Buzağı Timur ise yine son derece çılgındı. Arkasını dönüp gidecek gibi olduğunda, "Timur!" diye bağırdım.
"Efendim," dedi arkamdaki gerçek Timur.
Yönünü bularak yine bana koştu Buzağı Timur. Deli deli başını bacaklarıma sürtmeye başladığında güldüm. Ne zaman geldiğini bilmediğim Timur ise bu manzaraya boş boş bakıyordu. Bu bakışa daha çok güldüm. "Sana demedim." Dudaklarını bana kaldırmış, kocaman gözlerle belime sürtünen buzağıyı işaret ettim. "Adı Timur."
Bir kaşı havalandı. Nasıl yani?
Gülerken, buzağıyı boynundaki kuşaktan tutup ilerletmeye çalıştım. "Nenen seni çok seviyor, belli. Adını en sevdiği buzağıya vermiş." Bakışı daha da beter bir hal alınca minik bir kahkaha atım. "En az evdeki öküz kadar got kafalı, dedi." Bir kahkaha daha attım ama o gülmüyordu. Tip tip bakmaya devam etti. Hala gülerken yanına sokuldum. "Tamam, tamam. Kızma. Ben demedim, nenen dedi."
"Hoşuna gitmiş, belli."
Kıkırdadım.
"Yalan yok, gitti."
Aknene, "Ula, buzaği kaçtı, akluna koduklarim!" diye bağınınca, irkilerek gerilemek zorunda kaldım.
Dama değil, damın yanındaki yoldan hoplayarak giden Buzağı Timurla panik seviyem arttı. Timur daha hızlıydı.
Buzağı Timur'u zapt eden, gerçek Timur oldu. Zorla dama ilerletti. Dışarı çıktığında kaşlan çatıktı. Akkadın'a ters ters baktı.
"Ne var?" dedi Aknene. "Ne kararttın yine o gözleri?"
"Buzağının adı beni çok etkiledi."
"Değil mi?" dedi Aknene imayla. "Beni de çok etkiler. Her gün dama sokmak için böyle harp edip dururum. Çok tanıduk!" Değneğiyle koluna vurup yana iteledi. "Çekil hau yana!" Dama girip gözden kayboldu.