• #KitaplardaAnlatılanBelkiSeninHikayendir
    #Kitapyorum
    #NevalElSeddavi
    #SıfırNoktasındakiKadın

    Mısırlı feminist yazar Seddavi 1955'te Kahire'de tıp fakültesinden mezun oldu. Şimdiye kadar en az 24 kitabı yayımlanmış olan yazar, kadınların durumu ve toplumsal cinsiyet konusundaki düşüncelerinden dolayı Mısır hükümetinin baskılarından kurtulamadı ve cezaevine konuldu tam 1 yıl.
    Yılmadı.....
    Daha çok düşünme, yazma, araştırma yapma ve ona danışmaya gelen bütün kadınlarla daha fazla ilgilenmeye başladı. Kocasının 13 yıl siyasi suçlu olarak hapis yatmasınında büyük payı olarak cezaevi düşüncesi ona hep ilgi çekici gelmiş. Özellikle kadınlar ve birçok ünlü aydının çeşitli dönemlerde ülkede "siyasi suç" yüzünden hapse atılmaları bu yola baş koymasında büyük etken olmuş.
    Asık yüzlü binaların, demir parmaklıkların, çevredeki tüm kalabalığın kasvetli görüntüsünün ardına tutulmuş insanlık dramı resmen. Korkunç ama harikulade Firdevs 'in öyküsü işte burada karşımıza çıkıyor. Umarsızca en karanlık sona doğru çekilmiş bir kadının öyküsü... Yaşamayı toptan reddetmiş, ölümden zerre kadar korkmayışı önce sofu müslüman babasının dayakları sonra şeyh amcasının tacizleri, bu da yetmiyormuş gibi kendinden çok çok yaşlı iğrenç bir adamla evlendirilmesinin acı payı büyüktür tabiki.
    Çalmanın günah olduğu besbelli değil miydi? Ya da adam öldürmek, bir kadının namusunu kirletmek, adaletsiz davranmak veya bir insanoğlunu dövmek suç değil miydi?
    Aşık oldu.... Yanıldı bir kez daha...
    Hiç böyle bir acı yaşamamıştı. Bedenini erkeklere satmanın acısı daha azdı. Yaşamı boyunca en çok ona öğüt vermeye ve yaşadığı bu hayattan kurtarmak istediğini söyleyen erkeklerden nefret etti. Kendilerini şövalye gibi görmeleri başka koşullarda oynayamadıkları bir roldü onlar için. Daha sonra fahişelikten kazandığı paraları almak isteyen bir adamı öldürür. Katildir ama suçlu değildir... Suçlu babası, amcası, kocası, avukatlar, doktorlar, gazeteciler her meslekten bütün erkeklerdi onun yaşamında. Gerçek vahşi ve tehlikeli kollarını açmış bütün ordaki erkekleri kör kuyuya atmak için orda duruyordu.
    Firdevs... İşte tam orda...
    Çirkin gerçekliklerinin maskesini çekip almış, insan öldürdüğü için değil varlığından korktukları için onu ölüme mahkum etmişlerdi.
    Suçlu kim???
    Edebi laflarla süslenmemiş,yazar 'ın acemi kaleminden çıkan, fakat okuduktan sonra akılda kalıcı, akıcı ve etkileyici bir yaşam öyküsü. Merak edenler için tavsiyemdir.
    Teşekkür ediyorum
  • Hastaneye gitmeyeli yıllar oldu. Çoğu kişide vardır, hastaneleri sevmiyorum bahanesi. Çünkü herkes, her şeyin geçici ve boş bir şey olduğunu düşünüyor. Ah bir bilseler bu mesleğe kendini adamış insanların, her gün kendilerini devam etmek için verdikleri motivasyonları, böyle derler miydi acaba?

    Genç doktorumuz sayesinde öğreneceğimiz şey, hangi yılda yazılmış olursa olsun sürekliliğini koruyor; kültür ve cehalet. Cehalet yerine çok bilmişlik bile diyebiliriz. Boğaz ağrısını internette aratıp kanser olduğunu zanneden kişiler, küçümsedikleri doktora danışmak yerine tedavi yine hit peşinde koşan sitelerde arıyor. Neredeyse her gün, televizyonlarda hastane çalışanlarına yapılan şiddetleri görüyoruz; sebebi neydi? Cehalet.

    Aynen aynen, alternatif tıp. Brokoliyi kaynatıp, onun suyunu önceden hazırlanan bol karabiberleri ve tarçınlı balın içinde karıştırıp, bir dikişte bitirmek her hastalığın çözümü. Aynen aynen böyle devam. Hastalık, bir sorun ve çözümüne yardımcı olmak için yıllarca eğitim alan ve her defasında bilgilerini tazeleyen insanların dramını ve duygularını bu kitapta tek tek hissettim.

    Yeri geldi sinirlendim, yeri geldi heyecanlandım. Alt tarafı kitap okuyorum, kurgusal olmalı bunlar. Hepsi gerçek. Kitapta anlatılan tüm kararlar, çekilen tüm çileler ve geri kalan her şey gerçeklerden uyarlama. Kitabın her sayfasında hatta kitabı bitirdikten sonra bile hala hissedebiliyorum.
  • OKUL NE İŞE YARAR?

    Siz hiç “Okula başladıktan sonra benim çocuğumun ahlakı güzelleşti.” diyen anne baba gördünüz mü? Yoksa tam tersine ebeveynlerin bir kısmı “Çocuğumun ahlakı okula bozuldu, daha önce hiç küfür bilmez, kötü söz söylemezdi ama şimdi ağzı bozuldu.” mu diyorlar?

    Sizce okul, çocukların farklılıklarının zenginliğe dönüştürüldüğü bir yer mi yoksa bu farklılıkların törpülenip tek tip insan haline getirildikleri bir torna atölyesi mi? Mesela yerleşik anlayıştan farklı, “uçuk” denebilecek düşünceleri olan ve bunları sınıfta ifade eden çocuklara, daha çok “Ne saçmalıyorsun?” diye mi yoksa “Aferin, herkesten farklı düşünmene çok sevindim.” şeklinde mi tepki gösteriliyor?

    Okul çocukların yeteneklerinin keşfedildiği, becerilerinin geliştirildiği bir yer mi yoksa var olan yetenek ve becerilerinin köreldiği bir yer mi? Mesela okullarımızda bu çocuğun bağlama çalma yeteneği var, yüzme becerisi var, el sanatlarına çok yatkın denilerek yönlendirilen çocukların oranı ne kadar? Bilmeyenler için söyleyelim; yok denecek kadar az.

    Okul çocuğun eğitilip mutlu yaşaması için hayata hazırlandığı bir yer mi yoksa öğütülüp sermayeye yem edildiği bir değirmen mi? Mesela eğitim programları bir insan olarak çocukların fıtratına uygun özgün ve özgür bireyler olması için mi hazırlanıyor yoksa sanayinin şu kadar işgücüne ihtiyacı olacak buna göre eleman yetiştirelim diye mi yapılıyor?

    Okul çocuğa cesaret aşılayan, girişimcilik ruhunu besleyen, başarabileceğine dair onu motive eden bir işlev mi görüyor yoksa onu bastırıp pısırıklaştırıyor ve kendine güvenini mi yıkıyor?

    Okul, haklarını bilen ve hakkını arayan bireyler yetiştirmeye mi yoksa kendisine verilene razı uysal vatandaş yetiştirmeye mi yarıyor? Hakkını aramayı bilen çocuklar bunu okulda mı öğreniyor yoksa sokakta mı? Acaba okul yöneticilerinin çoğunluğu, hak aramak için kendilerine başvuran öğrencileri tebrik edip buna teşvik mi ediyor yoksa “böyle yaparsanız başınıza iş alırsınız” deyip tehdit mi ediyor?

    Okul çocukların hayallerini gerçekleştirdikleri bir yer mi yoksa hayallerinin hatta hayal kurma özgürlüklerinin bile ellerinden alındığı bir yer mi? Mesela görsel sanatlar öğretmenleri çoğunlukla, çocuklara “hayalinizdeki masanın resmini çizin” mi diyor yoksa “şu masanın resmini çizin” deyip bütün öğrencilere aynı masanın resmini mi çizdiriyor?

    Okul çocuğun sağlam bir karaktere sahip olması için program uygulayan bir yer mi yoksa bazı öğretmenlerin ve yöneticilerin egolarını tatmin etmek için çocuğun onurunu kırdıkları, kişiliğine saldırdıkları bir yer mi?

    Okul gerçek hayatta kullanabileceği bilgilerle çocuğun donatıldığı bir yer mi yoksa hayatta karşılığı olmayan teorik birtakım bilgiler öğrendiği ve sınavdan sonra bunları unuttuğu bir yer mi?

    Okul çocuğu sosyalleştirerek topluma uyum sağlamasına katkıda bulunan bir yer mi yoksa sınıfın içine tıkılmaktan, ders çalışmaktan, test çözmekten, sınava hazırlanmaktan asosyal bir insan haline geldiği bir yer mi? Karar sizin.

    Okulu hayata hazırlayan bir yer olarak tasarlamak için önerilerimizi başka bir yazıda ele alıncaya kadar hoşça bakın zatınıza.

    Paylaşmak güzeldir, iyilikler paylaşarak artar. Saygılarımla.

    Muhammet YILMAZ

    Öğretmen/Eğitimci-Yazar

    http://www.muhammetyilmaz.com
  • İnsan yaratılış kanunlarını anladığı ölçüde sağlıklı ve doğru yaşama imkanı bulur.
  • Veba gibi Bazı hastalıklar, vazifesini tamamladığı için Allahu Teala tarafından yeryüzünden kaldırılmıştır. Çünkü "vebadan ölen şehittir" hadisi şerifinde ki Şehitlik mertebesine layık insan hemen hemen kalmamıştır.
  • Bizim gibi eğitim görmüş insanlardan, yani kendilerine karşı samimi davranan insanlardan bahsediyorum; yoksa, dini dünyevî amaçlarına alet eden insanlardan değil.( Aslında bu tip insanlar gerçek inançsızlardır; çünkü inanç, onlar için herhangi bir dünyevî amaca ulaşmada araç durumundadır; bu, hiç şüphesiz inanç değildir! ) Bizim gibi eğitim görmüş insanlara gelince, onların durumu da şöyledir: Bilginin ve hayatın ışığı, o yapay binayı eritmiştir. Bazıları bunu fark etmiş ve kalıntıları silip süpürmüş, bazıları ise hâlâ bile farkında değiller.