• Varılan yerde yeniden yapılır evler, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi, yeni hayatlar kurulur, çocuklar doğrulur umut adına. Kızlar, bilmedikleri bir geçmişten kalan izlere gelinlik giyer. Oysa gövdeden koparılan her kara parçası ona eklenir: Yara.
  • Bir an kayboldun gibi. Yaşadım kıyameti
    Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

    Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
    Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

    Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
    Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
    Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
    Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

    Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
    Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

    Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
    Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

    Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
    Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

    Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
    Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

    Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
    Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

    Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
    Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

    Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
    İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

    Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
    Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

    Erdem Beyazıt
  • Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette,ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığını, hayatın bir anlamı,bir değeri olduğunu hissetmekti. Elinde çiçekler tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu. Dünyaya gelmiş olmamın bir anlamı var mi,bu yaşlı gezegene ya da üstünde yaşayan insanlara küçücük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabıydı.
  • Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
    Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

    Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
    Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
    Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
    Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.

    Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
    Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
    Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
    Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

    Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
    Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
    Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
    Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

    Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
    Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
    Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
    Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
    Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

    Faruk Nafız Çamlıbel
  • https://youtu.be/JTpRRf9JFcY
    Faruk Nafiz Çamlıbel
    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
    Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

    Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
    Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
    Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
    Çağlayansız yamaçlar, suyu dinmiş dereler.

    Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
    Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
    Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
    Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

    Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
    Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
    Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
    Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

    Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
    Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
    Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
    Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
    Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
  • Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti
    Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

    Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
    Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

    Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
    Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

    Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
    Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

    Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
    Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

    Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
    Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

    Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
    Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

    Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
    Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

    Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
    Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

    Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
    Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

    Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
    İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

    Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
    Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

    | Erdem Bayazıt
  • Sonunda, ölümünde karısının olmuştu Franz. Eskiden olmadığı kadar ona aitti artık. Marie-Claude gereken her şeyi ayarladı; cenazeyi düzenledi, ölüm haberlerini yolladı, çelenkleri satın aldı ve siyah bir giysi yaptırdı -bir gelinlik, aslında. Evet, bir kocanın cenazesi karısının gerçek düğünüdür! Yaşam boyu süren didinip uğraşmalarının zirvesi! Bütün çektiklerinin ödülü!