Tıpta Psikiyatrik Bozukluklara Bakışın Değişmesi
Artık yeni bir paradigma ortaya çıkıyordu: Biz insanların her zaman yönetmek için uğraştığımız diğer problemlerin yanı sıra; öfke, şehvet, gurur, aç gözlülük ve tembellik de uygun kimyasalların uygulanmasıyla düzeltilebilecek "bozukluklar" olarak yeniden biçimlendirildi. Pek çok psikiyatrist de laboratuvarları, hayvan deneyleri, pahalı ekipmanları ve karmaşık tanı testleri olan tıp okulundaki diğer sınıf arkadaşları gibi "gerçek bilim insanı" oldukları için mutluydular ve Freud, Jung gibi filozofların karmaşık teorilerini bir kenara koydular. Psikiyatri alanındaki önemli kitaplardan biri şunları söyleyecek kadar ileri gitti: "Artık ruhsal hastalıkların nedeni beyinde bir bozukluk, kimyasal bir dengesizlik olarak görülmektedir."
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Freud, meslek hayatı boyunca kaygı konusundaki görüşlerini birkaç kez değiştirmiş olsa da, bu konudaki son çalışmasında üç tip kaygı belirlemiştir. Birincisi, gerçeklik kaygısı ya da nesnel kaygıdır ve gerçek dünyada algılanan tehdide verilen bir tepkidir. Gerçeklik kaygısında kişi, duygusal tepki vermesine neden olan tehlikeli durumun farkındadır.
Sayfa 201·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çocuklar ne istediklerini bilmezler. Bütün eğitimciler bu konuda hemfikir. Ama yetişkinler de bu dünyada çocuklar gibi sendeleyerek dolaşır, onlar gibi nereden gelip nereye gittiklerini bilmezler. Gerçek ülkülere doğru koşmaz, bisküviler ve çöreklerle avunurlar. Kimse buna inanmak istemez ama gerçekten bunun kadar açık bir şey yoktur.
Alıntı
Timur ve Timur
Buzağı Timur ise yine son derece çılgındı. Arkasını dönüp gidecek gibi olduğunda, "Timur!" diye bağırdım. "Efendim," dedi arkamdaki gerçek Timur. Yönünü bularak yine bana koştu Buzağı Timur. Deli deli başını bacaklarıma sürtmeye başladığında güldüm. Ne zaman geldiğini bilmediğim Timur ise bu manzaraya boş boş bakıyordu. Bu bakışa daha çok güldüm. "Sana demedim." Dudaklarını bana kaldırmış, kocaman gözlerle belime sürtünen buzağıyı işaret ettim. "Adı Timur." Bir kaşı havalandı. Nasıl yani? Gülerken, buzağıyı boynundaki kuşaktan tutup ilerletmeye çalıştım. "Nenen seni çok seviyor, belli. Adını en sevdiği buzağıya vermiş." Bakışı daha da beter bir hal alınca minik bir kahkaha atım. "En az evdeki öküz kadar got kafalı, dedi." Bir kahkaha daha attım ama o gülmüyordu. Tip tip bakmaya devam etti. Hala gülerken yanına sokuldum. "Tamam, tamam. Kızma. Ben demedim, nenen dedi." "Hoşuna gitmiş, belli." Kıkırdadım. "Yalan yok, gitti." Aknene, "Ula, buzaği kaçtı, akluna koduklarim!" diye bağınınca, irkilerek gerilemek zorunda kaldım. Dama değil, damın yanındaki yoldan hoplayarak giden Buzağı Timurla panik seviyem arttı. Timur daha hızlıydı. Buzağı Timur'u zapt eden, gerçek Timur oldu. Zorla dama ilerletti. Dışarı çıktığında kaşlan çatıktı. Akkadın'a ters ters baktı. "Ne var?" dedi Aknene. "Ne kararttın yine o gözleri?" "Buzağının adı beni çok etkiledi." "Değil mi?" dedi Aknene imayla. "Beni de çok etkiler. Her gün dama sokmak için böyle harp edip dururum. Çok tanıduk!" Değneğiyle koluna vurup yana iteledi. "Çekil hau yana!" Dama girip gözden kayboldu.
Epilepsi iddiası
Tarihte (özellikle Orta Çağ Batı dünyasında) buna muhtelif kılıflar bulunmaya çalışıldı. Örneğin bu durum, sara (epilepsi) nöbeti ile açıklanmaya çalışıldı. Yakın döneme kadar söylenen bu itham, ilk dönem oryantalistlerinin bazılarında bile tezahür buldu. Şu koca öyküyü, birinin epilepsi hastası olmasına bağlamaya çalıştılar. Bugün elbette ciddi bir savunucusu olmayan saçma bir görüş olarak ele alınıyor. Montgomery Watt: "İslam'ın muarızları Hz. Muhammed'in saralı (epilepsi) olduğunu, bu nedenle dini tecrübelerinin hiçbir geçerliliği olmadığını iddia etmişlerdir. Gerçekte tasvir edilen belirtiler, sara belirtileriyle aynı değildir. Zira bu hastalık, fiziki ve zihnî bozukluklara yol açmaktadır. Oysa Muhammed, hayatının son anına kadar tüm yeteneklerine tam olarak hâkim durumdaydı. Ancak, böyle bir suçlama yapıldığı gerçek olsa bile iddia tümüyle sağ duyudan yoksundur, sadece cehalet ve ön yargıya dayalıdır. Bu tür fiziksel hareketler dinî tecrübeyi ne geçerli hâle getirir ne de geçersiz kılar. Hz. Muhammed'in vahiylerinin gelmesini sağlayıcı bir yönteme sahip olup olmadığını bilmek ilgi çekici olacaktır." Leone Catani: "Hâlbuki sara (epilepsi) ile hiss-i dini (dini hisler) arasında ne münasebet bulunduğu malum olmadığı gibi hiss-i dinînin sara neticesi olacağı da sabit bir şey değildir. Hissiyat-ı diniyye, kalbin ve müfekkirenin en necip (kıymetli) bir parçasını teşkil ederler. O müthiş hastalığa tutulanların mesail-i diniyyeyi tefekkür ve mülahazada daha meyyal ve müstaid (anlayışlı) olacaklarına dair ise elimizde hiçbir delil yoktur.” Leone Catani başka bir yerde şunları kaydetmektedir: "Bu suretle Muhammed'in, gençliğinde saralı (epilepsi) olduğu hakkındaki bütün yanlış nazariyeler ortadan kalkmaktadır. Mesleğinin tarihî devresinde Muhammed'in saralı olmadığı ise
Sayfa 393 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Theodore John Kaczynski
“Dünya görüşünün yıkılışını izlemektense gerçekliği reddetmek her zaman daha kolaydır…” Entelektüeller de dahil olmak üzere üst-orta sınıfların çoğunun dünya görüşü, köklü bir şekilde organize edilmiş, kültürel olarak “ileri”, yüksek seviyede bir toplumsal düzenin karakterize ettiği geniş-ölçekli bir toplumun mevcudiyetine derinden bağlıdır. Bu tip insanlar için, üzerinde felakete doğru gitmekte olduğumuz rotadan çıkmanın tek yolunun organize toplumun topyekun bir şekilde çökmesi ve böylece kaosa sürüklenmek olduğunu kabullenmek psikolojik olarak son derece zordur. Bu sebeple, yaşamlarının ve dünya görüşlerinin dayandığı bu toplumu korumayı taahhüt eden her türlü projeye, bunlar ne kadar gerçek dışı olursa olsun, can havliyle sarılırlar ve kişi, onlar için, dünya görüşlerine olan tehdidin yaşamlarına yönelik tehditten daha önemli olduğu kuşkusuna kapılır.
Felsefe