"Kendime ait ufak bir gelirim olsa gerçekten ferahlarım," diye düşündüm. "Doğrusu, kocamın beni taş bebekler gibi giydirip kuşatmasına ya da Danae gibi her gün altın yağmuru gibi üstüme yağmasına doğrusu dayanamam!
Hasta olan o değildi. Asıl hasta olan ve tedavi edilmesi gereken toplumdu. Toplum zayıfları korumak, yanlarında olmak yerine tıpkı yaşlı filleri bir başlarına ölüme terk eden fil sürüleri gibi onlara arkasını dönüyordu.
Kocasının vurdumduymazlığına, tuhaf bir biçimde bu duygudan yoksun yaratılmış erkeklerin o büyüleyici rahatlığına gıpta etmiyor değildi doğrusu. Erkekler evlerinin kapısından küstah bir boşvermişlikle çıkıyor, işe giderken yanlarına sadece dosyalarını alıyorlardı. O ise tıpkı ağır kabuğunu sırtından taşıyan bir kaplumbağa gibi suçluluğunun yükünü gittiği her yere sürüklüyordu.