• PATASANA...
    Değişik tarzda güzel bir kitap. Kitapta iki farklı zaman dilimi ve hikaye var. Gaziantep taraflarında kazı yapmakta olan arkeologlarin 3bin yıl öncesine ait saray yazmani Patasana 'nin yazdığı tabletleri bulur, arkeologlar o tabletleri çözer ve Hitit basyazmani Patasana' nin hayatı da kitapta anlatılır. Bi yandan da arkeologlarin kazı yaptigi bölgede gizemli cinayetler işlenir.
    Başta okurken sıkıldım açıkçası, ama sonra Patasananin imkansiz aşkı devreye girince kitap güzelleşti, birde cinayetler karışık bir hal alinca iki hikayede heyecanli bir hal aldı. kitabin Hitit dönemleri kisimini daha çok sevdim. Kitapta sevmedigim tek kısım kitapta ne kadar karakter varsa onlarin da aci bir hikayesi vardi, hepsini tek tek anlatıldı, hikayedeki karakterlerle kalmadi o karakterlerde tanıdıklarının aci hikayelerini de okuduk:)) baya kitap uzasin diye onun bunun hikayesine girilmiş gibi hisettim. Herneyse genel olarak güzeldi sonu da oldukça şaşırtıcı. O 3 cinayeti işleyen katilin o adam olacağı aklima bile gelmemişti çoğu kişiden suphelendim ama ondan suphelenmedim. Kitabi bu yüzden sevdim zaten sonu beni şaşırttı. Güzel bir Ahmet Ümit kitabiydi.
  • Şu an biraz kötüyüm, çünkü Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan’ın eşi Aysel Hanım, bana kısır ikram etti. Kısır tam nedir, anlayamadım, ama delirmiş
    gibi yedim. Üstüne şalgam suyu da içince baş dönmesi yaptı. Ben burada iki aya kalmaz, Mobidik gibi olurum, Mohini gibi olurum. Sürekli yemek, hep ikram…
  • Yine gördüm de aklıma geldi. Atatürk Gaziantep Bey Mahallesi'ne kayıtlıdır nüfusta. İnsan sırf bu sebepten Gaziantepli olduğu için gurur duyuyor ♡
  • Gaziantep' e giden arkeologların, ulaştığı Hitit kralının baş yazmanı Patasana' nın tabletlerinin kazıya damga vurmasıyla başlıyor kitap. Aslında kitabın iki yüzüdür bu; bir bölümde günümüz kazı ekibi Esra ve ekip arkadaslarının Patasana' nın tabletlerine ulaşma serivenleriyle bölgede baş gösteren cinayetler, diğer bölümde baş yazman Patasana' nın insanlığa bıraktığı hiyakesi. Hiç aşık olmaması gereken birine tutulan Patasana, kendinin, sevdiği kadının, kralının ve halkının sonunu nasıl getirdiğini anlatıyor. Ahmet Ümit' in bu kitabını okurken keyif aldım, dili ve olayları kurgulayışı, okudukça okuru kitaba bağlıyor. Özellikle geçmişten günümüze süren savaşların ve ölümün vahşeti üzerine verdiği mesajlar kitabı, tarihsel bir atmosfere sürüklüyor. Okurken bu son nereye varacak diyorsun ve yazar, seni şaşırtıcı bir son, güzel bir mesajla uğurluyor.
  • Üç şehrin nüfusuna kayıtlıydı .

    İzmir , Göztepe Mahallesi.
    Ankara , Hacıbayram Mahallesi.
    Gaziantep , Bey Mahallesi .
  • Şüphesiz ki Antep, yazılı tarihten önceki dönemlerden bu yana birçok medeniyete ve millete ev sahipliği etmiş, Mezopotamya'dan dünyaya yayılan  kültürü başka  coğrafyalara taşıma da transit görevi görmüş bir şehirdir. Genel olarak dünya tarihi içinde de büyük bir öneme sahiptir. Nuh peygamberin soyundan gelen zamanın Babil hükümdarı Pel'e isyan ederek Anadolu'ya Ermeni halkını, kültürünü taşıyan Hayg'ın torunlarına da yurtluk etmiş, Malazgirt savaşından sonra Anadolu'ya yavaş yavaş yerleşen Türklere de. -pek bilinmese de yüzyıllardır Kürtlere ve Yahudilere de.-  Yerleşik hayata geçildikten sonra kültür-sanat bağlamında birçok gelişme kaydedilen, ilk tarihi bulguların gün yüzüne çıkarıldığı sayılı coğrafyalardandır. Asıl mesele şu ki; bu gelişmeleri sağlayan milletlerin içinde Antep'te soykırıma uğramış Ermenilerin de bulunmasıdır. Antep'teki kazıların birçoğunda,  mitolojik motiflerde Ermenilerin izine de rastlanır. Tarım, ticaret, el işçiliği, heykelcilik, sanat, mutfak, düzenli şehirleşme, mimari ve birçok alanda ustalıklarının tartışılmaz olduğu tüm milletler içinde aşikar. Bugün, bu şehrin Unesco tescilli gastronomi şehri oluşunu tamamen Antep Ermenilere borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz. Tehcir sırasında, tehcirden muaf tutulanlar arasında Antepli Ermeni aşçılar da mevcuttu. Sadece gastronomi alanında değil; bakır işlemeciliği, kutnu dokumacılığı, peyzaj süslemeciliği gibi birçok alanda zanaatkârlardı.  Bir şehri tüm yönüyle geliştiren bir milletin, sadece gayrimüslim olduğu için ve zenginliğinden nemalanmak adına tehcire tâbi tutmak hiçte kabul edilir nedenler değil. Bu açgözlülük, ötekileştirmek, binlerce insanın canına mâl olmanın adını, gaza'ya ya da istiklâl'e bağlamak hiç kabul edilir değil. Bugün Antep, tehcir sonrası mal ve mülklerden faydalanan, zenginleşen insanların torunlarına ev sahipliği yapıyor. Kitapta bu açgözlü 'Kişizâde'lere bolca yer vermiştir. Her geçen gün sokaklarında yürüdüğüm bu şehrin tarihini öğrendikçe utancımdan girecek yer arıyorum.

    Antep Ermenilerinin tehciri Anadolu'da en geç gerçekleşen tehcirlerdendir. Hükümet, tehcir için ortada bir sebep bulamıyordu. tâ ki 2 Ağustos 1915 tarihine kadar. Gecikiyor olmasının nedeni bazı görevini lâkıyla yapan yöneticiler sebebiyle idi. Bu tarihe kadar hiçbir sorun vuku bulmuyordu. Bir sorun yaratmak, sorun varmış gibi devlet erkanlarını zor durumda koymak tamamen kadılar ve yerel yöneticilerin göreviydi. Tehcir, merkezden uzak köylerin boşaltılmasıyla başladı.

    Antep'teki Ermeni Tehcirini sistematik bir biçimde yürüten 1915 İttihat ve Terakki Antep kulübü ve Halep Jön Türkler cemiyeti, boşalan birçok Ermeni yerleşkesine Türkmen muhacir yerleştirerek , içinde birçok milleti barındıran bir şehri Türkleştirme politikaları yürütmüştür. 1915 tehcirindeki birincil amaç Türkleştirmek ve tehcir sonrası bu halktan arda kalanlardan faydalanmaktı. Bunu buraya rahatlıkla yazıyorum, çünkü; boşalan birçok Ermeni köyünü ziyaret edip, buraya yerleştirilen muhacirlerin çocuklarından, torunlarından bunları da dinlemiştim. Antep'teki Ermenilerin Tehciri için hiçbir sebep bulamayan hükümeti azdırmakta,  kadılar (Din adamları) ve yerel siyasilerin göreviydi. Her geçen gün Ermenileri topyekûn göndermenin planları yapılmakta, Antepli Ermeni aydınları uzak topraklara sürgüne gönderilmekteydi. Kadılar, müslüman halkın kadınlarını taciz etmekle suçlamakta, siyasiler ise Ermenilerin çeteler oluşturup köy köy insanlara eziyet ettiğini hükümete telgraflar ile beyan ediyordu. Dönemin Antep mutasarrıfı Mehmet Şükrü Bey ve Askerî kumandan Hilmi Bey, Antep'teki Ermenilerin tehciri için ortada hiçbir neden olmadığını merkezî hükümete rapor ediyordu. Ali Cenani ve diğer kana kana tehcir isteyen taraflar bu iki zat-ı muhteremi Ermenileri korumakla ve etnik sempatizanlıkla suçluyordu. Yerel yöneticilerin çoğunlukta olduğu bir grup bu iki ismin tutuklanmasını istiyordu. Mehmet Şükrü Bey, Çankırı'ya sürgüne gönderilmişti. Askerî sorumlu olarak görevlendirilen Hilmi Bey ise yerinde bir karar alarak görevinden istifa etmişti. Mehmet Şükrü Bey'in yerine ise tam bir tehcir yanlısı, şehirde tek bir Ermeni bile görmek istemeyen Ahmet Faik gönderilmişti. Tehcir için uygun bir ortam yaratan yerel yöneticiler artık tamamen tehcire odaklanmış,  Ermeni yerleşkelerinden gelecek olan ganimetin hesaplarını yapmaktaydı. Antep'e gelir-gelmez Ali Cenani ile tehcir sürecini hızlandırmakta, Ermenilere karşı sert ve radikal siyasalar uygulamaktaydı. İttihak ve Terakki kurucularından Ali Cenani (TBMM 1922 Gaziantep Milletvekili, Ticaret Bakanı), Nizip'te bulunan, en büyük ve en zengin Ermeni köylerinden olan Orul Köyünün ağasını kendi çiftliğinde misafir ediyordu. Niyet, buradaki Ermenileri sessiz sedasız bir şekilde tehcir etmek, Orul Köyü ağasının Halep'teki mallarına rahat bir şekilde el koymaktı. Bu tutumundan dolayı Ali Cenani gibi kana susamış, açgözlü biri Ahmet Faik tarafından Ermenileri korumakla suçlanıyordu. Böylesi çelişkilerle dolu insanların kararlarının kadim ve saygın bir milleti etkilemesi gerçekten üzücü. Mondros Ateşkes antlaşmasından sonra Ali Cenani ile karşılaşan Mustafa Kemal, Ali Cenani'ye buradaki sorumluluğu teklif etmişti. Ali Cenani, Suriye tarafında kalacak olan mallarının bekâsını düşünerek bu teklifi geri çevirmişti. Kuvâ-yi Milliye döneminde ise şehire İngiliz askerleri girmişti. Ali Cenani ve diğer tehcirden sorumlu failler hakkında yakalatma kararı verilmişti. Sorgulandıkları süre içerisinde yine bu askerî güçler tarafından kabul görmek için binbir dereden su getirmişlerdi. Gel gelelim ki bugün bu insanların Antep'te heykelleri dikili durmakta, kahraman gösterilmekte.

    Kısa tutmak istiyorum.

    Keşke diyorum; keşke bu insanların kanı düşmeseydi bu topraklara, elimizde izi kalmasaydı. Belki bugün ülke daha ileride ve daha renkli olabilirdi. Birçok uygarlığın savaşından yara almış bu coğrafya, bir ulusu daha barındırabilirdi. Birkaç insanın kendi bekâsı için, bir coğrafyayı tek-tipleştirmek için bunca insanın canı bu topraklara düşmemeliydi. Ne var ki Türkiye Tarihinde bu tehcir kara bir leke olarak kalmaya devam edecektir.

    Kitap, 1915 Antep'i hakkında geniş bilgi veriyor. Birçok kaynaklardan ve fotoğraflardan yararlanmıştır. Kitaptaki iddialar arşivlerden kaynaklar gösterilerek desteklenmiştir. Taraflı yazıldığını düşünmüyorum. Gayet objektif ve nesnel bir bakış açısıyla ele alınmış. 1915 tehciri faillerini tüm yönüyle ele alarak okunulası bir çalışma ortaya konulmuştur. Okuyacak olana şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
  • 2-6 Ekim Muş.
    7-14 Gaziantep.
    15-16 Maraş.
    17-20'si (nasipse) İstanbul.
    Sonra da Van.

    Güzergâh üzeri arkadaşlar kitaplarını kapıp gelebilirler. Çaylar da benden ha :).