• 88 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Tek kelimeyle mükemmel bir kitap doğru kadının yüzyıllar boyu gelenek karşısındaki acizliğine ve bir eşya gibi oradan oraya sürüklenmesine yönelik ortaya konulan çok güzel bir eser Halil Cibranın belki de en önemli romanı ve kitabı ve her kadının ve her kız çocuğunun hayatında konusu gereken klasikler arasında olan eseridir
  • 168 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu sıralar bol bol okuduğum için, size anlatmak istediğim kitaplar birikti. Bugün biraz Beyaz Gemi’den bahsetmek istiyorum. Cengiz Aytmatov’la tanıştığım ilk romanıydı ve kitap sadece anlatıldığı hikayeden ibaret değil. Üzerinde düşünülmesi gereken bir çok konu ile kalıveriyorsunuz kapağını kapattığınızda.

    Küçücük bir yaylada isimsiz bir çocuğun dedesiyle yaşadıklarını anlatıyor kitap. Dedesi ona masallar anlatıyor ama çok sevdiği bir masal var ki biz hem onu okuyoruz hem de çocuğun kendi masalını. Yaşadığı toplumun köklerine, geleneklerine sadık; elindekiyle yetinmeyi bilen, inançlı, sevgi dolu Mümin dedemiz ve karşısında kötü, kızına işkence eden, karın tokluğuna çalıştıran, gelenek görenek nedir bilmeyen, sevgisiz, zorba damat Orozkul... Tüm bunların arasında büyüyen küçük bir çocuk ve o çocuğun bir gün Beyaz Gemi’ye ulaşıp gitme hayali...

    Kitabın yazıldığı dönem; Kırgızların Ruslar karşısında yaşadıkları ve her dönemde güçlülerin güçsüzleri ezmeye çalıştığı göz önünde bulundurulunca, kitabın anlamı değişiveriyor. Çocuk isimsiz; çünkü biziz, Beyaz Gemi; özgürlük...
  • 504 syf.
    ·1 günde
      Efenim merhabalar. Dinler tarihine hoşgeldiniz. İlk öncelikle yazardan bahsetmek istiyorum az biraz. Sevgili yazarımızın bu kitabını okurken oldukça keyif aldığımı belirtmek istiyorm. Bir yazar bu kadar bilgiyi bulup, toplayıp hazırlaması net olarak ifade etmek gerekirse taktire şayan. Eser olabildiği kadar didaktik bir şekilde ele alınmış. Okurken bu kadar bilgiyi ben nasıl hafızamda bulunduracam gibi bir düşünceye siz de kapılabilirsiniz. Nitekim bilgiler o kadar çok ki hangi birine yetiseceginizi, not alacağınızı şaşıracsksiniz diye düşünüyorum. Aynen bende olduğu gibi. Kitabın anlaşılması açısından ön hazırlık sanırım az biraz şart. Yüzlerce kavram karşısında odaklanmak zor kanaatimce.

    Evrenin oluşumu ve yasaları ilk çağlardan itibaren insan merakının konusu olmuştur. Kozmogoni alaninda çeşitli fikirler ele alınmıştır. Bunların bazıları bilimsel temelli olup bazıları ise sevgi, korku, inanç temelli olarak günümüze gelmiştir. Eserde kozmogoni hakkındaki düşünceler arasına baktığımızda daha çok sevgi, korku ve inançtan söz edebiliriz diye düşünüyorum. İnsanlar her zaman evreni bilimsel temelli anlayamamıştir kanısındayim. Pek tabi olarak bilim her yerde hüküm surmemistir ki günümüzde dahi bilim şeyleri fenomenleri açıklamakta baya zorlanmaktadir. Bundan ötürüdur ki antikite bireyi evreni anlamlandiriken daha çok korkuya sevgiye ve inanca başvurmuştur. Yıldırımlar karşısında korkan kişi yıldırimi ilah olarak görebilmis ya da yıldırimi tanrısal bir nitelik olarak algılama arayışına girmiştir. Dikkatimizi çekecek olan unsurlardan biri de sanırım bu. Yani sorulmasi gereken sorulardan biri de şu olmalı bence. Niye insan bir inanca gereksinim duysun ki... Saf yalnızlıktan mi, korkudan mi, anlam arayışından mi, yoksa başka başka şeyler mi etkili.. Ya da bambaşka bambaşka şeyler..

    İnsanlar hep bağlanmak duygusunu barindirmis ve anlamlandirma çabası içinde bulunmuştur yazara göre. Bilinmeyeni anlamlandiramayani kendi bilgisi ve duyguları ölçüsünde değerlendirmistir. Bu yaparken bazen yaratmıştır da ayni zamanda. İhtiyaçlarını giderecek şeyi yaratma. Elbette ki tanrısallik bunlardan biri olmuştur. Mitolojik ögeler simgesel ifadeler semboller. Yazar tüm bunları hiyerofani kavramı ile ele almıştır. İster yaratim süreci olsun ister inanç bazlı olsun her devirde hiyerofaniler karşımıza çıkmaktadır. Çünkü ortada belirli bir Tanrı yok. Tanrıyı açıklama anlatama çabası hiyerofaniler aracılığıyla günümüze kadar gelmiş ve günümüzde de devam etmektedir. Bazıları Tanrı yi ev etkisini yıldırımlarla açıklamıştir. Bazıları doğayla. Bazıları ağaçla. Bazıları taşla suyla sembolle vs vs. İslam inancına baktığımız zaman Kabe ve Hacerul esvet taşı hiyerofani olarak ele alınabilir. Yahudilerde ağlama duvarı. Hıristiyanlarda beytlehim.. Pek tabi bunlar bilindik semavi dinler. Lakin buna benzer on binlerce örnek vardır. Keza hindistan topraklarındaki inanışların hiyerofanilerine baktığımızda söyle bir derin nefes alma ihtiyacı duyuyor insan. Ve bu hiyerofaniler bir çok yeri kültürü etkilemiş gibi görünuyor. Siz değerli kitabı okuyacak olan arkadaşlar bu hiyerofanilerin bizlerde de olduğunu göreceksiniz.. Way beee demek bu uygulama teee antikite döneminden kalma diyeceksiniz. A bu ziyaretler türbeler ağaçlara ip baglamalar vs vs. Uğur getirdiğine inandığımız taşlar kolyeler eşyalar vs vs..

    Antikite döneminden bu yana insanlar hep güçlüye bağlanmak istemiştir ya da büyütmüştur. Yenilenen simgeseller de ayrı bi boyut. Tanrının ya da Tanrısalligi boğa motifi ile sembolize etmek. Bu erkekçe bisey. Boğa güçlüdür.. Ve döller. Kutsaldır ve zaptedilemezdir. Ama boğa da belli bir süre yetmeyince daha farklı imgeler ya da arayışlar olmuştur. Maddesel olmayan. Ya da efsane büyüklükte büyük maddesel boyutta olup da ulaşılamayan. Kavranması güç imgeler semboller vs vs. Güneş gibi ay gibi. Gilgames destanında boğa figürunun yerine güneş ay yer altı tanrısı gbi inançlar tezahür etmeye başlamıştır mesela. Güneş ve ay da zamanla battigindan dolayı olsa gerek insanlar bu sefer de daha soyut tanrılar dusunmuslerdir. Enlil gibi ya da tanrılar tanrısı marduk gibi. Bunlar Mezopotamya da oluşan şeyler. Elbette ki dünyanın farklı kültürlerinde çok farklı şeyler var. Veda metinlerinde başka tanrılar. Yunan kültüründe Zeus beyefendi gibi.. Sadece tazurleri farklı.

    Elbette ki insanlar kendi ilahlarini (yaratmis oldukları ve ya önceden hep var olduklarını kabul ettiklerini) başka insanlara da anlatmak ister.. Benimsetmek isterler. Benim inanışim/ilahim daha doğrudur daha güzeldir mevzusu gibi. Bunu yaparlarken bazen kanıtlama ihtiyacı duymuslardir. Gunes diğer yıldızlar karşısında daha büyük daha ihtişamlı gibi. Ay kendisini yeniliyor gibi. Toprağa baksana sabanla karnını desiyoruz mahvediyoruz buna rağmen yorulmak nedir bilmiyor ürün veriyor gibi.. Bu gibi ifadeleri sevgili yazarımız teofani kavramıyla ele almıştır. Teofani tanrının görünmesi ya da idraki anlamına gelir. Misal hz Musa olayında sına dağı. Tanrı bizzat kendini göstermemiştir ama etkisini dağı eritmekle göstermiştir. İşte! Yehova o kadar büyük ki dağı bile eritiyor görüntüsü vs vs gibi. Çok karışık ya bazı şeyleri açıklamak. O yüzden gibi gibi diyorum affınıza sığınaraktan :)

    Çok daha fazla uzatamayacam doğrusu. Bazı gelenek ve göreneklerimizin ardında ciddi anlamda eski inanışların olduğu bariz bir durum. Sadece biz farkında değiliz. Eser konuyla ilgilenenler için müthiş bir eser olmuş. Didaktik düzeyi hat safhada. Az biraz sıkıcı gelebilir. Okurken not almak sizleri yorabilir. Bellekte tutmak çok daha zor. O yüzden zor olsa bile not alarak okumanızi tavsiye ederim. Anlatımı açık ve anlaşılır düzeyde. İleri düzey bir literatür taraması olmuş aynı zamanda. Kaynakçadan siz de anlayacaksınız ve taktir edeceksiniz kanaatindeyim.

    İyi dinler, iyi okumalar
    Esenlikle...
  • Çünkü aşk tek özgürlüktür bu dünyada. Ruhu öyle yücelere çıkarır ki, hiçbir gelenek ona erişemez, hiçbir doğal yasa ona sınır çekemez.
  • “Kadim bir gelenek vardı. Bir delikanlı bir kızı kaçırıp da bir eve sığındığında, kızın babası kim olursa olsun, sığınılan evin sahibi kızı ona veremezdi.”
  • Gelenek, peşinden sürüklediği ön yargılı düşünceler dizisiyle, apaçık bir eşitsizlik durumunu olduğu gibi sürdürebilmek için kadını evde tutmaya, onu, dışına çıkmasını istemediği, sınırları çizilmiş dar bir alanın içine hapsetmeye çalışıyor.

    İlerleme isteği ise, bugünü, her zaman düşünsel olan geleceğe yansıtarak kişinin kökeni ve cinsiyeti ne olursa olsun, mutlak ve kuramsal hak eşitliği hedefine ve hayatta etkin olma araçlarına herkesi ulaştırılacağını umduğu önlemleri aldırıyor. Oysa insanın amacına hizmet eden belki de ne gelenek ne de ilerlemedir; amaç, yaşamsal ve zorunlu olan adalete erişebilmektir.
  • Kadın, birbirleriyle çatışan iki düşünce akımının kesişme noktasında duruyor: gelenek ve ilerleme.