• Uçurumlar ki sende büyür
    Dağdır ki sende göçer
    Ben bayrak derim, çiçek derim
    Çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    Gül yanaklı çocuğa benzer
    Yine de oğlunu yetirmek kimbilir;
    Ne garip şey anne
    Her kavgada ölen benim
    Bayrak tutan çarpışan benim
    Özlem benim kavga benim aşk benim
    Bekle beni anne bir sabah çıkagelirim
    Nice yaşıtım
    Koynunda çiçekler dolu bir ülke getirirler sana.
  • "Ey aşk!
    Bu nasıl bir sır?
    İçine giren tufan oluyor.
    Bu nasıl bir hırka?
    Kim giyse aşk sarhoşu olup çıkıyor.
    Aşkın çilesini küçümsediğiniz an içinizdeki cehennem büyür.
    Aşkın çilesiymiş aşka dayanak olan.
    Yeter ki yan!
    Dumanın bulut olur.
    Yeter ki yak!
    Ummanlar kazan olur.
    Nerede ateş, orada su!
    Nerede su, orada ateş!
    Ne tuhaf kimya!"
    Kimya, Mevlânâ'nın ciğerparesi.
    Kardeşi dediği Alâeddin'in göz bebeği.
    O ise Şems'e maşuk..

    Şems'in Konya'ya geri dönmesine sevinen Mevlânâ, onu bir daha kaybetmemek adına kızıyla evlendirir. Bu durum garip karşılanır çünkü Kimya ile Şems arasında büyük bir yaş farkı vardır. Konya halkı yine söylenmeye, huzursuzluk yaratmaya başlar. Fakat gönül yaşları eş olan bu iki kişi öyle bir bağ kurar ki aralarında; bir bakış, bir kelam ile çözülür tüm sorunlar.

    Kimya ister ki Şems'i, ona babasıyla yaşadığı halvet hâllerini anlatsın ve hiç susmasın. Kalbine, ruhuna bir şifa olarak hisseder onun sohbetini. Bir gece bu dileğini yerine getirir Şems ve der ki: " içinden dünya kaygısını, cehennem korkusunu, cennet ümidini sil at. Allah'ın muhabbetine aç gönlünü..." Kimya yaşadığı bu tecrübeyle bir kere daha hayran olur, bir kere daha aşkı harlanır.

    "Sende bulduklarım değil, sensiz kaybettiklerimdir önemli olan. Yoksa yaş dediğin nedir ki? Bu dünyada benden fazla yaşaman, bizim evliliğimize mi engel oluşturacak? Eğer ki korkun ecelse, benim senden uzun yaşayacağımı kim düşünmüş?" diyen Kimya, sırtında çıkan bir çıban sonucu hayatını kaybeder. Sırf Mevlânâ'yı mutlu etmek için, kabul ettikleri bu evlilik yolunda, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek ruh olarak çıkmayı başaran iki aşık...

    Dünyanın anlamakta direndiği Tebrizli Şems'i anlamış, yaşamış maşuk... Kimya...
  • Spoiler vardır !

    BİR GARİP AŞK HİKAYESİ

    Bir yazarla daha tanıştım ve çok memnunum bunun için. Simonov. Savaşı ve insanı en iyi anlatan adamlardan, savaşla edebiyatı buluşturan..

    2. Dünya Savaşı yine. Ruslar ve Almanlar sahnede tabi, ne çekmiş bu iki millet birbirinden..

    Rus bir havacı pilot albay Polinin ile yine Rus bir tiyatrocu Galina aşkı.. Savaş ise bazen buz dağının görünen yüzü, bazen de görünmeyen yüzü olarak varlığını hep hissettirir hikaye boyunca.

    Albay Polinin bir görev sırasında yaralanır ve hastanede birkaç gün geçirmek zorunda kalır. Öncesinde ise tiyatroda tanıştığı Galina ile belli belirsiz bir yakınlaşması olsa da , süreç Galina'nın hastane ziyaretleriyle ivme kazanır. Bir gün, iki gün derken her gün ziyaretler devam eder ve malum olanın ilanı için esasında söze bile gerek kalmaz. Burada hemen Camus'un o dehşet muhteşem sözünü hatırlayalım, “Huzur, sessizce sevmek olabilirdi… Ama insan işte! Bir bilinci var ve konuşması gerekiyor. Sevmek, böylece cehenneme dönüşüyor.”

    Tartışılır tabi bunlar, konuşmak mı susmak mı falan uzun mesele. Biraz daha ilerleyip biraz daha yakınlaşırlar. Ve sonrasında ikisi için de aynı anda bir "Moskova" seçeneği ortaya çıkar. Albay atanarak mecburen gider Moskova'ya, Galina ise yine bu şehirdeki tiyatrocu arkadaşından cazip bir iş teklifi alır, bu arkadaş ise sıradan birisi değildir. Yalan yanlış, içine pek sinmese de bir ilişkisi olan adamdır ve bunu albaydan saklamıştır. (Tamam biraz Yeşilçam gibi)

    Albaydan kısa bir süre sonra da Galina gider peşinden. Tiyatro teklif eden arkadaş-sevgili karışık kişiye cevabını da Polinin'e verdiği bir mektupla verir, bunu şu adrese gönderir misin diyerek. Albay ise hazır aynı şehirdeyiz ne gerek var postaya diyerek bizzat tiyatrocu adamın evine gider. Seyreyle mevzuyu:) Kendin göndersene zarfı adama niye veriyorsun, ah şu kadınlar :)

    Evlerine varınca tabi çok saygıyla karşılanır albay, hem bir askerdir ülkesi için çarpışan hem de zahmet edip postacı gibi mektup getirmiştir. İki adam da birbirinden kıllanır , haz etmezler :) Ulan var bu işte bir iş derler karşılıklı :)

    Galina bıraktığı evine, başka bir deyişle gariban bekar odasına döner, bütün komşular taşınmıştır, sadece kocası savaşta ölen bir kadın komşusu kalmıştır. Hasret giderirler, kadın sevincinden bilemez ne yapsın. Buz gibi bir ev, her anlamda. Hem kışın ortası hem tek başına genç bir kadın. Kalkıp tiyatroya gider, sonra da tiyatrocunun evine. Tiyatrocu idarecidir aynı zamanda işler ondan sorulur hep. Albaydan da haber yoktur , neylesin bu zavallı Galina ?

    Fakat içi rahat etmez, ertesi sabah habersiz ayrılır o evden ve geri döner kendi evine. Komşu kadın der ki, seni her gün bir adam telefonla arıyor aynı saatte, dün söylemeyi unuttum bunu. E be kadın niye unutursun :)

    Telefon gelir yine, Galina karmakarışık ruh hallerindedir, hem istemez konuşmayı hem ister. Zor bela konuşur, geliyorum der albay 2 saatte, peki der kadın kapatır telefonu. Bu arada diğer tiyatrocu vatandaş çıkar gelir, Galina kapısını açmaz ona , canın cehenneme kadın sen bilirsin diyerek çekip gider adam.

    Albayı da görmek istemez ama Galina (ne çok ister aslında ama) ve komşusuna albaya verilmek üzere bir not bırakarak çıkar gider evden. Albay sevinçle gelir, karşılayan komşu olur, kağıdı verir adama.

    "Size kendim hakkında bütün gerçeği söylemedim. Daha önce belki yapabilirdim ama cesaret edemedim, şimdi hiç faydası yok ve utanıyorum. Çok düşündüm ve sizi bir kere aldatan kişiye asla güvenemeyeceğinizi anladım. Haklısınız. Benimle evlenmemeniz sizin için daha iyi olur. Sizi herhalde şimdi de aldatabilirdim ama istemiyorum ve bunun için sizden utanıyorum. Elveda."

    Biraz zaman geçip evine doğru döner kadın ve kapıda albayın arabasını görür, bir köşeye sinip bekler. Albay çıkar ama o yine adım atmaz.

    "İşte tam o sırada Polinin evden çıktı. Hızlı, dönüşü olmayan bir yürüyüşle,durmadan,eve bakmak amacıyla durmadan gidiyordu. Arabaya yaklaştı, bindi ve araba hareket etti. Sadece yirmi adım ötesindeydi ama Galina ona seslenmek, onu durdurmak için en ufak bir davranışta bulunmadı."


    ......................................... SON .................................................
  • Aşk yolunun garip yokuşları ve inişleri vardır. Çıkarken baş döner inerken gönül bulanır.
  • Kader savurup da ansızın bir papağan bir karga ile kafese girince, bundan ilk şikayet edenin karga olması garip değil midir?!..
  • İnsanlığın kaderini Babil bilgelerinin sırları mı belirleyecekti, yoksa bu devrişin anlattığı aşk mı? Bilgeler akıllarını ortaya koymuşlardı, bu garip derviş gönül diyordu.