• Geçen aylarda okuduğum “Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi” kitabı gibi okudum bu kitabı. Çünkü kendini bilmezin birisi bir yazarın anketinin altına bu kitabın katili ile ilgili bir yazı paylaşmış ben de gözümün çarpmasıyla katili öğrendim. Gece kızdım ve yarıda bıraktım ama Ahmet Ümit her kitabında cinayetten ziyade farklı konulara değindiği için merak ederek okumaya devam ettim. Ve haklı çıktım Ahmet Ümit bu kitabında sadece cinayetten bahsetmemiş. Daha üzerinden çok geçmemiş olan Gezi Parkı olaylarına değinmişti. Sadece Gezi Parkıyla kalmayarak Beyoğlu’nun çöküşünüde ele almış balicilerin,otçuların ve beline 2 silah koyarak kendini mafya sanan bozuntularıda ele almıştı.
    Beyoğlu’nun rantlanmasını göçmenlerin elinden ucuza alınarak daha sonra yüksek paralara satılmasını anlatmıştı. Cinayetten ziyade daha farklı konuları ele alması gerçekten güzeldi.

    Kısaca konuya gelirsek Yılbaşın’da gögüsünden bıçaklanmış bir erkek cesedi bulunuyor. Ve bu ölüm tek kalmıyor ve düğümler açıldıkça yeni cinayetler geliyor. Keyifle okunuyor tavsiye ederim!

    Not : Yazım yanlışı varsa kusura bakmayın deniz kenarında güneşin altında ekran çok gözükmeyerek yazdım. Eve gidince düzeltirim.
  • 250 sayfayi cok cok güzel bi sekilde okudum ama son 5 sayfayi nasil okudum hic bilmiyorum. .  keske kitabin sonu biraz daha farkli olsaydi Dünya napti ne etti yarim kaldi Erdo'nun durumu nasil ne kadar ağır yaralı  Dünya 'yla Erdo bir daha karsilasiyorlar miii erdonun annesi babasi arkadaslari .. Dunya'nin arkadaslari azra ve asude . . Ali ismail ne durumda . . Bir sürü soruyla kitabi bitirdimmmm .. veee kitabin 253. Sayfasindaki "" işin Allah'a  kaldiysa , vay haline be fidanim!"" Yazan cümleyi anlamadim hangi mantıkla hangi akilla yazilmis oyle bi cümleeee Töbeee Yarabbiii ... Bide gezi parki markıı gerek yok yaa siyasete girmeye sevmiyorum siyasete giren kitaplari arkadaş ..
  • Ayşe Kulin'in yazarlığını hep iyi bulmuşumdur. Fakat bu kitapta yetersiz buldum gerçekten. Başlarda Halide Edip Adıvar'ın romanın da geçen Handan ile diyaloglar olsa da romanın yarısından sonra gezi parkı olaylarına değinilmiş. Kısacası iyi bir roman olsa da, kitapta konu bütünlüğü sağlanamamış.
  • Gezi Parkı 'yla meselenin sadece ağaç olmadığını, 17-25 Aralık' ta mevzunun sadece dershane olmadığını, hendeklerde aranan Kürt halkının hakkından başka herşey olduğunu ve nihayet 15 Temmuz 'da asıl derdin ne olduğunu hep birlikte görmedik mi bu ülkede?
  • Yazarın ilk romanıdır. Ülkenin karmaşık durumlarına denk geldiğinden önce yasaklanmış, 1984 yılında yasağı kaldırılmıştır. Yazarın kendine has bir, üslubu ve çok derin bir betimleme kabiliyet var. Bu hali benim çok hoşuma gitti.

    Hikayenin asıl kahramanı Selim’dir. Bunun yanında ise önemli yan karakterler olan Seyda, Oktay ve Aysel’de yer almaktadır. Yazar karakterlerini öyle derinlemesine tanıtmaktadır ki, hikaye içerisinde hikaye bulmak içten bile değildir.

    Hikaye üçüncü tekil şahıs tarafından kaleme alınmıştır. Konu ise hafif siyasi ve solculuk diye tabir edilen siyasi görüşü biraz överek anlatılmaktadır. Hikaye 1970li yıllarda kominizim, solculuk ve işçi, öğrenci olaylarına değinir. Para babalarının boş hayatları, şöhreti yakalamanın zorlukları ve ödenen bedeller… Politik ve gerçek hayattan kesitler sunarak devam edip gider. Neden yasaklandığı ise tartışılır ben içerisinde aman aman bir şey göremedim.

    Selim asıl karakter ve solcu kişiliktir. Seyda zeki ama hayatın anlamını daha yakalayamamış ve mutsuz bir evlilik yaşayan ablamızdır. Oktay ise zengin, varlıklı olan kişiliktir. Aysel saf mahalle kızıdır, şöhret basamaklarını bir bir bedelini ödeye ödeye tırmanan karakterimizdir. Hepsinin tek ortak tarafı ise hayatlarının bir yerinden sonra kesişmesidir.

    Yazarın dili çok arı ve sade. Kurgusu ve devamlılığı çok güzel ister istemez okurda merak uyandırıyor. Elimdeki kitap 1990 yılında Can Yayınları’ndan 4. Basım olarak çıkmıştır. Sayfaları hardal rengi ve 1970li yılları anımsatırcasına hoş.

    Lakin şunu demek isterim. Devrim ya da diğer adları her ne ise hiçbir zaman iradeyi zayıflatmamış aksine daha da güçlendirmiştir. Bir takım ateşli gençlerin, yalan-gerçek olarak sergiledikleri bu görüş kendilerini de başta olmak üzere hem devlete hemde millete zarar vermiş, terör denilen bir çok kuruluşun ekmeğine yağ sürmüştür.

    Bunu en yakın zamanda “Gezi” diye tabir edilen, baş kaldırış harekatında da görmüş olduk. Dönemin iradesi Taksim’de parkı yıkıp Topçu Kışlası yapmak istedi. Olaylar başladı. Her ne kadar haklı olsa da davaları haksız olmaya mahkumdular. Milyonlarca dolar zarar. Elbette ağaçlar kesilip yok olmasın, onlar bizim geleceğimizdir. Lakin konu ağaç değildi. Kaos ortamı yaratıp, ülkeyi yangın yerine çevirmekti, başarılı da olundu.

    Kendi bölgem için konuşuyorum. Sadece kendi zararımı söylüyorum. 15 dakika ara ile aracımı yanmaktan kurtardım. 3 kere 6mm kalınlıktaki 12 metre camekan tuz buz edildi. Yine 12 metreye 1 metre led tabela kül oldu. Zarar 16000 Tl. Yapanlarda mahallenin 10 15 yaşlarındaki müptezelleri. Tutup yakalayıp, ağzını burnunu kırsan, ertesi günkü haberlerde inanın ekmek almaya gidiyordu diye haberler çıkardı. Geziyi iliklerime kadar yaşadım ben.

    İrade sahibi olan bir partiye mensup bir vatandaş değildim. Atadan bildiğim bir partim vardı. Her dönem o partiye oy vermekten başka herhangi bir siyasi kimliğim dahi yoktu. Ama nedense caddeki dükkanla, evler ve arabalar mimlenmişti. Benim yan komşumda sorun yoktu, keza karşı komşumda da, zaten benim komşularımla veya siyasi görüşleri ile de işim yoktu. Hatta ömrü hayatımda diktiğim 3 tane de ağacım vardı. Sıradan sade bir vatandaş olamama rağmen bunlar başıma geldi. Ama görün ki gezi olayları terör ekmeğine yağ sürdü.

    Peki sonuç ne oldu. Yapılması gereken yapıldı. Zayıflatılmak istenen irade çok daha güçlendi. Ölenler öldü. Bitti gitti.

    Elbette hakkını savun, protestonu et. Ama mantık ben huzursuzsam herkesi huzursuz edeceğim mantığı olursa, benim evimi soydular bende başkasının evini soyabilirim diye kendini haklı görürsen ve hele ki sırf zevk için sokağa çıkıp sağı solu taşlarsan, “haklı olduğun davanda sonuna kadar haksızsın.”

    Sözün özü; kitabı okuyun ve kendinize dersler çıkarın. Haksızlık karşısında tabi ki de boyun bükmeyin ama yakıp, yıkmayın. Bölücü değil birleştirici olun. Kitap okunulası ve tavsiye edilesi.

    Sevgi ile kalın.
  • Zülfü Livaneli en çok zorlandığım romanımdı derken cok haklıymış, farklı bir içeriği var. Kitap da bütün anlatılanlar geçmiş , günümüz ve gelecek üzerine kurulu. Gelecek dedim çünkü geçmiş ve günümüz kısmını okuyunca geleceğe artık farklı pencerelerden bakacaksınız.. Roman da sizin aklınıza gelmeyecek veya unuttuğumuz bir sürü ülke sorunumuza değiniyor. Okurken bazı düşünce tabularınızı yıkacak bir roman. Kendi adıma konuşursam eğer bazı görüşlerim değişti ve beynimin içindeki mantıksız bulduğum veya hatalı bulduğum taşlar yerine cuk diye oturmaya başladı.

    Yazarın diğer romanlarına göre farklı bir eserdi çünkü diğerlerinde belli bir hikayede eleştiriler varken bu kitap'da eleştirilerden bir hikaye oluşturmuş.Kitap kalın gözümü korkutmadı değil ama okumaya başlayınca su gibi akıp gidiyor.

    Kitap hikaye olarak İstanbul'un seçkin, kalburüstü simaları, SultanAhmet'deki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Otel Sahibinin gözde asistanı olan Ana karakter Zehra'nın gözünden anlatılıyor bütün olaylar.

    Romanı okurken gözünüze bir sürü tanıdık sima geliyor.Her ne kadar kitabın girişinde 'Bu romanda anlatılan kişiler kurgu ürünüdür. Benzer kişilerle benzerlikleri ancak rastlantı olabilir' dese de M.Kemal, R.Tayyip Erdoğan , İlber Ortaylı , Can Dündar ve Yahya Kemal'e kadar görebileceğimiz yüzlere ve güncel olaylara şahit oluyoruz.

    Olaylara gelecek olursak Gezi parkı olayları , Roboski olayı , aydınlatılmayan faili meçhuller , Alevi sorunları , çözümlenemeyen kayıp vakaları ve sistemdeki açıklardan bahsediliyor.

    Asıl can alıcı noktalar şuralar ülkemizdeki toplumsal sorunlar şunlar ki kadına şiddet , dini sömürü , eğitimsizlikten oluşan cehalet davranışlar , hiç gün yüzüne çıkmayan her kadının ortak sorunu belki de ilk gece korkusu , özenti gençliğimiz
    , sözde entelektüellik , yolsuzluklar , maddiyat... daha uzar gider bu başlıklar..

    Otelde bulunan her bir karakter bir olayı temsil ediyor bu en tepedeki zenginler olsun isterse en alt tabadaki garsonlar ve diğer çalışanlar...

    Kitabı kısaca İstanbul'dan İnsan Manzaraları diyebileceğimiz ana başlık altında toplayabiliriz.

    Eser için Teşekkürler Livaneli yüreğine sağlık diyorum..

    Keyifli Okumalar Mutlaka okuyun..
  • öcalan 'şiddetin zoru'na ihtiyaç duyduğu zamanlarda bebeklere bile kurşun sıktırıp, ' tavuklarını bile yaşatmayın' diye talimatlar vermişti. Başka bir resim vermesi gereken zamanlarda ise ' akil adam', 'bilge kişi' rolüne de bürünebiliyordu.
    1999'da yakalndığında daha uçakta Türkiye'ye getirilirken onu ilah gibi gören örgüt tabanında hayal kırıklığı yaratacak şekilde 'devlete hizmete hazırım' diyordu.

    Aynı yıl idam edileceği korkusuyla örgüte ateşkes talimatı verip beklemeye geçen öcalan, 2004'te artık idam edilmeyeceğinden emin olduktan sonra ateşkesi bozup örgütünü yeniden çatışmaya sokacaktı.

    21 Mart 2013'te silahlara veda mesajını yayınlarak barış sürecini en ileri aşamasına taşımıştı. Ama bundan iki ay sonra Gezi parkı eylemlerinde Amerika'nın hükümeti devireceğine inandığı için süreci hızla sona erdiren öcalandır.

    Velhasıl, karşınızda belli olmazsa olmazları bulunsa da nihayet Türk-Kürt barışına pekala erişilebileceğine inanmış ve bunu sağlamak için bu yolda kendi tarihi rolünü oynamaya hazır tutarlı bir aktör yok.

    Bu lider karakteri ya da tipi, içinde bulunduğumuz coğrafyanın bize ödettiği bedellerden biri.

    2013 Mart ayında Kürt-Türk barış süreci umut veren, aydınlık bir yol haritasına işaret ediyordu. Eğer beş yıl sonra 2018 başlarında bu satırları yazarken barış umutları sönmüş ve binlerce genç hayatını kaybetmiş ve kaybetmekteyse bu tabloda öcalanın ve ondaki bu karakter yapısının rolü küçümsenemez.

    Ortadoğu'nun kaypak siyasi dengeleri coğrafyadaki küçük siyasi aktörlerin önce reflekslerini sonra giderek karakterlerini belirler.