Uyurken yüzleri, sanki öfkeliymiş gibi çarpılırdı, ama bu, öfke değildi. Üst dudaklarını yukarıya çekerek dişlerini, sırıtışa benzeyen bir biçimde açıkta bırakan yıllar yılı fazla ağır yük taşıyarak zorlanmalarıydı ve bu çalışma, bu zorlanış, gözlerinin ve ağızlarının çevresine de derin çizgiler kazımıştı. Kendilerinin neye benzedikleri hakkında hiçbir fikirleri yoktu. İçlerinden birisi, bir defa ev eşyası taşıyan bir arabadaki aynaların birinde kendisini görünce <<Ne çirkin herif!>> diye bağırmıştı. Ve ötekiler buna kahkahayı atınca, acı acı gülümsemiş, ama onların neye güldüklerini hiç anlamamış, acaba birini mi incittim diye telaşla çevresine bakınmıştı.