''Koltuğun yanındaki kalın halının üzerine oturup dışarıdaki kış gecesini seyrettim. Kendimi iyi ve güçlü hissettim. Daha sonra, omzuna dokunup alçak, uykulu bir sesle teşekkür ettiğinde, sanki ben ona teşekkür ediyormuşum gibi hissettim. Haftalardır ilk defa kendimi yeniden değerli hisstemiştim. Bir kez olsun başka birine yardım etmek icin kendi bencilliğinden sıyrılmış bir insan gibi...''
"Dört duvar bir çatıyı evin yaparsan altında kalırsın, bir insanı evin yaparsan; evin üzerinden geçebilir bile, işte o zaman ölümü diler sağ kalırsın."
"Cam kırılınca onarması zor olur..." der bir İran şiirinde. Bu bir nevi tercüme yumuşatmasıdır belki, zira imkânsızdır kırılan bir camı onarmak. Önce cam kırılıverdi, sonra "Cân"...
''Oturduğum binanın merdivenlerinden hızla inerken, sanki repliklerini ezberlemeye çalışan bir aktör gibi, kelimeleri deneyip (yoksa denetleyip mi demeliyim?) durdum. "Paul öldü mü?" "Paul Tate öldü" "Paul öldü." Hiçbirine alışamadım - bunlar yabancı, dünya dışı bir dile ait cümlelerdi. O güne dek, bir arada var olabileceklerini asla hayal etmediğim kelimelerdi...''