Onu atmosferimize (suyumuza) alıştırdığımız gün bayramlar edeceğiz. Elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıracak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan birisi yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak İsa'nın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlk çağlardaki canavar halini bulacak.
Bir kere suyumuza alışmayagörsün. Onu canavar haline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız.
Sayfa 87 - "Dülder Balığının Ölümü" adlı hikâyesinden.·Kitabı okudu
''Bahse girelim mi?'' diye devam etti.
''Ama sen ölümüm üzerine bahse girersen benim için hayatta kalmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor ki.''
''Doğru. Evet, haklısın. Ne yazık, değil mi?'' dedi gençliğin katı yürekliliğiyle. ''Kaybedeceğin muhakkak, değil mi?''
Aslında günün birinde bir yetişkin olma düşüncesi içimi korkunç bir önseziyle doldurmaktaydı. Ne olduğu belirsiz iç huzursuzluğum, gerçekten uzak hayallere kapılma eğilimimi körüklerken, hayallerde sığındığım ''kötü alışkanlığım'' ın kollarına atıyordu. Huzursuzluk benim bahanemdi...