Oysa bir kişiyi mahvetmek ya da bir imparatorluğu de virmek üzere insanlığın işine karışan şeytansa, görevini ye rine getirmesi için kulağına fısıldanması yeterli olacak bir alçağı şeytan kolayca bulurdu.
Ne mi düşünüyorum?
Hadsizlik artık şerefin yoksunluğu ile iş birliği yapmış. Kin ve nefret artarak kendini hainliğe bürümüş. Öyle ki korkunç bir düşünce yapısıyla koca bir milleti, yaşanmışlığı temsil eden bayrak bile tahammülsüzleştirilmeye başlanmış.
Bunu yapanların bahanesi elbette ki açığa vurdukları, artık altını dolduramadıkları savunmaları.
Ancak hiç düşünmezler mi, bir kurtuluşun timsali olan Bayrağın, taşıdığı şehit kanlarının, altını dolduramadıkları savunmalarındakilerden daha fazla olduğunu...
Allah'tan da mı korkmuyorsunuz, altınızda sayamayacağınız kadar yatan şehitlerin kanlarını temsil eden bayrağa saygısızlık yaparken?
Hesap günü geldiğinde, çiğnediğiniz bayrağın kanını taşıyan şehitlere saygısızlıktan hesap vermezsiniz, haddinizi bilin.
BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!