Benim akrabalarım, özellikle varlıklı insanlar değillerdi(r). Teyzeler, halalar, amcalar ve dayılar da annem babam da az çok derme çatma bir yas kıyafetiyle gelmiş olurlardı hep. Bu kıyafet onların, kendi eksiklerinden dolayı içinde oldukları yası dile getirirdi, bir cenaze için bundan daha uygunu olamazdı; çünkü insanda asıl rikkat uyandıranlar ölüler değil, hayattakilerdi.
Çünkü güzelliğin acayip tarafı, insanın onu sadece seyredebilmesidir. Bir tarafını alıp evine götüremez veya küçük bir parçasını özel bir yerde saklayamaz. İnsan güzelliğe ancak hep bakar durur, fazlasını elde edemez. Uzun uzun baktıktan sonra yoluna devam etmek zorundadır.
Kafasının içinde oradan oraya dolaşıyor, bedeniyle duyumsayarak tepelerde bir yerde mi, yoksa yeraltının derinliklerinde mi olduğunu belirlemeye çalışıyordu.
İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.