek kendi açımdan yeni bilgi.
Dürer, kendi oto-portresini yapan ilk ressamlardan biridir. İlk portresini yaptığında 11 yaşında çizmişti, şöyle demişti: “... insanın en asil özellikleri yüzündedir.” Manzaralı Otoportresini(1498) çizdiğinde, tuvale düştüğü not şu idi: “Bu portreyi kendime benzeterek yaptım. Yirmi altı yaşındayım.” Dürer, herkesin bilmesi gereken, sanat tarihinin (resimde) dehalarından. Dönemine bakıldığında, çizmiş olduğu, büyük Çimen öbeği, Çuhaçiçeği, Tavşan, Gergedan, Mavi Kuzgun Kanadı, Baykuş, Şakayıklar vs. farklılığını ve cesaretini ortaya yeterince koyuyor.