• NASIL ZENGİN OLDUNUZ?
    Gazeteci zengin bir Americalıyla röportaj yaparken sormuş:
    -Nasıl bu kadar zengin oldunuz?
    -2. Dünya Savaşı’nın son günleriydi. Dünyanın her yerinde büyük bir yoksulluk vardı. Cebimde beş centten başka param yoktu. O parayla bir elma aldım. Onu parlatıp, on cente sattım. Ertesi gün iki elma alıp onları sattım. Bu minval üzere çalışarak bir ayın sonunda 10 dolar biriktirdim. Birkaç gün sonra eşimin halasının öldüğünü haber aldık. Eşime 20 milyon dolar miras kalmıştı. Bilmem anlatabildim mi?
    😀
  • İstanbul'da sıradan bir gazeteci olan İbrahim,
    Merhametli yardımsever çocukluk arkadaşının ölüm haberini gazetenin üçüncü sayfa haberlerinden biri olarak görüp Mardin'e cenazeye gitmesiyle başlıyor hikaye. O kadar etkileyici bir hikayesi varki , hele ki günümüzün mülteci sorununu , insanların mahvolan hayatlarını , çoğu insanın inancını yanlış bildiği Ezidi halkının çektiği acıları o kadar içten anlatmışki etkisi altında kalmamak mümkün değil.Ezidileri ve Mezopatanya'yı öğrenmek isteyen birinin mutlaka okuması gereken bir kitap...
    Kitabın en sevdiğim yanı tarihin en fazla zulüm gören halkını Ezidileri ve inançlarını onlara saygı duyacak şekilde anlatmasıydı . Kendilerine " İnsanlık ağacının kırılmış dalıyız." Diyen Ezidi halkından inançlarını yanlış bildiğimiz , acılarını göremediğimiz , inançlarını küçümsediğimiz için özür dilermişcesine yazılmış bir kitaptı ...Meleknaz ve Hüseyin , Mardin ve Şengal Dağı mistik bir hikaye .

    Zülfü Livaneli'ne ayrı bir parantez açmak gerek... Bir insan nasıl bu kadar iyi bir yazar , şair , sanatçı , bu kadar karakterli bir insan olabilir . Hayatın her alanında bu kadar başarılı olabilir. Her kitabını hayran olarak okuyorum, her şarkısını hissederek dinliyorum, gündemle ilgi her köşe yazısını takdir ederek okuyorum iyiki böyle insanlar var dünyada ...

    "Tanrı dünyayı altı günde yarattı ve yedinci gün dinlenmeye çekildi, belki de yedinci gün hala sürüyor çünkü masumların , acı çekenlerin çığlıkları ulaşmıyor sana ve artık her şey güzel değil."
    Herkeste bir "Huzursuzluk"...
  • 1964 yılında ABD 'nin Newyok şehrinde akşam üstü Kity Genovese isimli bir kadın çok da ıssız olmayan bir caddede cinayete kurban gider.
    Bu olayda ilginç olan şudur:
    Kadına saldıran şahıs dakilarca kadına tecavüz etmeye çalışır başaramayınca darp eder, öldürmeye çalışır. Kadını yaralı halde bırakır. Bir süre sonra tekrar gelir ve kadını öldürür. Bu acı dolu korkunç süre bir saattir ve bir saat boyunca zavallı kadın çığlıklar atar yardım ister.
    Polis olay yerine gelir ancak resmi ihbar olaydan tam bir saat sonra yapıldığından geç gelmiştir, çevreyi inceler.
    Kadının öldürüldüğü bölgede olayı kimsenin duymaması imkansızdır.
    Çevre evleri incelediklerinde olayı 37 mahalle sakininin gördüğünü hatta bir kısmının sonuna kadar pencereden izlediğini ancak hiç biri ne olaya müdahale ettmiş ne de polis çağırmıştır.
    Bu olay sonrası bir polis şefi gazeteci arkadaşı ile konuşurken durumu anlatır.
    Gazetecinin ilgisini çeker ve bunu haber yapar.
    Haber sonrası Amerika da büyük infial olur.
    Psikologlar, psikiyatrisler, sosyologlar incelemeye başladığında şu durum ortaya çıkar:
    Olaya tanık kişilerin hepsi bir başkası mutlaka polise haber verir veya müdahale eder diye duyarsız kalmıştır.
    Kadın bu nedenle kalabalığın ortasında öldürülmüştür.
    Bu sosyal davranışa katledilen kadının adı ile Kity Genovese sendromu adı verilir.
    Evet, sosyal psikolojide biz , bu ve benzeri durumlara Kity Genovese sendromu diyoruz.
    Yaşananlara duyarsızlıktan çok, başkasına yükleme, bekleme, sosyal kaytarma
    Birisi çözer
    Birisi yardımcı olur işimize bakalım
    Biri mutlaka görmüştür
    Biri mutlaka dilekçe verir
    Düşünceleri ile sorun, problem ve sıkıntıları başkasına atmak.
    Sonuç mu?
    Etkisiz güçsüz, zayıf hatta sıfır tepkiye neden olur.
    Toplumsal refleks azalır ve zorba istediğini yapar.
  • Sait Faik bir kadının hikayesini anlatırsa böyle olur işte.Erkek gibi bir ablamızdır Nevin.Evli, kocası Özdemir.Özdemirden bahsetmeye lüzum yok,gazeteci deyip geçelim,lafını etmeye değmez.Nevin ablamız konsolus kızı, gavur Vildan Beyin biricik kızı.Nevin bir ara bir tiyatro kurar ilk oyundan sonra kapanır.Sonra istanbulun bir köyüne yerleşir.Sakin bir balıkçı köyü.Gavurun dul kızı serbestliğiyle köy halkının dedikodularının başrolü olur.Cemal,balıkçı tayfasından, Nevinin arkadaşı. Nevin hep böyle adamlardan hoşlanır otobüs muavini çocuk yada bizim Cemal gibi işte. "Küfür bilmez Cemal,konuşmak bilmez okumadı ki kereta,okusaydı da balıkçı olmasaydı.Balıkçı dediğin küfür etmeli,kavga etmeli" Balık gibi sessiz bir oğlan Cemal. "Cemal pısırıktır ama inatçıdırda, neme lazım durgun hava gibi yanına kimse sokulamaz.Darılırsa barışmaz.Erkektir, kiminle isterse gezer konuşur.
    Nevin çımacının koluna girer,götürür bahçeli kahveye, tavla oynar.Rum ağa Haralambonun oğlanla denizde yüzer.Rıdvan beyin oğlunu bisikletin önüne oturtur,çarşiyi boydan boya geçer.Hepsinide aşikare yapar. Bunda ne kötülük var be! Köyün kazanının başindakiler kusur bulurlar elbet hiç ateş olmayan yerden duman mı çıkarmış.Çıkar be beyamca çıkar, bu devirde heryerden duman çıkar.

    Konsolosun kızi,gazetecinin karısı,balıkçi Cemal'in "metresi" Nevin in saadet arayışı, aslında yaşamın saadetle bir ilgisi olmadığı,onsuz da başı sonu olmayan bi dünyada riyasız ve kıymetsiz, aldatmadan ve aldatılmış olmadan yaşanabileceğini düşünürken hayatına Ayşe olarak devam etmesiyle son bulur.
    Nevini görürseniz insanlık namına bana bildirmenizi rica ederim.

    Son bir şey,sadece Nevin'e.
    Kusuruma bamya be abla senide burda izinsiz yere kullandık.
  • Öncelikle Ebru Ince hanımın bu iletinde (bkz: Svetlana Aleksiyeviç (2015 Nobel Konusmasi))  Aleksiyeviç'in nekadar hümanist olduğu çok net bir şekilde anlaşılıyor ve tabi eserde yani yazdığı ilk kitaptada.. Ebru hanıma teşekkürler bu güzel ileti için...

    II. Dünya savaşının ruhlar tarihini anlatıyor sevgili Aleksiyeviç fakat savaştan soğutulduğu düşüncesine girenler olduğu için eserin yayınlanmasına karşı çıkılmıştı ama gerçekler çok daha derin kitabı okuduğunuzda bunu anlayabileceksiniz...!

    Aleksiyeviç'in 2015 Nobel Konuşmasından:

    "Çağımızın hurafeleriyle, ihtirasları ve aldanışlarıyla, gazeteler ve televizyonlarla kirlenmiş olan insan ruhuna ulaşmak zor."

    Hem gazeteci hem de yazar olan Svetlana hanıma fazlasıyla katılıyorum, düşünceleri de zaten beni çok etkiliyor..

    Kadın yok savaşın yüzünde böyle sanıyorduk bizler fakat kadın tam da savaşın kalbindeymiş üstelik çok ciddi konumlarda, paylaştığım alıntılardan da anlaşılmıştır.

    Eserde farklı farklı bir çok hayat hikâyesi okudum savaşa gençliklerini feda eden güzel kadınlarımın. Onlarda, hiç duymadığım görmediğim aşkları ve acıları gördüm.Sargı bezinden yada paraşütlerden yapılan gelinlikler, sokakta savaşın bağrında ölümüne öpüşen gençler, daha tüfeğin boyuna yetişemeyen cesur kızları gördüm.. Ben acılı analar da gördüm bu savaşta yavrularını o karmaşada tanıyamayan..
    Birlik ve beraberlikteki gücün sancılı doğuşunu gördüm, okumanızı çok isterdim ancak bu şekilde duygularım açığa kavuşabilir... Okumayı düşünenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum !!
  • Gazeteci: onu düşünüyorum dediğinizde ne anlıyorsunuz?
    Şair: onsuzluğu..
  • Bir gazeteci, kariyenin zirvesinde bir yöneticiyle görüşüyordu. Söyleşinin bir yerinde gazeteci:
    _Sizce başarının sırrı nedir? diye sordu.
    Cevap çok kısaydı:
    _İki kelimedir.
    _Peki o iki kelime nedir efendim?
    _Doğru kararlar.
    _Peki doğru kararlar nasıl alınır?
    _Bir kelimeyle.
    _O nedir peki?
    _Tecrübe.
    _Peki bu tecrübe nasıl elde edilir?
    _İki kelime ile.
    _Onlar nedir?
    _Yanlış kararlar.