Ben bir Şarklıyım diye düşündüm, onca yılın Batı eğitimini, Avrupalı, Amerikalı gibi bir yaşam biçimine sahip olma çırpınmalarımı delinmiş bir çorap gibi bir tarafa atıvererek, ben bir Şarklıyım, Şark suyu içmişim ve masallar dünyasından geliyorum diye tekrarladım günlerce. Keşke dedim, keşke bu kadar yabancılaşmasaydım, keşke kendimi Batılı yerine koyarak yıllarımı harcamasaydım. Hem kendime güvenim daha çok olurdu hem de Doğuluların Batılı, Batılıların ise kendi halkına yabancılaşmış bir Doğulu olarak gördüğü kimliksizlikten kurtulurum.
Aklı Batı'da, kalbi Doğu'da yaşama şizofrenisinin parçaladığı ruhların bunalımını, özgüven eksikliğini, yabancı sözcüklerle, yabancı tüketim mallarıyla örtmeye çalıştıkları tedirgin kişiliklerini, olduğundan farklı görünme çabalarını sanki gözlerim birdenbire açılmışcasına göstermişti bana.
Tüketen insanın üreten insandan daha değerli olduğu bu yanlış ve ahlaksız döneme tahammülüm kalmamıştı artık. Insanlar bunca acı çekerken Istanbul'da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.
Huzursuzdum, Istanbul'daki huzursuzluğumdan farklı birşeydi bu ancak yine de huzursuzluktu. Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur; huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.