Vatanın darda olduğu zamanlarda kalbi vatanın aşkıyla yanan insanların tek derdi kurtuluş olmuştu. Elbet arada çürükler vardı, hainler vardı lakin malını, canını tek kalemde gözden çıkaran namuslu vatan evlatları daha fazlaydı. Gazi Mustafa Kemal Samsun'a gittiği gün tek gayesi kadim milletimizi istiklâle kavuşturmaktı. Ne rütbe ne mal ne de şan şöhret istemedi. İsteseydi zaten görevlerinden istifa edip sivil olarak kurtuluş için mücadele eder miydi? Müthiş bir zekası vardı, ki zaten o dönemde çok iyi eğitim almıştı. Gençti, dinamik ve kararlıydı. Hürriyete inanıyordu, Türk Milletinin efendi olmasını istiyordu. Tarihte milletine "Efendi " diyen tek komutandı. Halkı siyasilere hizmetkar görmüyordu. Siyasiler halkın hizmetkarıydı. Genç yaşında cepheden cepheye koşturdu. Tıpkı kendisi gibi genç, vatansever komutanları topladı. Fikir birliği, oy birliği, vatan birliğini kurdu. Sevr Anlaşması ile ihlal edilen namusumuzu kurtarmak için şehir şehir gezdiler. Ordu güçsüzdü, yorgundu ve en önemlisi umutsuzdu. Kurtuluşa olan inancını kaybetmişti. 1700'lü yıllardan beri yoğunlaşan savaşlar orduyu bitap düşürmüş, özellikle son Balkan harpleriyle de ordu dağılma tehlikesine düşmüştü. Anadolu halkı daha tam olarak ne olduğunu kavrayamamış, bir yandan Yunan, bir yandan Ermeni, bir yandan Italyan, İngiliz derken büyük bir Haçlı donanması kurulmuş, Anadolu birfiil işgal edilmişti. Halkın haber alma imkanı kısıtlıydı, okuma yazma oranı bir hayli düşüktü. O dönemde medrese,mektep alafranga işiydi. Okur-yazarlar: zenginler, paşalar, toplumun gözdeleriydi. Halk devlete asker yetiştirir, karşılığında birkaç kuruşla yaşamını idame ettirirdi. Osmanlı'nın son döneminde halk bir hayli ağır vergiler altında ezilmeye de başlamıştı. Bu yüzden hem şaşkın hem çaresiz bir Anadolu