Zamanimizin bir öz niteligi bircok insanin tek basinaliktan korkmasidir:Yalniz olmak,kisinin toplumsal bir basarisizlik icinde oldugunun isaretidir,cünkü kimse elinden gelse yalniz olmazdi.Bana öyle geliyor ki, modern telase uygarligimizda yasayan insanlar,radyo TV'nin sürekli bangirtisı arasinda , kendilerini ister TV izleyiciliğinin edilginliği cinsinden olsun,isterse konuşmanin, çalışmanın ve etkinlik icin etkinliğin cinsinden olsun,her çeşitten uyarıya tabi kılarak ,sürekli meşgaleler yüzünden bilinçdışınin derinliklerinden çıkip gelecek kavrayişlara yol açmayi gitgide daha zor buluyor.Süphesiz,bir birey usdişindan -yani,deneyimin bilinçdisi düzeylerinden-korkuyorsa,sürekli meşgul kalmaya,çevresinde en yoğun ``gürültü``yü muhafaza etmeye cabalar.Tek başinaliğin kaygisini,sürekli kişkirtilan oyalanma ile önlemek Kierkegaardìn güzel bir teşbihle belirttiği gibi ,geceleri tencere tava çalip kurtlari uzak tutmak icin yeterince gürültü çıkartmaya çalişan ilk Amerikan göçmenlerinin tavridir.Bilincdisimizdan gelecek kavrayişlari yaşamımiza alabilmek için ,kendimize tek başına olabilme yetisini kazandirmak zorunda olduğumuz açık.
Duygusuzluk,insanın aşırı dürtüldüğü bir ortamda ,iz bırakacak bir hasara uğramadan yenilgiyi yaşamasıdır,ancak duygusuzluk hâli uzarsa ,salt zamanın geçişi ile kişi zarar görür."Duygusuzluk bir havlu atma ,es koyma ,geçici bir pes etme gibi görüldüğünde,"insan en büyük iflası için tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliği koruyan bir mucizedir."