• 1 Moby Dick – Herman Melville (1851)

    Kaptan Ahab, takıntıyı somut hale getiren kahramanlardan biri. Bacağını koparan balinayı takip ederken intikam hırsı her şeyin önüne geçer. Geminin ikinci kaptanı, Ahab’ı tüm tayfayı kaybetmeden bu arayışa bir son vermesi için ikna etmeye çalışır. Burada romanın en gergin ânındayız. Çünkü bu vazgeçiş, kaptanın felaketten önceki son çıkış kapısıdır. Yine de, karşılaştığı her şeye rağmen, Kaptan Ahab lanetli arayışına devam eder ve bundan sonra karşılaşacağı olaylar şok edici bir hal alır. 

     2 Uğultulu Tepeler – Emily Brontë (1847)

    Heathcliff ve Catherine, talihsiz bir aşkın yetim çocuklarıdır. Nefes kesen bir aşkın durdurulamaz felaketinin. Tabii ki, bu yıkıcı tutku kendini asla sağlıklı bir şekilde gösteremez. Aşk hikâyesi tepetaklak olur ve ailelerini yıkıma sürükler. Heathcliff öyle takıntılı bir âşıktır ki sevdiği kadın ölümünden sonra bile yanında olması için mezarını kendine yakın bir yere taşır. 


    3 Sadist – Stephen King (1987)

    Stephen King genelde ilk bakışta zararsız görünen kahramanlar seçer, fakat bir kitap kurdunu insanın kanını donduran bir karaktere dönüştürerek bizi şaşırtır. Annie Wilkes de bir yazarı hapseden ve ona türlü işkenceler uygulayan birine dönüşür. Amacı, favori kadın karakterine daha iyi bir son hazırlamaktır. King’in Annie tasvirinde bir kurnazlık yatar. Çoğumuz kendimizi sevilen karakterlerle özdeşleştiririz ve yazarlar duygusal hayatlarımızda önemli bir yer tutar. Aynı zamanda, okurların da yazarların hayatında bir hâkimiyeti vardır. King Sadist’i kaleme alırken, korku dışında bir eser vermeye niyetlendiğinde okurlarından gelen isyandan ilham almış. 

    4 Tutku – A S Byatt (1990)

    Roland Michell hayatını eski zaman şairi Randolph Henry Ashe’e adamış pek tanınmayan bir akademisyendir. Roland, Ash’in başka bir şairle yaşadığı gayri meşru ilişkiye işaret eden bir belgeyi gün yüzüne çıkarır. Hikâyenin tamamını da ortaya çıkarmak zorundadır. Başka bir akademisyenle, Dr Maud Bailey ile güçlerini birleştirir. İkilinin tarihin derinliklerine gömülü bu hikâyeye olan hayranlıkları afrodizyak etki yaratır. Bu çok katmanlı öykü, takıntının farklı dereceleriyle oynar: romantik ve entelektüel, geçmiş ve şimdi.


    5 Lolita – Vladimir Nabokov (1955)

    Nabokov’un tartışmalı romanının ilk paragrafı güvenilmez anlatıcısının yegâne takıntısını gözler önüne serer: Humbert, Lolita’nın adıyla ilgili bir rapsodi uydurur. “Lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-li-ta.” Her hece bir şiir gibi incelikle işlenir. Lolita’nın 12 yaşında olması gerçeği bir hayli rahatsız edici olsa da Humbert’ın canlılığı okuru romana çeker ve okurun suç ortağıymış gibi hissetmesine neden olur. Lolita’nın gerçek haliniyse Humbert’in takıntısının odağı dışında bilmemize olanak yoktur.

    6 Vejetaryen – Han Kang (2007)

    Türkçe çevirisi 2016 yılında yayımlanan Vejetaryen, takıntıların günümüz dünyasındaki dışavurumunu irdeliyor. Bu kısa romanın kadın kahramanı et yemeyi bırakır. Hızla kilo kaybeder, güçten düşer ve her şeye yabancılaşır. İlk bakışta, Kang’ın kısa romanındaki rahatsız edici rüyalar, hikâyenin sıradan bir yeme bozukluğunu anlatacağını düşündürüyor. Fakat hikâyedeki samimiyet ve bilinirlik hissi bizi bir anda içine alıyor: Yeong-hye’nin garip diyeceğimiz davranışları bir virüs gibi yayılıyor. Bu sırada, Yeong-hye’nin doğum lekesi, kız kardeşinin eşinde tehlikeli bir saplantı haline geliyor. Hikâyenin sinir bozucu olay örgüsü, takıntıyı bir gündüz düşü atmosferinden tüm aileyi yıkan ilkel bir dürtüye dönüştürüyor.

    Alıntı...
  • #okudumbitti Benim Yorumum️
    Gabriel Garcia Marquez'in "Aşk ve Öbür Cinler" kitabını okudum.
    ️Sizleri bilmem ama ben okuma iştahımı gidermek için bazı yazarları gözüm kapalı okurum; Saramago gibi, Marquez gibi, Zweig gibi...
    ️Marquez'in okuduğum iki kitabı gibi bu kitapta efsanevi ve masalımsı ilerliyor. Gerçi yazar sunuş kısmında hikayenin bir efsaneye dayandığını söylüyor. Marquez ilkin bizleri masala alıştırmak için gerçekçi, biraz sıkıcı başlangıç yapıyor; sonrası sizi alıp götürüyor zaten.
    ️Marquez, gazeteye yazmakla görevlendirildiği bir haber ile anneannesinin bir hikayesini birleştirerek oluşturduğu hikayesinde aşk çatısı altında sınıfsal dengesizliği duygudan yoksun hisleri ,kilisenin toplum üzerinde baskısı,,mistik inanışları, cehaletin toplumu nasıl etkilediğini anlatmaktadır.
    ️Marquez, hayatını anlattığı genç kızı onun ifadesinden değil diğer karakterlerin onun hakkındaki düşüncelerinden aktarıyor.Benim için ilginç bir anlatı oldu bu bakış açısı.
    ️Sierva Maria, istenmeyen bir bebek olarak doğmuştur. Zengin bir markizin kızı olmasına karşın hırçın ve kendine özgü bir tuhaflığı vardır. Evde kölelerle birlikte zaman geçirir. Onların inançlarını, kültürlerini ve davranışlarını özümser. Annesi tarafından hiçbir zaman kabul görmez. Babası ise yıllar önce yaşadığı bir olay yüzünden ruhundan vazgeçmiş bir halde hiçbir şeyi umursamadan yaşamını sürdürür. Olay 12 yaşına basmak üzere olan Sierva Maria’yı kuduz bir köpeğin ısırmasıyla başlar. Kuduz nedeniyle bir manastıra kapatılır. Üzerindeki o garip hava ve yaşanan olaylar yüzünden içinde cin olduğu düşüncesi birçok kişi tarafından onaylanır. Rahip Delaura, Sierva Maria’yı incelemek ve içindeki cini çıkarmak için görevlendirilir. Rahip, zamanla Sierva Maria’ya aşık olur ve bu aşkına karşılık bulur...
    Kurgusu ve anlatımı ile okunması keyifli bir kitaptı.Keyifli okumalar. 🤓
  • Garip bir şeydir dünya şunun şurasında artık
    Bir gün gideceğim söyleyemeden her şeyi
    Bu mutluluk anlarını yangın öğlelerini
    Sarışın yıldızlarıyla gece sonsuz ve karanlık
    Hiçbir şey değil sanıldığı kadar öyle değerli
  • Susuyorum elbette, bir tek kelime etmeden.
    Dilim kırık, bilmem ben söz etmeyi, cahilim.
    Bir kaç mısra da vardı, bu güzel kadın ama.
    Şarkılar, melodileri ile muazzami anlatabiliyordu.
    Evet belki biraz garip, sessizlik vardı saçlarında,
    Uğultular kesmiyordu, duygularını köreltmişti, iz!
    Bir kadın, aşk bittiğinde susarmış, derinlere gömülerek
    Kadim TATAROĞLU
  • Kitabın isminden dolayı alıp okuduğum duygusal yönüyle okuru etki altında bırakmaya gayret edildiğini hissettiğim anlatım dili yayvan olan aşk merkezli garip bir roman. Benim için Canan Tan ile tanışma konusunda kötü başlangıç oldu. Kitapta organ bağışı konusundaki verilen hassasiyet olumlu anlamda değerliydi. Deniz ve Nehir’in hikayesini merak edenlere tavsiye edilir. İyi okumalar...
  • Selâmun Aleyküm canlar, sizi pek özledik .
    Burası gerçekten çok garip bir platform haline geldi, dostlarımız kardeşlerimiz hep buradadır, gelmeyince hele ki aradan bir gün dahi geçince susamış gibi dostsuz, kardeşsiz kaldığımızı hissediyoruz. Sanki birşey arıyormuşuzda onu bulduk, bulduk ama burayı erteledik, gerçi bulduğumuz şey uğruna neler feda edilir bir bilseniz, neyse yine konu dışına çıktık.

    Bugün sizlere kalbimizden düşen parçalarla Hz.Ebu Bekir Ês- Sıddık hazretlerini anlatalım, biliyorsunuz biliriz, ama usulsüz vusül de olmaz gerek.

    Kim bu Ebu Bekir?

    Efendimizin can dostlarından olan Ebu Bekir hz, 571 Yılında Mekke’de doğdu, bakın doğum yılı çok önemli, 571. Babası Kureyş’in Teym boyundan Ebu Kuhafe Osman, Annesi Sahrin kızı Ümmül Hayr Selma’dır.

    Asılca adı, Abdül Kabe iydi.Müslüman olduktan sonra Efendilerin efendisi, İsmi aziz, Şanı pek sınırsız yüksek olan Hz.Muhammed efendilerimiz ,ona Abdullah adını verdi, ayrıca Atik, Sıddık Yarı- gar sanlarıylada anılır. Bilir misiniz Ebu Bekir Efendimiz Müslüman olan ilk erkektir.

    Mekke’de Kureyş’lilerin kan davalarına bakardı, daima uygun ve yerinde karar veren bir hakemdi.

    Efendimiz Hz.Muhammed'in atalarının dininden başka bir dinden söz ettiğini duyunca Resullulah’ın yanına giderek birzati;

    -Ya Ebel Kasım sen kavminin , atalarının dinlerini kınıyor ve yeriyormuşsun öylemi? dediler, efendimiz ise çok uygun bir dille onlara ;

    – Ey Ebu Bekir (R.a) ben, sana ve bütün insanlara Allah’ın Resulüyüm, insanları bir olan Allah’a davet ediyorum şahadet getir; Deyince Ebu Bekir (RA) hiç irkilmeden, düşünmeden, dili sürçmeden, dolaşmadan Kelime-i Şahadet getirerek Sıddıkiyet makamına giden caddeye girmiş oluyordu.

    Kaldı ki Müslüman olmadan öncede Ebu bekir efendimiz , yine Efendilerin efendisi olan Peygamber efendimiz ile yakın dostlar idi, müslüman olunca bu dostluk erişilmez bir dostluğa bürünmüş oldu.

    Zengin bir tüccardı Ebu Bekir efendimiz, kırk bin dirheminin otuz beş binini müslüman olan kölelerin hürriyetini kazanmaları için fidye olarak ödemişlerdir kendileri, hatta eziyet gören kötü işkencelere mağruz kalan Efendimiz Hz Bilal( RA) fidyesinide Hz Ebu Bekir (RA) vermiştir.

    Yoğun baskılar neticesinde müslümanlar Habeşistan’a göçtüğünde o Peygamber efendimizin yanında kalan bir kaç müslümandan biri idi.

    Ebu bekir Hz.leri bir defasında dahi, şöyle dua etmişlerdir, “Allahım! Ahiret günü benim vücudumu o kadar büyütki cehennemde benden başkasına yer kalmasın!”

    Hz Ebu Bekir Kur’an-ı Kerim okurken ağlardı. (Bizler ağlıyamıyor isek, neden ağlıyamıyoruz diye düşünüp belki bizlerde ağlamalıyız...) Hicrette Peygamberimiz(sav)’e arkadaşlık edeceğini duyduğundada sevincinden ağlamıştır.

    Dostların beraber üç gün kaldıkları Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebû Bekir , can efendimiz'idir, mağarada keşif yaptıktan sonra canlar canı, Peygamberimiz girmiştir. Efendiler efendisi bilmez mi 'ki içerisi güvenilir mi ? değil mi ? Bilir bilir, pek iyi bilir amma, usulsüz vusul olmaz gerek.

    Mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Hz. Muhammed Mustafa (sav)’ efendimizi uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Peygamberimiz’in uyanıp ne olduğunu sorduğunda, “Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah” demesi olayı Ebû Bekir’ efendimizin, efendileri efendisine, HZ. PEYGAMBERİMİZE olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir.
    Kur’an-ı Kerim’de onun için”İkilerin ikincisi“Vasfı zikredilmiştir.

    Mescid-i Haram’da, Peygemberimiz ve diğer müslümanlarla birlikteydi. Orada bulunan müşriklere Allah’a ve Resulüne inanıp bağlanmalarının gereğini anlatıyordu, müşrikler ona ve diğer müslümanlara saldırdılar ortalığı alt üst ettiler Hz Ebu Bekir (RA)’i kanlar içinde bırakıp tanınmayacak hale gelene kadar dövdüler ta ki Teyze oğulları gelip Onu yarı ölü vaziyetinde evine götürene dek.

    Yine Peygamberimiz(s.a.v) efendimiz’in ebediyete göçeceğini ilk fark eden, herkesten önce sezen ve göz yaşı döken Sıddık-ı Ekber’dir.

    Efendimiz , Hz.Muhammed (s.a.v) çok hastalandığında namazı kıldırması için Hazreti Ebu Bekir'(RA)i tayin etmiştir.

    Ebu Bekir efendimiz , Yediği bir zehirli yemeğin tesirinden 63 yaşında 23 ağustos 634 yılında Medine’de ahiret alemine göç etmiştir.

    Mübarek naaşı Allah Resulü (s.a.v) efendimiz’in irtihalinde kullanılan sedye üzerine konulup, cenaze namazını Hz.Ömer (r.a) Efendimiz kıldırmıştır. Kainatın Efendisi Peygamberimizin, göğüsleri hizasına defnedilmiştir.

    İşte böyle, canlar dostluğu gelin Ebu Bekir Efendimizden öğrenelim, neler gördü, neler geçirdi, ne eziyetler, ne şiddetler, ne fenalıklar gördü, ama davasından vazgeçmedi, Allah'ın habibi Alemlerin Efendisini bir saniyeliğine bile yalnız bırakmadı. Aşk'ta dostluk bu olsa gerek, dostluğun bile Aşk'ı nefis kokar bu alemde canlar... Unutmayalım bu insanları, biliriz, unutmazsınız ama , sizde bilirsiniz, usulsüz vusül olmaz.

    Allah bize bu insanların dualarında olmayı nasip etsin canlar.

    Allah'a Emanet olun Bey Efendiler,
    Allah'a Emanet olun Hanım Efendi Kardeşlerim,

    -Oğz
  • Üç kere üç dokuz eder bilirsin
    Birin karesi birdir,
    kare kökü de bilirsin
    "mutlu aşk yoktur"
    bilirsin

    Ama baharda yada dışarıda
    Sonsuz göğün altında
    Aşkın aşkla çarpımı
    Nedendir bilinmez
    Garip bir biçimde
    Hep sonsuzdur.