Artık Bende Sıkıldım, Güçlü Görünmekten... İçim Dügüm Dügümken Başka Dügümleri Çözmekten. Herkese Yetişmekten Ama Kendime Hep Geç Kalmaktan...
Alıntı
“Kendine geri dönmek ne kadar acıdır, Ömrünü onu başkalarında arayarak geçirdikten sonra, Çünkü bazı gidişler bizden insanları çalmaz, Bizi kendimizden çalar, Sonra bunu çok geç fark ederiz, Hayattaki en uzun yolun, Kalpten kalbe giden yol olduğunu…”
Reklam
Öyle ama bir yerde yaşamaya ne kadar geç başlarsak orada o kadar uzun kalabiliriz
Sana Bir Ara Aklımda Kalanları Anlatırım | Alper Gencer
ne sular geçti böyle buzla buhar arası ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik erken varsak doğrular bakışı yakacaktı çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı evden kaçmıştım eve tuza yara saçmıştım bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdindöndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı say ki her yanım ihanet kadar yazdı ve çeşitli organlar olarak insanı yar eden vardı var eden vardı aşkı kelebek küllerinden bir şaraba yazarak okumak budur yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması sana çok şeyler anlatmak istemem kendi sesime kavuşasım kadardı senaryo gereği doğdum çocuklarım oldu her an ölebilirler bel bağladım kimyaya
Zekanın Sınırı ve Enerjinin Tahliyesi
Zeka, tek başına bir değer değil, bir kapasitedir; bir akışın hızını belirleyen ancak yönünü tayin etmeyen ham bir güçtür. İnsan zihni, dünyayı anlama ve şekillendirme yetisiyle donatıldığında, bu yetinin doğası gereği bir yoğunlaşma eğilimi gösterir. Ancak, bu yoğunlaşma dış dünyaya, doğaya, sanata veya insani faydaya kanalize edilmediği takdirde, bir noktada kendi üzerine çöken bir kütleçekimi yaratır. Güç, paylaşıldıkça ve yayıldıkça anlam kazanır; kapalı bir devrede tutulan zeka ise zamanla bir yıkım mimarisi inşa eder. İnsanın zekasını, yaşamın bir parçası olan şefkatle, doğayla olan kadim bağla veya sanatın sağaltıcı estetiğiyle birleştirmemesi, onu kaçınılmaz bir yalnızlığa mahkûm eder. Yalnızlık, bir dinginlik değil; denetimsiz kalan zihnin, gerçeklikten kopup kendi kurgularını hakikat sanma yanılgısıdır. Zekanın asıl olgunluğu, onu mutlak bir iktidar aracı olarak görmekte değil, onu evrensel bir dengeleyici olarak kullanabilmektedir. Bir çocuğun tebessümünde, doğanın işleyişindeki o kusursuz düzende veya sanatın insana sunduğu duygusal derinlikte kendine yer bulamayan her zeka, er ya da geç özünden sapmaya mahkûmdur. İnsan, zihinsel kapasitesi arttıkça sorumluluk alanını genişletmek zorundadır; aksi takdirde elde ettiği her güç, önce kendi vicdanına, sonra da dokunduğu her yaşama zarar veren bir prangaya dönüşür. Hakikat şudur: Zeka, bir cehennemi kuracak kadar keskin; ancak sadece bir cenneti inşa edecek kadar vicdanlı olduğunda kıymetlidir. Enerji tahliye edilmedikçe, yıkıcılık kaçınılmaz bir sondur. İnsan, ancak kendi zekasının ötesine geçip, evrenin ve yaşamın şefkatli döngüsüne eklemlendiğinde gerçek anlamda özgürleşebilir. Zekanın en yüce kullanımı, gücü ele geçirmek değil, onu yaşamı iyileştirmek için dağıtabilmektir.
Bir bilse insan neden niye Ayrılıkta gerek var mı teseliye? Er geç anlar gönül Hasret aşktan hediye
Müzik
Reklam
Reklam