• 842 syf.
    ·4 günde·10/10
    Benim için en güzel kitap henüz okumamış olduğumdur.Ne dersiniz? Belki bana karşı çıkıp en güzel kitabın "Tanrı'nın huzur bahşettiği Shantaram" olduğunu söylersiniz.Hiç aklımda kitap alma fikri yokken, hatta Shantaram'ın varlığından bihaberken kitapçıda tezgahta altın sarısı kapağı ile karşılaşmam sonucu ( bilirsiniz ki altın sarısı ve kırmızı renge zaafım var) elime alıp incelerken bulmuştum kendimi ve hiç tereddüt etmeden satın almıştım.İyiki de almışım.Avustralya'dan cezaevinden kaçan yazarın Bombay' e gelişini, yeni bir kültüre ayak uydurma çabalarını ve bu süreçte Prebaker'la tanışması ve bu tanışmadan sonra hayatının bambaşka bir yöne akışının anlatadıldığı tam anlamıyla hayata dair her şeyi bulabileceğiniz muazzam bir kitap.Prebaker demişken yazarın olay örgüsünü ortaya koyarken kullandığı akıcı cümleler kitabı elinizden bıraktırmıyor.Bunun yanında üslubun güzelliği, betimlemeleri sizin de kitabın bir parçasıymışsınız hissini veriyor.Prabaker'ın o muhteşem gülüşü beliriveriyor zihninizde.Sonra Karla'yı, Abdülkadir'i, Abdullah'ı düşünüyorsunuz.Tabii bu karakterleri düşünürken zihninizde bir Hindistan tablosu da çiziliyor ince ince.Gecekondu yaşamı, treni, otobüsü, dünyanın en kalabalık ikinci ülkesinde yaşamanın nasıl bir eziyet olduğu gerçeğini öğreniyorsunuz.Buna rağmen dünyanın en mutlu, en çok dans eden insanlarının da orada var olduğu gerçeğiyle şaşırıyorsunuz.
    Bilgelik dolu sözleri, verdiği ince mesajlarıyla "Shantaram" çok haz alarak okuduğum bir kitap oldu.Mutlaka okuyun, okutun...
  • “Neden mutsuzuz? Bir kez daha anlatacağım.Mutsuzuz çünkü artık özgüvenimiz yok.Mutsuzuz çünkü artık özel birer mucize olduğumuza inanmıyoruz. Sığırlara, sayılara,kölelere, gecekondu sakinlerine dönüştük hepimiz. Aynaya bakıyoruz ve bir zamanlar çok belirgin olan o üstün özelliklerin hiçbirini göremiyoruz.Kendimize inancımızı kaybettik.”
  • İsrail, Filistinlilerin işgal edilmiş toprakları üzerine inşa edilmiş bir gecekondudur... ordusu olan ama halkı olmayan, bayrağı olan ama vatanı olmayan.. bir gecekondu.
  • 264 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Öncelikle yazarı tebrik etmek istiyorum kitabı ve vermek istediği düşünceyi detaylıca ve sayısal veri, tablo kullanarak desteklediği için. Ayrıca Kent çalışması yapmak isteyen arkadaşlar kitap gecekondu, yoksulluk , az gelişmiş ülkeler, ekonomik yardım planları ile kalkınma ve bunun amaçladığı ama ulaştığı sonuçları gösterme adına güzel bir kitap. Ben tavsiye ederim . Son olarak ülkeleri ve coğrafyaları ne kadar bilirseniz faydanıza . . . İyi okumalar
  • 479 syf.
    ·13 günde·10/10
    Sevgili Oğuzcum ATAY’ın efsane 2. kitabı 2019 yılının ilk kitap kulübünde incelemeye çalıştığımız kitabımızla ilgili sohbetten kalan cümlecikler… Kıymetli Hikmet kardeşimin mitoz bölünerek altılara, yedilere kadar çoklu kişiliğe sahip olup, yaşamayı tehlikeli oyunlara döndürdüğü, oyun içinde oyun, Hikmet içinde hikmetler olan, mizahı harmanlayıp güldürmeyip ağlatan, boş vermek yerine son satırına kadar uyanık olmayı sağlayan, dile güvenmeyen ama kendini sadece kelimelerle ifade eden, yaşarken anlaşılmak için çırpınan ancak ölünce anlaşılan, sinirlenince en fazla insanları yazılarında 3. tekil şahıs yapmakla tehdit eden, akıl yürüterek yenemediği durumları şakaya çevirip değersizleştiren, albayı olmadan takdir görmeyen, gariban gecekondusunda hayata eyvallahını çeken bir ademoğludur…

    1973 te yayınlanan “Tehlikeli Oyunlar “ kitabı post modern romanlara en güzel örnektir. Kitabımız objelere ve kavramlara inecek kadar herkese, her şeye ses verme düşüncesinin hâkim olduğu en nadide çiçek. Karşıtlığın olduğu, sonuca varılmayan, çözümsüz kalan, bütünlüğe ya da huzura erişilemeyen, uyum şemsiyesinde toplanma ihtimali olmayan romandır. Dokunaklı, acıklı, gülünçlü cümleler ailesi… Post modern kitaplarda dikkat çeken şu üç durum söz konusudur:
    *Üst Kurmaca: 20. yüzyılda bu tarz eserler sadece yazarın kurgulamaları ile kalmıyor, aynı zamanda romanın nasıl kaleme alındığından da bahsediliyor.
    ++ Başkahramanımız HİKMET BENOL ; kendi ile çatışan birinin soyadının Ben –ol olması ne kadar ironik…
    ++Albay Hüsamettin TAMBAY; Hikmet’e yol gösteren, eksiğiyle, fazlası ile kabul eden ikinci karakter olan ancak soyadı Tam-Bay olan, her şeyi ile tamam olan bir adamdan bahsediliyor.
    ++ Burjuva hayata sahip karakterin gecekonduya yerleşip oyunlar yazmaya çalışması; yaşadığını fark etmek için çıkış yolu aradığını gösteriyor.
    ++Romanda, gerçek ile kurgu arasında belirsizlik var. Okuduğumuzda Hikmet’in varlığını sorgularken kendimizi bulabiliriz. Birden fazla birbiri ile uyumsuz Hikmetler topluluğu vesselam:)

    *Metinler arasılık var: Kendinden önceki yerli ve yabancı yazarlara atıflarda bulunuyor. Bu durum yazarın taklitçiliği olarak değil, edebiyata hâkimiyeti olarak değerlendiriliyor.
    ++Yazarı en çok etkileyen Dostoyevski’dir. Örneğin romanda cümle sonlarında geçen “ha ha “ Dostoyevski’nin “Yer Altından Notlardan “ alıntıdır.
    ++ Batı metinlerde; Dante, Don Kişot, John Steinbeck, Franz Kafka, Goethe, Gogol, Gorki vb. yazarlara göndermeler, ustalıkla aktarılmış.
    ++ Albay Hüsamettin Tambay ve Hikmet arasındaki diyaloglar ve tartışmalar; Karagöz – Hacivat’a göndermelerdir.
    ++ Akıl hastanesinde Fransız Devrimine dair oyun geçmektedir. Peter Weiss diye esere gönderme var hatta oradaki karakter Marat/Sode birebir kullanılır.
    ++Mahagoni kentinin yükselişine ve düşüşüne gönderme (Hikmet’in yükselişi ve Düşüşü)
    ++ Divan şairlerine yapılan göndermelerin olması romanın çeşitliliğinin edebi açıdan dolu dolu olduğunu gösteriyor.
    ++ Kutsal kitaba gönderme. Hatta Baba, oğul, kutsal ruh üçlemesi ; (Hüsamettin Tambay, Hikmet ve Nur hayat hanım ile özdeşleşmiş karakterler)
    ++Hikmet kendini Hz. İsa ile o kadar özdeşleştirmiştir ki kitabın sonunda Leonardo Da Vinci’nin yaptığı “Son Akşam Yemeği” tablosu canlandırılmıştır. İnsanların Hz. İsa’yı sorgulamak yerine yanında olmayı tercih etselerdi olayın çok farklı olacağına inanmaktadır Hikmet kardeşimiz.
    ++ Karakterlerden; Hikmet, Bilge ve Sevgi daha sonra imgeleşiyor, bu durumu kuvvetlendirmek için İngilizce karşılıklarına yer veriliyor.
    *Eş Zamanlılık Var : Kurmacanın ve gerçeğin aynı anda gitmesi.
    ++ Romandaki karakterlerden Hidayet yazar, Hüsamettin Tambay ile Hikmet oyun yazarı, Sevgi’nin günlükleri ve Bilge’nin çeviri yaptığına değinilir.
    ++Yaşamak=Yazmak=Oyun=Eser’e eşitlenen hayatın anlatıldığı, gerçekle hayalin birbirine karıştığı yerdir “Tehlikeli Oyunlar”
    * Oyun Meselesi: 20. yüzyıl avangardis (sanatı ve hayatı buluşturma) edebiyatın amacı aslında eserin kendisini anlatmaktır. Eserde nasıl yaşanmalı değil, nasıl yazılmalıya dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Oyunbazlığı kendine zırh ediniyor Oğuzcum ATAY…

    Kitabımızda dikkat çeken 3 farklı düzlem var;
    1. Gerçek dünya; Hikmet’in yaşadığı, biyografisi ve öykülerden kurgulanan gecekondu,
    2. Hikmet’in kurguladığı öyküler; hayat bilgisi ansiklopedisi hazırlığı içindedir. İnsanın sevdiği insanlar üzerine ansiklopedi yazmasının tuhaflığından, içerikle-biçim arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanan ironi. Gündelik hayatlarda yolunu bulabilmesi için önemlidir. (Dostoyevski’de de buna benzer durum vardır.)
    3. İç konuşmalar, anılar ve hatıralardır. (Akıl ve duygu çatışması, Doğu’nun duygusallığı, Batı’nın akılcı yaklaşımı ön plandadır.)

    Sonuç olarak : Bilge Bilgiyi, Sevgi Sevmeyi, Hikmet Tanrı’nın insanlarca anlaşılamayan amacını, Fikret ise bilginin gerçekle uyuşmasını, doğruluktan şaşmamasını temsil etmektedir.

    BİLGİNİN HİKMETİ SEVGİDİR DEĞİL, BİLGİYİ FİKRETMEK SEVGİDİR.(Bilginin gizli amacı sevgi değildir, bilgiyi doğruluktan şaşmadan kullanmak sevgidir.)

    Kaynakça: Oğuz ATAY ; Tehlikeli Oyunlar
    Nurdan GÜRBİLEK: Mağdurun Dili
  • Sen anlamazsın benim ruh halimi,
    Sakın unutma Yener gecekondu sakini,
    Başlar doğar doğmaz hayat talimi,
    Sokakta yalın ayakken görmedin halimi.

    Ben sahibi kimsesiz olan yerdenim,
    Perdesiz cama gazete örtenlerdenim,
    Alınmadığım okulda yok öğretmenim,
    Giyilmiş eskilerden oluştu kıyafetim.

    Hemde onlarca sene dişi tırnağa tak,
    Kalorifer yok odun topla sobada yak,
    Hem kış hem yaz geçer burda kurak,
    Çocukken nerde mont üstüm örme kazak.

    Altımda bayramdan kalma ayakkabım,
    Ekmek arası domates ve de ayranım,
    Önümde gazoz kapakları oturuyom köşede,
    Adını yazıp attım hıdrellez’e şişede.

    İşte böyle canım benim galiba kayıp,
    Cennet için cehennemde şafak sayıp,
    Geçiyo günlerim ertesine ertelenik,
    Ruhumdan yüzüme donuk bi mimik.

    Rozeti alnımda depderin çizik,
    Kolumda olanı ise krizden kesik,
    Huzursuzluk besin açık büfe ikram,
    mutluluk bayramda 3 gün ikram.

    Oda öyle işte varla yok arası,
    Aile içi şiddetin öncesi sonrası,
    Gözümdeki pınarın kalmayan damlası,
    Gençliğimin kötü alışkanlığa başlaması.

    Üstüme su dök kanım ağırlamasin
    Gideyim artık ben başın ağrımasın,
    Çok hoşçakalasın mutluluk varsan,
    Seni çok arıyom eğer ki bulursam!!

    Yener
  • Çoktandır harabeye benziyor kalbim.
    Bu sevda gönlüme bir gece’kondu zaten..