• 1920 Anadolu Ajansı
    1923 Türkiye Turing Ve Otomobil Kurumu
    1923 Türkiye Şeker Fabrikaları
    1923 Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş.
    1924 Gölcük Tersanesi
    1924 Devlet Demiryolları
    1924 T.C. Ziraat Bankası A. (Ziraat Bankası’nın Şirketleşmesi)
    1924 Türkiye İş Bankası
    1924 Türk Kadınlar Birliği
    1924 Cumhurbaşkanlığı Orkestrası
    1924 Türkiye Tütüncüler Bankası
    1924 Anadolu Sigorta
    1924 Bursa Karacabey Harası
    1924 Topkapı Sarayı Müzesi
    1924 Cumhuriyet Gazetesi
    1925 Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti)
    1925 İstanbul Liman İşleri İnhisarı
    1925 Eski Eserler Ve Müzeler Genel Müdürlüğü
    1925 İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş
    1925 Gazi Orman Çiftliği
    1925 Eskişehir Cer Atölyeleri
    1925 Sanayi ve Maadin Bankası
    1925 Adana Mensucat Fabrikası
    1925 Adana ve Bergama Müzeleri
    1926 Türk Telsiz Telefon Şirketi
    1926 Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi
    1926 İstanbul’da İnşaat Demiri Üreten İlk Haddehane
    1926 Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri
    1926 Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri
    1926 Devlet İstatistik Enstitüsü
    1927 Demiryolları Ve Limanlar Genel Müdürlüğü
    1927 Ankara-Kayseri Demiryolu
    1927 Emlak Ve Eytam Bankası
    1927 Samsun-Havza-Amasya Demiryolları
    1927 Eskişehir Bankası
    1927 Ankara Arkeoloji Müzesi Ve Sivas Müzesi
    1927 Köy Öğretmen Okulları
    1927 İzmir Müzesi
    1928 Anadolu Demiryolu Şirketi Yabancılardan Satın Alınması
    1928 Ankara Çimento Fabrikası
    1928 Ankara Numune Hastanesi
    1928 Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü
    1928 Türk Eğitim Derneği (Ted)
    1928 İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası
    1928 Amasya-Zile Demiryolu
    1928 Malatya Elektrik Santralı
    1928 Kütahya-Tavşanlı Demiryolu
    1928 İstanbul’da Üsküdar, Bağlarbaşı Ve Kısıklı’da Tramvay Hatları Tesisi
    1928 Ankara Palas Oteli
    1928 Gaziantep Mensucat Fabrikası
    1929 Mersin- Adana Demiryolunun Yabancılardan Satın Alınması
    1929 Ayancık Kereste Fabrikası
    1929 Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı
    1929 Fatih-Edirnekapı Tramvay Hattı
    1929 Haydarpaşa Limanı’nın Yabancılardan Satın Alınması
    1929 Kütahya-Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı Demiryolları
    1929 Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası
    1930 Ankara Sivas Demiryolu Hattı
    1930 Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası
    1930 Ankara Ziraat Enstitüsü
    1930 Kayseri-Şarkışla Demiryolu
    1930 Ankara Etnografya Müzesi
    1931 Bursa- Mudanya Demiryolunun Yabancılardan Satın Alınması
    1931 Gölbaşı-Malatya Demiryolu
    1931 Bölge Sanat Okulları
    1931 Tekel Genel Müdürlüğü
    1931 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
    1931 Türk Tarih Kurumu
    1932 Devlet Sanayi Ofisi
    1932 Samsun- Sivas Demiryolu
    1932 Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası
    1932 İzmir Rıhtım İşletmesi’nin Yabancılardan Satın Alınması
    1932 Türkiye Sanayi Kredi Bankası
    1932 Kütahya-Balıkesir Demiryolu
    1932 Ulukışla-Niğde Demiryolu
    1932 Halkevleri
    1932 Türk Dil Kurumu
    1933 Sümerbank
    1933 Adana-Fevzipaşa Demiryolu
    1933 Ulukışla Kayseri Demiryolu
    1933 İller Bankası
    1933 İstanbul Üniversitesi
    1933 Zonguldak Yatırım Bankası
    1933 Kayseri Milli İktisat Bankası
    1933 Samsun- Çarşamba Demiryolu Hattının Yabancılardan Satın Alınması
    1933 Halk Bankası
    1933 Yüksek Ziraat Enstitüsü
    1934 Bandırma-Menemen-Manisa Demiryolunun Yabancılardan Satın Alınması
    1934 Keçiborlu Kükürt Fabrikası
  • 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Bosna Hersek'de yardıma muhtaç yerli halka askerlerimiz yardım kolileri götürüyor ve teslim ediyorlar. Sonra bir haber geliyor ve diyorlar ki bir teyze vardı unutmuşuz onun evi biraz yüksekte ve o yardım almadı acaba oraya götürür müsünüz?

    Hay hay diyorlar ve askerlerimiz koliyi sırtına alıp çıkıyorlar eve kapıyı çalıyorlar. Kapı açılıyor ve bir teyze açıyor kapıyı ve görür görmez soruyor:

    - Türk müsünüz? Geleceğinizi biliyordum...

    Diyoruz ya bizim El Bab'da ne işimiz var, bizim Halep'te ne işimiz var diye. İşte biz oraya gitmiyoruz ki tarih bizi çağırıyor... TÜRK BEKLENİLENDİR!

    Göktürklerden, Hunlara, Selçuklulardan, Osmanlı'ya bir zamanlar üç şehir olan devlet üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk halini alıyor. Alıyor ama oturduğu yerden, kılıç sallamadan değil; canıyla, kanıyla ödeyerek alıyor. Nice şehitler veriliyor, nice badireler atlatılıyor.

    Gaziantep'te Azap Osman adında bir Türkmen kuvayı milliyeye katılmak istiyor fakat diyorlar ki maalesef silahımız yok. Alırsınız diyor. Ama para da yok diyorlar. Bunun üzerine evine giden Azap Osman küçük kızını alıp Halep'e geçiyor ve kızını birkaç kuruş karşılığı evlatlık verip kendisine o parayla silah alıyor ve diyor ki silah benden mermi sizden olsun...

    Bu ülke imanla, sevdayla, kanla, canla kazanıldı ve ne yazık ki hala toprağı bir avuç içi kadar, nüfusu bir ilimiz kadar olan ülkeler ülkemize kafa tutuyor. Neden? Çünkü Türk olmak sayısız imparatorluk kurmak ve sayısız imparatorluğu da yerle yeksan etmektir.

    Bizim geleceğimizi bekleyenler var diyor yazar. Evet bizim vefamızı, sevdamızı kendisine umut bilen binler varken bizler bu ülkeye değil bu dünyaya karşı sorumluyuz.

    Unutmayın TÜRK BEKLENİLENDİR...

    VEFALI TÜRK GELDİ YİNE
    SELAM TÜRK'ÜN BAYRAĞINA
    🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
  • Birtakım adamlar hem milliyetçiliğin virüs olduğundan bahsediyorlar hem de Rumeli’den gelenlere bîmanâ ve akılsızca imalarda bulunuyorlar. Basının bazı sütunlarında laf edenler, Rumeli’den gelenler yerine Suriyeliyi tercih ediyor görünenler var. Türk basınının sicilindeki pozisyonları belli. Sözde Müslüman mürşidi görünmelerine rağmen milli şairimiz Mehmed Âkif’e bile dil uzatacak kadar şaşkınlar. Ondaki irfan ve bilgiden habersiz echel alayı.

    BASINDAKİ makaleleri okumaya başladığım zaman dehşet içinde kaldım. Birtakım adamlar hem milliyetçiliğin virüs olduğundan bahsediyorlar hem de Rumeli’den gelenlere bîmanâ ve akılsızca imalarda bulunuyorlar. Şunu hemen peşinen söyleyeyim: Rumeli’den son gelen muhacirler kendileri de gelmedi. Mücrim ve kıt akıllı Todor Jivkov ekibinin aklınca Bulgarlaştırma kampanyasından sonra 1989’da sınır kapımızın önüne konuluverdiler. Sayıları 350 bindi. O günlerde de birtakım densizler konuşuyordu, “Bu gelenleri ne yapacağız? İçleri ajan dolu” diye. Rumeli Türkiye’si nedir, Osmanlı İmparatorluğu nerede kuruldu? O boş toprakların nüfusunu dolduran Orta Anadolu sürgünleri ne? Anlat ki anlayan çıkarsa...

    KURTULAMAZSIN

    Türklerin üzerinde büyük bir tarihi yük vardır. Üstelik bunu yurtdışında yaşayanlar daha iyi bilirler, her köşede bihaber Türk’ün olur olmaz adamlar tarafından sorguya çekilmesi şeklinde de tezahür eder. Hiç de milliyetçilikle alakası olmayan bazı arkadaşlarımız ABD’ye göçtükten 40 yıl sonra beni konferanslara çağırmaya başladılar. Hiçbirine gidemedim. “Şu şu eserleri bastırıp okuyun” dedim. Okudular mı okumadılar mı bilmiyorum. Geçen sene Chicago ve Los Angeles’taki konferans turunda gördüm ki ABD’ye göçmekle ve Amerikalılığı benimsemekle bu Türklüğün yükünden kurtulamıyorsun.

    ‘AHMAK’ DERLER

    Anadolu’da, öteden beri gelen göçmenlerle rekabet, istenmeyen misafir havası vardır ama şunu da söyleyelim, bizim buralardan Yunanistan’a göç edenlere göre ister Anadolu Rum’u, ister İstanbul Rum’u ve tabii Karamanlı Hıristiyan Türkler (Karaman Rumları) kadar sıkıntı çekmedikleri de bir gerçektir. Şimdi yeniden bu “muhacir” lafı piyasaya çıktı. Hiç kimsenin Avusturya’da Südet Almanlarına veya Hırvatistan’dan gelip yerleşen etnik Avusturya Almanlarına dil uzattığını görmedim. Böylesine herkes “ahmak” diye bakar. Ama burada zaman zaman ya kahve konuşmalarında ve de şimdi olduğu gibi basının bazı sütunlarında laf edenler, Rumeli’den gelenler yerine Suriyeliyi tercih ediyor görünenler var. Türk basınının sicilindeki pozisyonları belli. Sözde Müslüman mürşidi görünmelerine rağmen milli şairimiz Mehmed Âkif’e bile dil uzatacak kadar şaşkınlar. Ondaki irfan ve bilgiden habersiz echel alayı. Mühim değil. Ayrım galiba kayboldu zannedilen etnik duygulardan ileri geliyor.

    YÜZ GÜLDÜRDÜLER

    Yukarıda sözünü ettiğim ve bunlar da nereden çıktı denen Bulgaristan Türk’ü geldi, yüzümüz güldü. Önce kendi mesleğimden başlayayım. Her sene yaptığım genel kültür imtihanlarında en mükemmel notları Bulgaristan’dan gelenler alıyordu. Türkçeleri de düzgündü, Rusça ve Bulgarcanın dışında İngilizce veya Fransızcayı bilenler vardı. Hele talebenin birini iki kürsü asistan olarak istemişti. Yazlık tatil için on binlerin yığıldığı kasabalarda iyi marangoz, elektrik tesisatçısı, hastanelerde sağlık memuru ve hemşire bir lüks addedilirken bu ara meslekler bile onların sayesinde doldu. Türkiye’ye Rumeli Türk’ünün getirdiği tarımsal alandaki katkılar, Bursa’da sanayi kurulurken ehliyetli usta ve işçilerin çıkışı İkinci Cihan Harbi’nden sonraki göçlere bağlıdır. İtildikleri Bulgaristan’da ise o yıllarda görülmemiş sıkıntılar başladı. İspanya Yahudileri ve Müslümanları atınca ne çektiyse Fransa’nın en akılı evlatlarını yani Protestanlarını, Nantes Fermanı’nın (13 Nisan 1598) 14. Louis devrinde kaldırılmasından sonra Prusya’ya kaptırması böyledir. Bu sosyal kanun hep böyle işler.

    RUMELİ’DEKİ ANAVATAN

    Muhacir denen kitleler imparatorluğun ana unsurudur. Eğer imparatorluk Balkanlar’da kurulup sağlam bir Anadolu nüfusunu oraya yerleştirmese, Anadolu Türklüğü daha Emir Timur istilasından sonra ortadan kalkardı. 15. yüzyılda Osmanlı kendini Fetret Devri’nden sonra restore ettiyse bu Rumeli sayesindedir. 1912-13 Balkan Harbi’nde malum sebeplerle Rumeli elimizden çıktı. Bizler Balkan Savaşı’nda imparatorluğu değil Rumeli’deki anavatanı kaybettik. Bunun etkisi olumlu ve olumsuz olarak nesiller boyu sürdü. Yeni cumhuriyetin kuruluşu ve ideolojisinde elbette ki Balkanlılar hâkim unsurdur. Hiç istatistiklere bakıyor muyuz? Daha doğrusu tespit ettik mi? Birinci Cihan Harbi’nde ve İstiklal Savaşı sırasında MM grubunda ve Teşkilat-ı Mahsusa’daki üyelerin çoğu, fedailer neredendir? Ordu saflarındaki sayılara dikkat ettiniz mi?

    BU ÇİLE MECBURİDİR

    Geçen sene Gelibolu saha komutanımız yeni bulunan mezarlardaki Rumelili delikanlıların isimlerini veriyordu. Anadolu da bütün gücüyle imparatorluk için savaştı, herkes gibi ve son anda yük onun üstünde olduğu için belki de diğerlerinden fazla ama Türkler hiçbir zaman Türkiye’yi rahatlıkla elde edemediler. Zaten ettirmezlerdi. Bu toprağın üyesi olan insanlar bu zorlu çileyi çekmek zorundadır. Büyükelçi Zeki Kuneralp’in eşini kaybettiği Madrid faciasından sonra görevine devam ederek yerinde kalması bütün İspanya’da bir saygı uyandırmıştı. Hizmeti bitip Türkiye’ye geri dönerken büyük bir törenle uğurlandı ve orada dercettiği cümle bir yafta olmalıdır: “Türk olmak çok pahalıdır ama bir imtiyazdır.” Elbette ki Suriyeliler içinde Türkiye’ye intibak edenler var. Hatay Valimizden Türkiye erkek ayakkabısı sektöründeki patlamanın Suriyelerin sayesinde olduğunu dinledik. Gaziantep Sanayi Odası’dan bir beyefendinin “İşimiz iyi, 35 kâğıda işçi var”(!) dediğini de hatırlıyorum. Şirket kuranlar, çalışanlar var. Herkes bir değil ama maalesef asayişe dikkat etmeyen, hiç değilse şu an burada misafir olduğunu unutanlar da çok. Bunu ne Osmanlı İmparatorluğu’nun bitiminde gelen Rumelililerde ne de İkinci Cihan Harbi’nden sonra gelenlerde görürüz. Ülkenin bazı yerleri bazı zamanlarda askerlik yapamaz. Rusya, Cihan Harbi’nin başında Sarıkamış’taki faciadan sonra Doğu Karadeniz bölgesini kolayca istila etti. Buradaki nüfusun istisnalar dışında ahz-ı askerle orduya alınması mümkün değildi. Girit’te, Balkanlar’da yerli Hıristiyan nüfusla çatışan, çarpışan insanların bazısı Balkan Harbi’nden hemen sonra geldiler, askere de gittiler. Bazıları da maalesef Cumhuriyet’ten sonra mübadeleyle gelebildiler. Uzun bir sulh devri yaşıyoruz ama güney sınırımızda herkes askerlik yapıyor.

    ABARTMA, DIŞLAMA

    Suriye nüfusunun kalitesini çok abartmaya gerek yok. Hiç şüphesiz ki dışlamaya da gerek yok. Biz farklı toplumların insanıyız. Ezbere konuşmayalım. Topluma intibak sadece bir tarafın fedakârlığıyla değil herkesin uyumuyla sağlanır. Bazı toplumlar muhacerette yaşarken uyum gayreti içinde değil, bazılarının da muhatabını yönlendirme kabiliyeti yok. Türkiye’de muhacir Suriyelilerin ve yerli halkın bu kalıba uyduğu gerçek.
  • Şair, yazar Onat Kutlar, PKK tarafından katledildikten sonra sonsuzluğa uğurlanmıştı.

    30 Aralık 1994 akşamı Taksim’deki The Marmara Oteli'nin kafesinde terör örgütünün patlattığı bomba Onat Kutlar ile arkeolog Yasemin Cebenoyan'ın ağır yaralanmasına yol açmış, Yasemin Cebenoyan olay yerinde yaşamını yitirmişti. Onat Kutlar ise 11 Ocak 1995 günü tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti.

    ONAT KUTLAR KİMDİR?

    Onat Kutlar, 25 Ocak 1936 tarihinde Alanya'da doğdu. Tam adı Mehmet Arif Onat Kutlar. Aslen Gaziantepli. Ali Rıza Kutlar ve Meliha Kutlar’ın oğlu. Babası bir hakim olduğu için önce Malatya ve İzmir’den sonra 6 yaşında taşındıkları Gaziantep’de çocukluğu ve gençliği geçti. İlk ve orta öğrenimini Gaziantep'te tamamladı. Gaziantep Lisesinin çıkardığı "İlke" adlı dergide ilk öyküleri yayınlandı. 1954 yılında Gaziantep Lisesinden mezun oldu.

    Felsefe okumak için istanbul'a gitti, ama Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü'ne girdi. Bir yıl orada okuduktan sonra, ayrılıp İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu, son dersinin sınavına girmeyerek okuldan ayrıldı ve felsefe okumak üzere1961 yılında Paris'e gitti. İki yıl sonra döndüğünde bir süre Doğan Kardeş Dergisi'nde çalıştı. İstanbul Hukuk Fakültesi ilk sınıfında okurken, arkadaşları Erdal Öz, Kemal Özer, Adnan Özyalçıner, Hilmi Yavuz, Doğan Hızlan, Konur Ertop'la birlikte a dergisinin kurucuları arasında yer aldı.



    1952’de çeşitli dergilerde çıkan şiir ve hikâyeleriyle tanınmaya başlayan Onat Kutlar, edebiyattaki özgün yerini ödül kazanan "İshak" adlı öykü kitabıyla aldı. 1959 yılında yayınladığı "İshak" adlı öykü kitabı ile 1960 yılında Türk Dil Kurumu ödülünü kazandı. 1965 yılında Türk Sinematek Derneği'ni ve Yeni Sinema dergisini kurdu. 1965-1976 yılları arasında, Türkiye'ye dünya sinemasının kapılarını açan Türk Sinematek Derneği'nin başkanlığını yaptı.

    "Yusuf ile Kenan", "Hazal" ve "Hakkâri'de Bir Mevsim" adında üç tane senaryo yazdı ve çekilen filmlerle yurtdışı ve yurtiçi festivallerde birçok ödül kazandı. 1975 yılında Polonya tarafından Kültür Madalyası ile ödüllendirildi. 1985 yılında Berlin Film Festivali'nde jüri üyeliği yaptı. İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulu'nda ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulu'nda görev yaptı. 1978’de, Kültür Bakanlığı Sinema Yapım ve Gösterim Merkezi’nin kuruluş çalışmaları içinde yer aldı.

    1989’da, İranlı şair Füruğ Ferruhzad’ın şiirlerinden bir seçmeyi Celal Hosrovşahi ile birlikte çevirerek Sonsuz Günbatımı adıyla yayımladı. Unutulmuş Kent adılı şiir kitabı 1996’da Fransa’da Rauyamont Vakfı tarafından yayınlandı. 1994 yılında Fransız hükümetince, "L'Ordre des Arts et des Lettres" ödülü verildi. Meydan, Yeni Sinema, Milliyet Sanat, Papirüs, Gösteri gibi dergilerde çıkan sinema yazılarını Sinema Bir Şenliktir’de bir araya getirdi. Cumhuriyet gazetesindeki yazıları ölümünden sonra Gündemdeki Konu (1995) ve Gündemdeki Sanatçı (1995) adlarıyla kitaplaştırıldı.

    30 Aralık 1994'te The Marmara Otel'in pastane katına yapılan bombalı saldırı sonucunda ağır yaralandı. Ardından 11 Ocak 1995'te kurtarılamayarak vefat etti.

    Ölümünden sonra, Cumhuriyet'te yazdığı yazılardan derlenen iki kitabı çıktı: Gündemdeki Konu (1995), Gündemdeki Sanatçı (1995).

    Onat Kutlar, 1964 yılında evlendi. Bu evliliğinden Gazel ve Mazlum adında iki oğlu var. Onat Kutlar, 30 Aralık 1989 tarihinden beri Filiz Kutlar ile evliydi.

    ONAT KUTLAR'IN MİNİ BELGESELİ: SİNEMA GÜNLERİ'NDEN İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'NE




    ONAT KUTLAR'IN ESERLERİ

    1959 - İshak, (öyküler)
    1984 - Sinema Bir Şenliktir, (denemeler)
    1985 - Yeter ki Kararmasın, (denemeler)
    1986 - Bahar İsyancıdır, (denemeler)
    1981 - Peralı Bir Aşk İçin Divan, (şiirler)
    1986 - Unutulmuş Kent, (şiirler)
    1995 - Gundemdeki Sanatçı
    1995 - Gundemdeki Konu

    ONAT KUTLAR'IN SENARYOLARI

    1995 - Yer Çekimli Aşklar
    1983 - Hakkâri'de Bir Mevsim (senaryo, Ferit Edgü ile birlikte)
    1979 - Hazal
    1979 - Yusuf ile Kenan

    ONAT KUTLAR KİTAPLARI

    -SENARYOLAR - ÜÇ SENARYO ÜÇ SİNOPSİS
    -UNUTULMUŞ KENT
    -KARAMEKE (BÜTÜN YAPITLARI)
  • TÜRKİYE'DEKİ İLLERİN MEŞHUR YERLERİ/YİYECEKLERİ

    1. ADANA - Kebap, Şalgam, Pamuk
    2. ADIYAMAN - Nemrut Dağı, Cendere Köprüsü
    3. AFYONKARAHİSAR - Kaymak, Sucuk, Mermer
    4. AĞRI - Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü
    5. AKSARAY - Ihlara Vadisi,Eğri Minare, Yılanlı Kilise
    6. AMASYA – Elma,Borabay Gölü, Amasya Kalesi
    7. ANKARA - Anıtkabir,Tiftik Keçisi,Ankara Kalesi
    8. ANTALYA - Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları
    9. ARTVİN -Kafkasör Şenlikleri, Çoruh Nehri, Karagöl – Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları
    10. ARDAHAN – Çıldır Gölü, Kaşar Peyniri,Kesme aşı, Kaygana
    11. AYDIN - İncir,Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri, Kuş Adası
    12. BALIKESİR - Höşmerim Tatlısı, Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini,Kaz Dağları
    13. BARTIN - Amasra Kalesi,İnkum Plajı, Bartın Çayı
    14. BATMAN - Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi
    15. BAYBURT - Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri
    16. BİLECİK -Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu
    17. BİNGÖL - Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi
    18. BİTLİS - Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Büryan Kebabı
    19. BOLU - Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri,
    20. BURDUR - Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri
    21. BURSA - Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri,
    22. ÇANAKKALE - Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı
    23. ÇANKIRI - Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri
    24. ÇORUM - Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi
    25. DENİZLİ - Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti,Karahayıt Kaplıcaları
    26. DİYARBAKIR - Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları
    27. DÜZCE - Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı
    28. EDİRNE - Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri
    29. ELAZIĞ - Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü
    30. ERZİNCAN - Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği
    31. ERZURUM - Cağ Kebabı,Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi
    32. ESKİŞEHİR - Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı,Tarihi Odun Pazarı Evleri
    33. GAZİANTEP - Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri
    34. GİRESUN -Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi
    35. GÜMÜŞHANE - Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı
    36. HAKKARİ - Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale)
    37. HATAY - Künefe,Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları,Biberli ekmek, Kağıt kebabı
    38. IĞDIR - Kayısı, Pamuk Üretimi,
    39. ISPARTA - El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Gül,Davraz Dağı Kayak Merkezi
    40. İSTANBUL - İstanbul Boğazı,Ayasofya Müzesi,Sultanahmet Camii,Kız Kulesi,Galata Kulesi
    41. İZMİR - Kordon,Boyoz,Kumru,Lokma,İzmir Köftesi,Tire Kebap, Ekmek Dolması
    42. KAHRAMANMARAŞ - Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları,Maraş Kalesi
    43. KARABÜK - Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu
    44. KARAMAN - Karaman Koyunu,Yunus Emre Camii,Lal Hamamı
    45. KARS - Kars Kazı,Sarıkamış Kayak Merkezi
    Kars Kalesi
    46. KASTAMONU - Taşköprü Sarımsağı,Kuyu Kebabı,Çekme Helva
    47. KAYSERİ - Kayseri Pastırması,Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti
    48. KIRIKKALE - Silah Müzesi ve Fabrikaları
    49. KIRKLARELİ - Dupnisa Mağarası, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri
    50. KIRŞEHİR - Ahi Evran Heykeli,Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Mucur Yeraltı Şehri
    51. KİLİS - Kilis Yorganları
    52. KOCAELİ - Pişmaniye,Değirmendere Fındığı,Kandıra Yoğurdu
    53. KONYA - Mevlana Türbesi,Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti,
    54. KÜTAHYA - Kütahya Çinisi, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi,
    55. MALATYA - Malatya Kayısısı,Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri
    56. MANİSA - Mesir Macunu,Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma'nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri
    57. MARDİN - Kaburga Dolması,Mardin Kalesi, Taş Evleri
    58. MERSİN - Tantuni,Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu
    59. MUĞLA - Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi
    60. MUŞ - Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü
    61. NEVŞEHİR - Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbes
    62. NİĞDE - Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu
    63. ORDU - Fındık,Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası
    64. OSMANİYE - Yer Fıstığı,Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri,
    65. RİZE - Çay,Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı
    66. SAKARYA - Islama Köfte,Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri
    67. SAMSUN - Atatürk Anıtı,Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi
    68. SİİRT - Siirt Fıstığı,Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi
    69. SİNOP - Tarihi Sinop Cezaevi,Sinop Kalesi
    Sinop Balatlar Kilisesi
    70. SİVAS - Kangal Köpeği,Buruciye Medresesi, Gök Medrese,Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri
    71. ŞANLIURFA - Çiğ Köfte, Göbekli Tepe,Harran Şehri, Balıklı Göl
    72. ŞIRNAK – Hz. Nuh Kabri,Kutlık,Perde Pilavı
    73. TEKİRDAĞ - Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi
    74. TOKAT - Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası
    75. TRABZON - Trabzon Ekmeği,Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı
    76. TUNCELİ - Munzur Vadisi Milli Parkı,Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri
    77. UŞAK -Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye'deki İlk Şeker Fabrikası
    78. VAN - Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi
    79. YALOVA - Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi
    80. YOZGAT - Testi Kebabı,Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları
    81. ZONGULDAK - Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

    Güzel Ülkemin güzel şehirleri. Bunlar şehrin adını duyduğumuzda aklımıza gelen meşhur şeylerden birkaçıdır. Tabi ki her şehrin meşhur yerleri ve yiyecekleri bundan kat kat fazladır.

    Bu bilgileri derlemek ve paylaşmak istedim. Bu vesile ile Ülkemin farklı şehrinden olan herkese selam ve saygılarımı gönderiyorum. :)
  • 250 syf.
    ·10/10
    Atlas'ın Kasım sayısında Gaşerbrum II zirvesine tırmanışı konu ediyor. Pakistan’da, yüksekliğiyle göğü delen beyaz, dev bir üçgen piramit. Dünyanın en yüksek 13. noktası. Tunç Fındık, liderliğini yaptığı uluslararası bir ekiple, tehlikeli ve uzun buzul geçişleri, zorlu etaplar ve derin çatlaklarla sarmalanmış Gaşerbrum II’nin zirvesine ulaştı ve tırmandığı 8 binliklerin sayısını 10’a çıkardı.

    Bu sayıda peynirin peşinde. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde çokça yapılan tulum peyniri, yaylalarda günde 10 kilometre yürütülen ineklerin çiçek kokan sütlerinden Kars gravyeri, Türkmen saçak peyniri, Seferihisar’ın süt peyniri, Trakya’nın geleneksel Edirne peyniri…

    Atlas Zamanın Aynası: Bergama'da. Antikçağın Pergamon’undan günümüze, zamanın bir aynası Bergama. Kütüphanesi ve sağlık merkeziyle anılan, parşömeni icat eden antik kent, bugün gelenek ile modern gereksinimler arasında kendi yolunu çiziyor.

    Bu ayın diğer konuları ise Kobani, Gaziantep ve balonla Kapadokya.