İnsanları bir çırpıda defterden sildiğim için suçluluk duyuyordum. Ben konuşmaya hazırdım, ama kimse gelip ifademi almıyordu. Dünyadan ölüm gibi uzaktım.
Neden her şey yine bu kadar garip olmuştu? Bu yine sadece, gerçek hayatla doğru dürüst kaynaşmamışım demek olabilirdi. Denediğim kaynaşma bu sürecin bir noktasında takılıp kalmış ve geriye, şimdi yine öne çıkan bu acayiplik duygusunu bırakmıştı. Kendimi savunmasız hissettiğimden, içimde kimsenin bana yaranamayacağı şüphesi yerleşmekteydi, hatta ben bile yaranamazdım; hele ben hiç. İçimdeki bu uyumsuz seslerden artık huzursuz olmuyordum. En iyi idare ettiğim zamanlar, hayatın beni biraz kenara ittiğini hissettiğim zamanlardı. Beni kenara iten kimse yoktu, ama bütün etrafıma baktığımda şiddetle itici olduğunu hissettiğim çok insan vardı. Bu çelişkiyi anlamıyordum, ama keşfetmiş olmak bana iyi geliyordu.