" Anna Karenina, Tolstoy’un en sıkı dokulu, iyi tasarlanıp yazılmış, gevşek düğümlere izin vermeyen, sağlam yapısı, kurgusu, tekniği ve diliyle Tolstoy’un en büyük romanıdır. Savaş ve Barış’ı değil de Anna Karenina’yı Tolstoy’un en büyük yapıtı saymak belki roman sanatındaki ayrımları da gösterir. Büyük klasik gerçekçiliğin sonunda ortaya çıkan epik anlatıları yücelten roman anlayışının Savaş ve Barış destanını öne çıkarmasına karşın, sağlam dokusuyla zamanının en önemli romanlarının başında gelen Anna Karenina’nın ayrıksı bir yeri vardır. Doğrusu, Anna Karenina’nın bir grup insanın hayatını çevrelerinde yaşananlarla birlikte bütün derinliğiyle veren yetkinliği yanında, Savaş ve Barış daha geride durur."
"Demek ki asıl olan Türkçenin güzel kullanılmasıdır; sesi (sesli okumanın ayırt edici yerini hiçbir ölçü tutmaz), soluğu, biçimiyle su gibi akan bir dil ve biçem yaratmaktır yazarın yükü."
"Kimi yeni yazarlar, Türkçeye yapıştırdıkları Arapça ve Farsça sözcüklerle aslında bir biçem büyüsü yaratmaya çalışıyor. Gerçekten de buna dil değil de, biçem demek daha doğru. Bu dil kırmadır, arabesktir; kendi olamayacağı da en azından üstünde adamakıllı durulan son yirmi yıl içinde belli olmuştur."
"Düşüncelerine katılın katılmayın, romanlarını beğenin beğenmeyin, tek başına düşüncelerini açıklama cesaretini gösteren bir yazara karşı düpedüz düşünsel şiddet uygulayan ve ne yazık ki bunu yaparken belki de tam bilincinde olmadan toplumun genel kabullerinden güç alan yazarların düştükleri üzücü durum, edebiyatımızın duyarlıklarını büsbütün yitirmeye yüz tuttuğunu, değerlerinden koptuğunu gösteriyor."