Semih Gümüş

Semih Gümüş

Yazar
7.8/10
78 Kişi
·
237
Okunma
·
31
Beğeni
·
2248
Gösterim
Adı:
Semih Gümüş
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ankara, 1956
Semih Gümüş Türk yazar. Ankara Fen Lisesi ve Gazi Lisesi'nden sonra, 1981'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. İlk yazısı aynı yıl Yazko Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. 1981-1985 yıllarında Yarın Dergisi'nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. 1995-2005 yıllarında Adam Öykü Dergisi'nin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. 2006 Aralık ayında Notosöykü Dergisi'ni çıkardı ve şimdilerde bu derginin genel yayın yönetmenliğini yürütüyor. Kendine özgü bir eleştiri anlayışına sahip olan Semih Gümüş'ün 1991'de Roman Kitabı, 1994'te Kara Anlatı Yazarı, Karşılıksız Yazılar, Yazının ve Tarihin Bilinci, 1996'da Cevdet Kudret Eleştiri Ödülü'nü alan Başkaldırı ve Roman, 1999'da Öykünün Bahçesi, 2002'de Puslu Ada, 2003'te Yazının Sarkacı Roman, 2005'te Yazarın Yanlızlık Burcu adlı kitapları yayınlandı.
" bedava yaşıyoruz, bedava; 
hava bedava, bulut bedava; 
dere tepe bedava; 
yağmur çamur bedava; 
otomobillerin dışı, 
sinemaların kapısı, 
camekanlar bedava; 
peynir ekmek değil ama 
acı su bedava; 
kelle fiyatına hürriyet, 
esirlik bedava; 
bedava yaşıyoruz, bedava
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"Eleştiri, iyi-kötü ayrımlarının çok ötesinde, yazınsal metnin bütün öğelerini çözümleyip kendini metnin üstüne atan bir yaratım süreci sonunda çıkar ortaya. (s.10)" Semih Gümüş, Modernizm ve Postmodernizm adlı kitabında eleştiriyi bu şekilde ifade ediyor. Peki, biz bunun ne kadarını yapabiliyoruz? Okurların çoğu sadece okur olarak vardır. Bu şekilde 'üstten bakarak' kitabı yorumlamak; salt metinden hareket ederek bir durum ortaya çıkartmak çoğu zaman, kolay da olmuyor. Bazen yazarın diğer kitaplarına ya da etkilendiklerine bakarak da bir sonuç çıkartmamız gerekebilir. O yüzden eleştiri yazısı yazmak ve eleştirmen sıfatına haiz olmanın da çeşitli sorumlulukları var. Semih Gümüş de bu işin uzmanlarından biri.

Eleştiri denildiğinde ilk akla gelen şey, 'olumsuz' bir çağrışımdır. Ama her eleştiri olumsuzluk mu bu da ayrı bir konu.

Semih Gümüş, önsöz kısmında önce 'eleştiriyi' açıklayarak bir girizgah yapıyor. Sonra izlenecek yol hakkında kısa bilgi vererek, benim gibi 'düz, vasat' okurlara bazı açıklamalarda bulunur.

Örneğin, "Yenilikçilik ile modernizm birbirini sürekli anıştırır elbette, ama birbirleriyle örtüştükleri de söylenemez.(s.11)" diyerek de önemli bir tespitte bulunur. Çoğunluğun aynı bildiği bu kavramlara ufak da olsa bir açıklık kazandırır. Buradan hareketle modernizm ve postmodernizmin de birbirinin devamı ya da bütünün ortadan kesilmiş iki parçası olmadığını ifade eder.

Osmanlıdan Cumhuriyete geçerken yaşanan değişimlerin, Osmanlının devamı olan aydınların yazınsal hayatlarına ise hiç etki etmediğini ifade eder. Rejim değiştiği ve köklü reformlar yapıldığı halde, edebi tarzın aynen devam ettiğini, o yüzden modernizm kavramının edebi değil siyasi değişiklik olduğunu belirtir.

Önceden sonraya (halef-selef) bir geçiş hali içinde bulunan tarihin ve bunun bir unsuru olan yazarların, var olan olgular doğrultusunda yazılarına devam ettiklerinden bahseder. Bu dönemdeki yazarlar Osmanlıdan Cumhuriyete geçişte karşılaştıkları çeşitli sıkıntıları (devlet, toplum, sosyal, siyasal, aile) bir belge ve kaynak olarak yazılarına işlerler. Ama bu durumun onların edebi anlamda modernist oldukları anlamına gelemeyeceğini ifade eder. Şu an bile o yazarların eserleri okunduğunda o dönemin gerçekleri, yaşamları, hayalleri ya da buna benzer durumlarıyla karşılaşırız. Edebi geçiş süreci siyasi geçiş döneminden farklı bir şekilde gelişir.

'1950 Kuşağını modernist edebiyatın olanaklarını keşfettiği yıllardır .(s.31)' diyerek bir sınır hattı çizer.

Modernizmi ifade ederken, anlatılan yaşantı ve karakterlerin dilinden çok, 'nasıl anlatıldığıyla' ilgili olduğunu ve bunun içinde dilin kullanımı, kelime oyunları, o kelimelere verilen özel anlamlar olduğunu ama anlatımın ise ön planda olmadığı bir durumdan bahseder. Klasik anlatıdaki 'olayların' yerine modern anlatıda 'nasıl anlatıldığının' ön planda olduğunu belirtir.

1950 Kuşağını Türk edebiyatında yeni bir yapı taşı olarak belirtir. Çeşitli isimler sayar ve Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ını edebiyatın ilk modernist romanı olarak vurgular. Ayrıca 1950 Kuşağının yazınsal arayışlarının bugün bile hala kapsamlı bir şekilde değerlendirilmediğinden bahseder.


Kitabın 45.sayfasında yer alan 'Zor Okunurluk ve Okuma Kültürü' adlı bölümü ise özellikle burada vurguladım. Çünkü, bazı yazarlar ya da kitaplar için söylenen 'bu kitaptan bir şey anlamadım, ne anlatıyor yahu!' cümlesini açıklamaya çalışıyor. Ayrıca, niçin birileri ya da bazı kitaplar ön plana çıkarılıyor. Edebi olduğu için mi yoksa çıkar hesaplarından dolayı mı? Bunu da anlamaya çalışıyoruz.

Semih Gümüş, edebiyatın sadece Balzac, Tolstoy, Dostoyevski ya da Yakup Kadri, Reşat Nuri, Sabahattin Ali, Orhan Kemal olmadığını, onların yazım yolunu sürdürenler olduğu gibi tamamen farklı yollardan yazarak önemli eser veren yazarların da olduğunu ifade ederek, çok önemli bir duruma da işaret eder. Tek bir tarzın edebiyatın tümünü temsil edemeyeceğini, farklı düşünceler olduğu gibi farklı tarzların da olacağını söyler.

Günümüzde nitelikten çok niceliğin üstün tutulması, özellikle son yıllarda yazılı ve görsel basının bir çeşit dayatması olarak da görülebilir. Sürekli ön plana çıkartılan kişi ve kitaplar okuyucular gözünde 'ben de aldım' , 'bende de var' dan başka bir şey ifade etmez duruma gelmiş. Çoğu zaman günümüz tabiriyle copy/paste olarak ordan burdan alıntılarla döşenmiş kitaplar da ortalığa savrulur. Çoğu zaman nitelik maalesef niceliğe yenik düşebiliyor.

Öncelikle bu kitap ders kitabı değil ve o yüzden de giriş-gelişme-sonuç şeklinde bir anlatım beklenmesin. Dünya edebiyatında modern, postmodern gelişmelerin Türk edebiyatına yansımaları hakkında çeşitli yazıların toplandığı bir kitap. Semih Gümüş, 'eleştiri ' açısından kitap ve yazarları bize anlatıyor.

Her bölüm birbirinden bağımsız okunabilir. Bazı yerlerde Zweigvari bir anlatım sergiler. Eleştiri ve deneme türlerine uzak olan okurlara seslenir: Meraklı olun, hazır olanla yetinmeyin ve bazı şeyleri kurcalayın ki , olaylara farklı açıdan bakabilesiniz.

Edebiyatla biraz haşır neşir olan herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Sadece Türkçe ve edebiyat öğretmenleri değil; öğrenci ya da edebiyatın herhangi bir dalıyla uğraşanların da yararlanabileceği bir çalışma. Ben epey bilgi sahibi oldum. Benim gibi düz okurların da yeni bir şeyler duyması ve bildiklerini pekiştirmesi anlamında faydalı bir kitap olacağını düşünüyorum.

Kitabı okuduğunuzda, ideolojik bağnazlık bulamazsınız. Onu da yapabilirdi ama o, daha zor olanı seçip, ortadan yürümüş. Yürürken de yolda karşılaştığı kişileri ve bulduğu kitaplara dokunmuş, duymuş, görmüş, bakmış, okumuş, yazmış ve edebiyatın dünü ve yarını için güzel bir çalışma çıkartmış. Faydalı bir çalışma; çok şeyler kazanırsınız, tavsiye ederim.
120 syf.
·13 günde·8/10
Kitap üzerine inceleme yazılarıyla da takip ettiğim Semih Gümüş'ün "kitap, yalnızlık ve aşk" üçgeninde yer alan romanı: Yalnızlık Kime Benzer...

Kitabın ismi bir soru cümlesinden oluşunca; eser bittikten sonra bir cevap da bekleyebiliyor insan. Ya da benim gibi tuhaf okurlar bekleyebilir. Yazar bu soruya her ne kadar “Nereye dönsem, yalnızlık kime benzer, sorusunun karşılığını bulamıyorum” diyerek cevap vermekten kaçınsa da okuyucu olarak kitabın içinden birkaç farklı cevap buldum ben bu soruya.

Yalnızlık Kime Benzer? Bazen bir kitaba, onda kendisini bulup onu hevesle ve hüzünle okuyan çaresiz bir aşığa benzer bazen yalnızlık...

Bazen bir sokağa, bazen de o sokakta yürüyen ve hayatını düzeltmenin yollarını arayan pejmürde bir adama benzer yalnızlık...

Bazen aşka benzer, aşkın içinde gizlenir. Bazen aşık bir kadına benzer, aşık ama aşkını feda edemeyecek kadar sevda cimrisi bir kadına; bazen de tüm hayatını tek bir kişiye, tek bir aşka feda edebilecek kadar cesur bir aşk kadınına benzer yalnızlık...

Bazen hazin bir cümleye benzer, bazen de o cümleyi söyleyen naif bir yazara, bir şaire benzer yalnızlık…

Hem doğuma hem ölüme benzer yalnızlık... Doğarken de, hatta daha doğmadan anne karnına yapayalnızdık hepimiz. Ve ölürken de yalnız ölüyoruz, yalnız öleceğiz.

Yalnızlık farklı farklı yerlerde, başka başka şekillerde; hepimizin içinde. Yani kısacası "Yalnızlık insana benzer." Yalnızlık bize benzer...
466 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhabalar...
"Orhan Veli Kanık", Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın hazırlamış olduğu "Anma ve Armağan" dizisinin "Veli'nin Oğlu"na ayrılan kitabı.
Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın önsözünün bulunduğu bu eserde Nurullah Ataç, Oktay Rifat, Memet Fuat, Gülten Akın, Doğan Hızlan, Şükrü Erbaş, Enis Batur, Melih Cevdet, Turgut Uyar birçok edebiyat dünyasından ismin Orhan Veli ve Garip akımı ile ilgili düşüncelerine, görüşlerine yer verilmiş.
Eserde neler mi var? Orhan Veli'nin Nazım Hikmet-Ahmet Haşim-Yahya Kemal'le şiirsel kavgaları, Orhan Veli-Sait Faik dostluğu, şairin fotoğrafları, yazmış olduğu kitapların ve çeviri kitaplarının fotoğrafları ile belki daha önce hiç duymadığınız Orhan Veli ile ilgili bilgiler ve anekdotlara ulaşabilirsiniz. Bir iki örnek verecek olursam, Orhan Veli'nin "haiku" (haykay) denilen Japon şiirinden de etkilendiğini, "Hay Kay" adını verdiği bir şiirini bu teknikle yazdığını bu kitapla öğrendim. Yine bu kitapla, Orhan Veli'nin 1950'de Nazım Hikmet'in cezaevinden kurtarılması için Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile üç günlük açlık grevine gittiklerini ve Yaprak'ta bu olayla ilgili yazılar yazdıklarını da öğrendim.
Orhan Veli'yi daha kapsamlı anlamak isteyen okurlar için bu güzel eseri tavsiye ederim.
Keyifli okumalar dilerim...
120 syf.
·Beğendi·8/10
Öyle samimi geldi ki bana kitap, kendi yazdığım yazıları okurken hissettiklerime benzer şeyler hissettim. Yanlış anlaşılmasın, ben de böyle güzel şeyler yazabiliyorum diyemem. Sadece çok fazla göndermeler yapıyorum her yazıda. Karşıdaki insan anlar mı diye düşünmeden. Yazarlara, filmlere, kitaplara. Sanki benim bildiğim, sevdiğim her şeyi tüm insanlık bilmeliymiş gibi. Aynı şeyleri gördüm yazarda da. İnanılmaz bir kültür birikimi olduğunu kabul etmeliyim ve anlayamadığım yerlerde de sırf bu sebeple yazarı değil kendimi suçladım hep :)
183 syf.
İyi bir yazar olmanın iyi bir okur olmaktan geçtiğini ısrarla vurguluyor. Kursları gereksiz buluyor. Başkalarının fikirlerine başvurduğumuzda, başvurduğunuz kişinin kalıplarına mahkum kalacağımızı çok net belirtmiş. Dene yanıl, yaz yanıl. Yararlı bir kitap olabilir yazı dünyasında kalemle sevişenlere..
198 syf.
·26 günde
Semih Gümüş ile bilmediğim bir çok isme ve kavrama doğru bir yolculuk yaptım. Dergilerdeki yazılarından toplama bir kitap olması, bir çok farklı yazara, kitaba, düşünüre beni ulaştırdı. Elbette yazarın kendi düşünceleri de mevcut, lakin daha çok diğerlerinin fikirlerini aktarır pozisyonda diyebiliriz. Metinleri derinlemesine incelemeye hevesleri olanlar için ufuk açıcı olabilir.
304 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Semih Gümüş edebiyat eleştirilerini dikkatlice okuduğum önemli bir edebiyat eleştirmeni. Bu nedenle okudum bu romanı. Kendisi dil ve anlatıma çok önem verir. Romanında da böyle yapmış zaten. Ancak eleştirdiği bazı anlatım tekniklerini romanın bazı yerlerinde kendisi de kullanmış. Örneğin yaşananları romancının bir tanrı gözüyle anlatması. Roman geçmişini unutup, yeni bir başlangıç yapmaya çalışan bir adamı anlatıyor. Bu kişi Oğuz ATAY romanlarındaki karakterlere benziyor. Kitapta bol bol edebiyat ve doğa var ancak akıcı sizi içine çeken bir olay örgüsü yok
152 syf.
·Puan vermedi
Bir yandan bireyi, aklı, nesnelliği kutsayan modernizm; diğer yandan benzerliği, ortalamayı ve melezleşmeyi amaçlayan postmodernizm. İki çok tanımlı kavramla ilgili, yoğun bir okuma süreci isteyen eleştiri kitabı kaleme almış Semih Gümüş.

Cumhuriyetle birlikte dönüşümü sağlanan siyasal ve toplumsal modernizm, edebiyatta karşılığını nasıl bulmuştu? Refik Halit, Halide Edip, Yakup Kadri gibi şlk dönem yazarları, modernizmin farkındalar mıydı mesela? Gümüş'e göre edebiyat, sırtını klasiğe dayamadan yol alamazdı. Bu yüzden siyasal ve toplumsal alanda görülen modernizm atağı, edebiyatta geçmişle bağ kurarak devam etti. Geçmiş şiiri, romanı toptan ret etmek, modern bir edebiyat kurmanın engeliydi. Peki ilk modern yazarlarımız kimlerdi? İlk büyük dönüşümü kimler yaptı? Postmodernizm edebiyata ne vaat etti, neler götürdü? Piyasadaki çok-satarlar iyi bir kriter mi eserin niteliği için?

Henüz kendi modernizmimize bile çalışamadan postmodernizme nasıl ayak uyduracağız? Yoksa biz çaba göstermeden medya bizi o kalıba ister istemez sokuyor mu? Hangi metinleri okumalıyız?

Kitabın dili ortalama bir okura ağır gelebilir. Sık sık internetten kavram araştırması yapmanız gerekebilir. Ama bitince kimbilir, belki de daha uyanık bir okur olmanız da olası.

İyi okumalar
212 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Okuma ve yazmanın sırları üzerine hazırlanmış, eğer ilginiz varsa bu tür konulara ilgiyle okuyabileceğiniz bir kitap.Notos Kitap ve Semih Gümüş iyi bir eser koymuşlar ortaya.
Gelelim kitaba.Adından anlaşılacağı üzere iki bölümden oluşuyor:okumak-yazmak diye.Sanırım okuma kısmını yapabildiğim için kendi adıma daha çok beğendiğim bir bölüm oldu.Ama yazmak kısmı da kesinlikle okuyanına çok şeyler katar.Okumanın bir yaşam biçimi, ekmek yiyememek gibi bir şey olduğunu söyleyerek başlıyor kitap ancak bu ülkede ömrü boyunca bir tek kitap bile okumamış olanlar da unutulmuyor.Sadece yazarların değil okurların da kültürlerin taşıyıcısı, yazdıklarımızın bir damla ama okuduklarımızın denizleri keşfetme olduğu gibi güzel cümlelere yer veriyor.Neleri, nasıl okumalıyız mesela diye soruyor.Ardından edebiyat derslerinin asıl yanlışının bu sebeple kuralları öğretirken okumayı öğretememesinde buluyor haklı olarak.Okumak ile edebiyatı birbirinde tabii ki ayrı tutmayan yazar bizi uçan halının üzerine sadece edebiyatın çıkarabileceğini, sözcüklerin her devirde zalimleri korkuttuğunu çünkü okumanın ve edebiyatın güç verdiğini söylüyor.Hızlı ve yavaş okumayı karşılaştırıyor.Okuduklarımızı yorumlama farklılıklarımızdan bahsediyor.Bu arada popüler edebiyatı da unutmuyor.Bu konuda çok sevdiğim şu cümleler geçiyor: "Popüler edebiyat hayatın yanlış tercümesidir ve ün, edebiyatın bir katmanı değildir.Çünkü edebiyat orada yaşanmaz."Popüler dediğimiz yazarların başarılarını yere göğe sığdıramayanların Faulkner'ı, Vüséat O. Bener vb. yazarları nereye koyacaklarını soruyor.Kısacası edebiyat olanla olmayanı aratıyor okuyucuya.Kitap/E-kitap, kitap yakmanın vahşiliği,en çok satanlar listelerinin sığlığı bölümde değinilen diğer konular.Ayrıca bu bölümün sonunda okurlarına önerebileceği bir kitap listesi de hazırlamış Semih Gümüş.İyi etmiş.
Yazmak kısmında yazarlık tutumlarından, yazar ile sokaktaki insan arasındaki farktan,yazarken anlaşılır olup olamamaktan,yazarken kısa ve uzun cümlenin işlevlerinden, üçüncü kişili anlatımdan,vb.birçok konuya değiniyor.Ama noktalama işaretlerinden pek hoşlanmayan biri olarak sanırım en çok son kısında yer alan "Nokta ile Virgül" başlıklı yazıyı beğendim.Edebi metinler için nokta ile virgülün yeterli olduğu diğer noktalama işaretlerinin yazıda göze fazla battığı,anlamı böldüğü düşüncesi beni kendine çekti.Son bir öneri olaraksa yazarımız ödül kurumunun sahteciliğini, genç yazarların eğer bu ödül peşine düşme kaygısından kurtulabilirlerse asıl yazarlık yolunda yürüyebileceklerini söyleyip diyeceklerini bu kitap için bitiriyor.
212 syf.
Yalnızca aynaya bakarak doğruları göremezsiniz. Kendinize tasarladığınız dünyayı süslemek adına kütüphanenize eklemeniz gereken bir kitap. Kesinlikle bir okuyun!

Yazarın biyografisi

Adı:
Semih Gümüş
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ankara, 1956
Semih Gümüş Türk yazar. Ankara Fen Lisesi ve Gazi Lisesi'nden sonra, 1981'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. İlk yazısı aynı yıl Yazko Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. 1981-1985 yıllarında Yarın Dergisi'nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. 1995-2005 yıllarında Adam Öykü Dergisi'nin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. 2006 Aralık ayında Notosöykü Dergisi'ni çıkardı ve şimdilerde bu derginin genel yayın yönetmenliğini yürütüyor. Kendine özgü bir eleştiri anlayışına sahip olan Semih Gümüş'ün 1991'de Roman Kitabı, 1994'te Kara Anlatı Yazarı, Karşılıksız Yazılar, Yazının ve Tarihin Bilinci, 1996'da Cevdet Kudret Eleştiri Ödülü'nü alan Başkaldırı ve Roman, 1999'da Öykünün Bahçesi, 2002'de Puslu Ada, 2003'te Yazının Sarkacı Roman, 2005'te Yazarın Yanlızlık Burcu adlı kitapları yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 237 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 213 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.