• Spoiler içerir.

    Öncelikle belirtmek istiyorum ki MUHHTEEŞEEEM bir kitaptı. Gerçekten tek kelimeyle muhteşemdi. Hem sürükleyici hem akıcı bir dille yazılmış, merak uyandıran bir kitaptı. Gözlerim dayanabilseydi bir günde bitirirdim, zaten dün gece gözüm ağrıdığı için bırakıp yatmam zorunda kaldım ama yatamadım heyecandan ve sonunu merak ettiğimden. Ben açıkçası Ahmet'in şizofren olduğunu ve ne Mehmet'in ne de o aşkının gerçek olmadığını düşünmüştüm. Tahminim biraz tutmuş ama yanlış yerden. Mutlu bir son olmasını isterdim açıkçası, mesela gazeteci kızla beraber yaşamalarını falan. Ama zaten bu psikolojideki biri öyle bir hayat yaşasaydı kitap o ince gerçeklik çizgisini kaybederdi ve bu da kitabı sıradanlaştırırdı.

    Muhteşem bir kitap olmuş, emeğine sağlık Zülfü Livaneli..
  • ABD’li gazeteci Eric Schlosser’in yazdığı Hamburger Cumhuriyeti kitabında; ABD ve AB ülkelerinde ucuz yem üretme uğruna domuz, at, eşek, kedi, köpek ölülerinin artıklarının ve mezbahadan toplanan kanların, küçükbaş ve büyükbaş hayvan yemi üretiminde kullanıldığı, Türkiye’ye de ithal yolu ile bu ürünlerin yıllarca giriş yaptığı çarpıcı bir şekilde anlatılıyor.
  • 19 Mart 1943 Cuma
    Sevincimiz ancak bir saat kadar sürdü, ardından gelen düş kırıklığı sevincimizden eser bırakmadı. Türkiye savaşa girmemiş. Bakanları sadece yakında tarafsızlığın kaldırılacağından söz etmiş. Dam meydanında bir gazeteci "Türkiye, ingilizlerin tarafında" diye bağırmış. Gazeteler kapış kapış gitmiş. Bu sevindirici dedikodu bize kadar ulaştı.
    Anne Frank
    Sayfa 95 - Epsilon Yayınevi
  • Gazeteci araştırmadan haber yapar,
    Tarihçi belge kaynak göstermeden, araştırmadan yazar,
    Ve halk hiç sorgulamaz duyduğuna inanır;

    Bütün bu olumsuzluklara rağmen güzelsin sevgili Memleket!
  • İsmini sık duyduğumuz bir gazeteci yazar Haşmet Babaoğlu. Köşe yazılarını topladığı kitabı olmuş. Haliyle aşk, vefa, yalnızlık vs gibi hayatın içindeki duyguları sohbet havası içinde vermiş. Ara ara yaptığı alıntılar ayrı bir tat katmış. Bir solukta okunabilecek, hafif; deyim yerindeyse dinlenmelik bir kitap.
  • Gazeteci olamıyordum, yazar olamıyordum, iyi bir kadın bulamıyordum, ortalıkta kaşınan bir maymun gibi dolaşıp, hiçbir işe yaramıyordum.
  • Tuna'nın türküsü

    Tuna'nın türküsünü herkes dinlemeli, sadece tam olarak neresi olduğunu bilmeyen -nedendir bilmem araştırma merakı bile olmayan- ama dedelerim oradan göçmüş diyenler değil. Bakın Tuna'nın, balkanların yeri ben de başkadır ki bence herkeste olmalı sadece tarih biliminin ve geçmiş yılların tozlu sayfalarında unutamayız Tuna'yı, balkanları. İlber Hoca diyor ki "Balkanlar bizim, Osmanlı'nın anavatanıydı." Yine Kosova'da röportaj yapan bir gazeteci ile kosovalı genç arasında geçen şöyle bir diyalog izlemiştim.
    - Neredeyse benden iyi Türkçe kullanıyorsun.
    - Sen nerelisin
    - İstanbul
    - Türkler Kosova'ya İstanbuldan 100 yıl önce geldi, normal
    İlber Hocanın ne demek istediğini anlamışsınızdır umarım.
    Ben bir yörüğüm ama doğup büyüdüğüm yerde coğrafya nedeniyle çok fazla Balkan göçmeni insanlar vardı, ben onlara özenirdim hep. Yörük olmakla da gurur duyarım o ayrı ama memleketinde düğünlerde sürekli damat halayı çeken, hüzünlendiğinde debreli hasan, tuna nehri akam diyor dinleyen insanları, h'leri söylemeyen insanları görünce merak ve hayranlık uyanıyor insanda. Yüz yıl geçmesine rağmen değişmeyen bir şeyler ve özlem var anlaşılan ama merak yok. Bu arkadaşlarıma hep söylerim "Ulan ben sizin yerinize olsam şimdiye on kere gitmiştim nenemim, dedemin köyünü bulup, atalarımın yaşadığı yeri görmüş, gezmiştim" diye. İşte kitap tam beni burdan yakaladı. Tunahan isimli esas oğlanımız Deliorman'dan göçen ve Romanya cephesinde şehit düşen dedesinin mezarını bulmak ve eski memleketlerini gezmek için Romanya'ya gidiyor. Olaylar buraya gelene kadar biz Romanya cephesindeki dedenin, babasını hiç göremeyen oğlu Mustafa'nın, Mustafa'nın eşinin ve o vesileyle onun anne babasının Kırım günlerini ve oradan sürgünlerini de öğreniyoruz. Kitabın bu özelliği çok hoşuma gitti. Farklı farklı insanların farklı hikayelerini kendi ağızlarından dinliyoruz. Her bölüm ayrı bir hikaye. Ve burada kronolojik sıra güdülmeden yapılması bir bulmaca misali eksik parçaları okuyucunun kafasında tamamlıyor. Oturan taşlarla beraber hikayeden daha fazla zevk alıyorsunuz. Bir taraftan Kırım, bir taraftan Romanya, Bosna, Bulgaristan, Bursa derken arada adliye koridorlarına bile uğradığınız oluyor. Tarihi çok fazla seven ve yazımın başında belirttiğim gibi Balkanlara da fazla ilgisi olan biri olarak, kitapta karakterlerin hayat hikayelerine ve diyaloglara yerleştirilen bilgi ve anlatımlar kitapta en fazla hoşuma giden şeylerden biri oldu. Başlangıcı, sürgünler, yurdunu terk etmek zorunda kalmak ne kadar hüzünlüyse de Tunahan'ın hikayesi, arayışı ve hikayenin sonu gerçekten o kadar güzel ve sıcak ki insanı mutlu ediyor. Bu kitap ile ilgili yapılabilecek bir eleştiri varsa şudur; muazzam bir olay örgüsü ve senaryosu olan roman daha fazla ayrıntıya girilip daha uzun olsaydı kesinlikle çok ses getirebilirdi. Zira kurgusu da buna uygun. Ben Balkan göçmeni arkadaşlarıma Çağan Irmak'ın Dedemin İnsanları filmini önerirdim hep artık bu kitabı da önereceğim anlaşılan belki akıllanırlar biraz.

    Bir Gün

    Kitabın ikinci hikayesi Bir Gün ise hüzünlü bir aşk hikayesi, konusu itibariyle, bir kesimi özellikle daha fazla üzecek bir hikaye. Yavuz'un kısa dönem askerliğini bitirdiğinde kendisini almaya gelen arkadaşı Selim ile karadeniz sahil şeridinde yaptığı yolculukta geçmişini ve en büyük sırrını açıklamaya başlamasıyla sizinde hikayedeki yolculuğunuz başlıyor. Çok saf, temiz ve mutluluk içerisinde başlayan yolculuk bittiğinde içinizde büyük bir hüzün bırakarak kapatıyorsunuz kitabın son sayfasını. Tuna'nın Türküsü'ne göre daha kısa ve daha az konu olan bir hikaye. Olayların çoğunun geçtiği yer Samsun yazarın memleketi, buna çok dikkat ederim, hikayede mekan benim için çok önemli Mustafa Kutlu çoğu hikayesinde Erzincan'dan bahseder. Yine Bahadır Yenişehirlioğlu da çoğu kitabında mekan olarak Akhisar'ı kullanır. Bence yazarlar bunu yapmalı edebiyatı İstanbul'un da dışına çıkarmak lazım arada. Ee memleketçiyiz arkadaş ne yapalım.

    Son olarak birden fazla uzun hikaye ya da romanın aynı kitapta olmaması gerekir diye düşünüyorum. Ki bu kitaptakiler özellikle Tuna'nın Türküsü ayrı bir kitabı hakediyor. Tefrik edilse çok iyi olur bence.