Bu kitabı nasıl tarif etmeli bilmiyorum. Başladım anlamadım bıraktım tekrar başladım üç dört kez en başa geldim tekrar okudum. Bitirince boş boş duvara baktım. Ben ne okudum şimdi. Üzerine düşünüp düşüncelerimi demlemeli tekrar bakmalıyım ne okuduğuma.
Karakterler tek kişi midir? Sadık’ın kendisi midir? Yoksa Tanrı mıdır? Kimdir erkek karakterler. Kız kimdir “kahpe” karısı kimdir?
Kızın gözlerinde, hayatının bütün acı macerasının akıp gittiğini görür; resimleri karşılaştırınca da anlar ki, çok zaman önce bir kader arkadaşı vardır; lanetlenmiş ve kendisi gibi acılar çekmiş bir ressamdı bu. Zaman ve mekan anlamsızlaşır gözünde. Artık bilmez olur, Hayyam'ın doğduğu kentte, Nişabur'da mı, İran kültürünün eski merkezlerinden Belh'te mi, yoksa Benares'te mi yaşamıştır ya da yaşamaktadır. Güzelliği, safiyeti aramış olanların hepsi, yanan mumlar gibi eriyip tükenmişlerdir. Bu düşünce yatıştırır onu. Hatta ihtiyar hurdacı, evreni simgeleyen eski püskü öteberisiyle, evet o ihtiyar hurdacı da bir zamanlar çömlekçiydi, kendisi gibi sanatkar yani. Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ama ancak şu ölüm: Bize yeni yeni azaplada dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm. Burada da ustayı hatırlayacağız. Hayat ve ölüm, ebedi bir çemberdir. Parçalanır, toprak oluruz, toprağında yeni çömlekler, testiler yapılır; ama ölümden sonra yaşamayı sürdürmek konusunda hiçbir şey bilinmez.