اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰىؕ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّؕ
En'am/95
Bu ayette muazzam bir incelik var. Tabii ki bu inceliği çoğu zaman meallerden yakalamak mümkün değil, hem çeviri hatalarından hem de Arapça'nın kendine has doğasını yansıtamamaktan ötürü. İlgili kısım birinci duraktan hemen sonra başlayan cümlede. Meallerde bazen bu kısım "Allah ölüden diriyi çıkarır ve diriden de ölüyü çıkarır." şeklinde çeviriliyor. Halbuki doğru olan "Allah ölüden diriyi çıkarır ve diriden de ölüyü ÇIKARANDIR." diye çevirmektir. Çünkü her ne kadar anlam "çıkarmak" fiili üzerinde dönüp dolaşsa da ayette her iki mana da fiil formda verilmemiş. Allah azze ve celle "ölüden diriyi çıkarır" derken خرج (ha-re-ce) fiilini kullanmış. Fakat "diriden ölüyü çıkarandır" şeklinde meal verdiğimiz kısımda ise bu fiilden türetilen ve bir ismi fail olan مخرج (muhricun) kullanılmış. Neden?
Bizim dilimizde olduğu gibi Arapça'da da her fiil, zamanlıdır. Yani bir zaman kalıbıyla çerçevelenmiştir. Muhakkak bir başlangıçları, akışı ve bitişi vardır. Fakat isimler zamansızdırlar. Fiil yenilenmeyi, isim sürekliliği bildirir. Örneğin "oturuyorum" ifadesi bir fiil/eylem belirtir ve şimdiki zaman kalıbıyla gelmiştir. Fakat "ben burada oturanım" dediğim zaman bu cümlede herhangi bir zaman belirmez, oturan olmak benim bir vasfım haline gelmiştir. Ayette de aynen bu durum mevcut. Nedeninin ise şu olduğunu düşünüyorum; çünkü ölüden diriyi çıkarmak Allah'ın bir tercihi iken, diriden ölüyü çıkarmak Allah'ın yasasında zorunlu bir şey. Mutlak hayat sahibi olan Allah haricinde, O'nun can verdikleri dışında her şey cansızdır, ölüdür. Bu ölülere hayat vermek, yani onlardan diri çıkarmak Allah'ın iradesine bağlıdır. Dilerse çıkarır, dilerse çıkarmaz. Fakat O'nun