• POZZO: Bir türlü ... (uzun bir duraksama) ... gidemiyorum.

    VLADIMIR: Hayat işte.
    Samuel Beckett
    Sayfa 61 - Kabalcı Yayıncılık - Üçüncü Basım: Kasım 2017
  • Buluşalım mı?

    Kışın: valla ben hiç gelemem bu soğukta

    Yazın: valla ben hiç gelemem bu sıcakta..
  • Yanlış yerde bekliyor bu çocuk. Kesin. Bu kadar bavulla bir yere gidiyor olmalı. Ama o beklediği yerden geçen hiç bir vesait insanı bunca bavulla gidilecek bir yere götürmez. En fazla bir sırt çantasıyla gidilecek yerlere götürür. Yolun karşısına geçmesi lazım. Yanlış yerde bekliyor. Belli. Çok belli. Gelen dolmuşların tabelalarına bakıyor dikkatle ama hiç birine binmiyor. Sonra saatine bakıyor. Saat takan insanları seviyorum. Bu kadar bavulla uzak bir yere gidiyor olmalı. Yanlış yerde bekliyor. Bu gidişle hiç bir yere gidemeyecek. Yine gelen dolmuşun tabelasına bakıyor. Dolmuş duruyor birileri iniyor, birileri biniyor. O duruyor..

    Öylece duruyor çınar ağacının altında. Sanki o çınarın bir parçasıymış gibi yakışıyor oraya. Sanki bu dünyaya bunca bavulla gelip bu çınarın altında dursun diye gelmiş. “Ağaçlar ölümsüzmüş biliyor musun ?” demişti bir gün Kenan. Her gün geçtiğim yoldaki ağaçların bir kısmını yol genişletme çalışması için kesildiğini görüp üzüldüğümü görünce. Bilmiyordum. Öğrenince bu kadar mutlu olduğum nadir bilgi vardır. Sanki bana sen ölümsüzsün demiş. Ölümsüz bir akasya ağacısın demiş sanki bana. Doğru mu gerçekten bilmiyorum ama çok mutlu oldum. Kenan ne dese inanırım. Doğru olmalı. Bu ölümlü, bu ölümsüz ağacın altında boşa bekliyor. Ama yanlışına bu kadar yakışanda görmedim. Parçası sanki ağacın. Ölümsüzlüğün ölümlü bir parçası..

    Bilgisayarı faturaları bırakabilsem gidip söyleyeceğim yolun karşısına geç diye. Bu muhasebe işleri de nereye gitsem benimle geliyor.. Benim yüzümden ama. Ah ben! Sonra ben şurdan kalkıp bir yanlışı düzeltmeye bile gidemiyorum.
    Garson boşları toplamaya gelince “masadakilere göz kulak olabilir misiniz ben hemen geleceğim” diyorum. Kabul edindice çekedimi alıp çıkıyorum.

    Ben okuldayken Antropolojiden, hata yapmadan doğruyu bulamayacağını öğrendim insanın. Kusursuzluğun en büyük ütopya olduğunu. İnsanlık tarihinin muhasebesi olduğunu öğrendim Antropolojinin. Muhasebeyle Antropoloji arasında nasıl bir bağ kuruyorsun diyenlere bunu söylüyorum ilk. Çünkü muhasebede tekrar anladım hata yapmadan doğruyu bulamayacağımı. İnanın bunu yapma denen her şeyi istemeden de olsa yaptım, onun sıkıntısını yaşadım, nasıl düzelteceğimi öğrendim ve bir daha yapmadım. Başkasının söylemesi kar etmedi yani. Kendim yapmam ve kendim düzeltmem gerekti o hatayı. Sonra muhasebenin hata gizlemediğini öğrendim tabi. Öfkelendim. Sonra kimsenin hataları bağışlamadığını ve gizlemediğini görünce öfkem geçti yavaş yavaş.

    Bunları düşünürken de vardım neredeyse çocuğun yanına. İyi de ne diyeceğim şimdi ? Öfff elindeki kitaba bak. Bunu okuyacağım diye harcanan zamana yazık. Sen nerden biliyorsun ? Sende okudun çünkü ? Okudun hata yaptığını anladın. Bir daha böyle kitaplar okumadın. Umarım o da anlar. Ama bazı insanlar kötü kitaplar okumaya yemin etmiş sanki hiç vazgeçmiyorlar. Kötü kitaplar okuyanlar kötü hayatlar yaşıyor bazen. Bazen iyi kitaplar okuyanlarda kötü hayatlar yaşıyor ama. Etrafta kimse olmasa kahkaha atacağım kendimle uzlaşamamama.

    Neyse neyse. Bir şey sorayım şu çocuğa. Ne sorayım ? Saat. Saati sormak en iyisi. “Pardon, saat kaç acaba ?” Bu soruyu bekliyormuş gibi koluna baktı hemen. “13:10” dedi. “Bir yere mi gidiyorsunuz” deyiverdim. Sonra duramayıp aynı cümleyi farklı bir kombinasyon da kurdum. “Yani bir yere gider gibi bir haliniz var. Bavullar falan da..” daha cümleyi tamamlayamadan “Evet bir yere gidiyorum. Sizin de hiçbir yere gitmiyor gibi bir haliniz var,” dedi. Al sana beğendin mi cevabı. Hiçbir yere gitmiyormuş gibi bir halim varmış ! O öyle söyleyince durağın reklam panosuna yansıyan görüntüme baktım. Çocuk haklı elimde ne bir çanta, ne bir cüzdan, ne bir eshot kartı. Baya bildiğin hiçbir yere gitmiyor gibi bir halim var. Haklı. “Evet” dedim sonunda. “Sizin burda beklediğinizi görünce gelip uyarmak istedim aslında. Otogara giden dolmuşlar yolun karşısından geçiyor. Yanlış yerde bekliyorsunuz eğer otogara gidiyorsanız diyecektim. Söze nasıl başlayacağımı bilemeyince saati sormuş bulundum” dedim. “Teşekkür ederim. Otobüs 16:00’da daha zamanım var geçerim birazdan yolun karşınına. Hiç gölge bir yer yok karşıda. Orada da ağaçlar vardı eskiden ama kestiler benzinlik yapılırken. Çok yazık,” dedi. “Evet” dedim “çok yazık. Oysa bir müdahale olmazsa, ağaçlara hiç bir şey olmazmış, ölümsüzlermiş” dedim. “Kim söylüyor bunu” dedi. Sanki tanıyormuş gibi “Kenan” dedim. “Kenan da kim” dedi gülümseyerek. “Ölümsüz bir iğde ağacı” dedim ciddiyetle. Cevap vermesine fırsat vermeden “nereye gideceksiniz peki” diye sordum. “Sivas” dediğini duyunca derinde bir yerde bir sızlama hissettim. Daha fazla duramayacağım dedim kendime bu ölümsüz özlemle, bu ölümsüz ağacın altında. “Çok oyalanmayın isterseniz. Erken gelir Sivas otobüsleri perona. İyi yolculuklar” deyip arkamı döndüm. “Siz nerden biliyorsunuz” diye sorduğunu duydum ama dönemedim arkamı. Ona cevap vermedim. Ama kendime, çook gittim ben o yolu dedim içimden. Çoook gittim.

    Ölümsüz bir özlemle..
    https://youtu.be/dqSnOAZyGbk
  • Erkek: Artık seninle İtalyan restoranlarına gidemiyorum; çünkü en sevdiğim yemek olan parmesanlı süt danasını sipariş edemiyorum.
    Kadın: Eğer onun adı tüyü bitmemiş buzağı doğrama olsaydı yine de alır mıydın?
  • "Dokunsaydım,koklasaydım, o da beni bilseydi çok iyi olurdu...Annem olmadığı için üzülüyorum,keşke olsaydı diyorum.Bırakın onu annemin mezarına gitmeye korkuyorum.Bu çok kötü bir duygu.Gittiğim zaman çok üzülüyorum.Aylarca kendime gelemiyorum..Yani mezarına gidemiyorum o kadar kötü bir şey ki .Gitmeniz lazım gidemiyorsunuz."
    Osman Müftüoğlu
  • Bütün iletilerime "beni bilen bilir" diye başladığımı fark ettim. Bu iletiye o yüzden "Beni bilen bilir" diye başlamak istemiyorum ama neyse :D

    Beni bilen bilir :DDD kitap buluşmalarının hastasıyım. Yıllarca içimde biriken o yapamadığım kitap sohbetlerinden ötürü müdür bilinmez ama her kitap buluşmasından ayrı zevk alıyorum.

    Tabii kitap adı altında bu buluşmalarda farklı türlerde sohbetler yapılıyor. Bir kesim romanları konuşurken bir kesim felsefeye,sosyolojiye giriyor.

    Benim gibi hissedenler vardır böyle hep buluşmalara gitmek isteyen ama nasip olmuyor her zaman... Malum öğrencilik hali yoğunluk maddiyat falan derken :(

    Her neyse, benim de aklıma şöyle bir fikir geldi. Ki bunu zaten yapacaktım ama :D yine de sizlere de bi söyleyeyim dedim :)

    Örnek veriyorum, pazar akşamları güzel bi' yayın açsak, ardından da birkaç saat orada sohbet etsek...
    Herhangi bir yerde yapılan buluşmalar çok güzel oluyor mu oluyor evet!
    Ama İzmir'de yapılan buluşmalar mesela, ben oraya gidemiyorum şu an :(

    İnternet üzerinden yapmamızın iyi tarafı da her şehirden katılım olabilir.
    İşte benim fikrim de buydu :D Böyle her pazar yayın açıp orada sohbet etsek,kitaplar hakkında konuşsak hatta bazı şeyleri tartışsak?

    Sizler ne diyorsunuz gelmek isteyen olur mu?
    Cevapları bekliyorum , şimdiden teşekkür ederim :D
  • Gemilerini kaldırmış gidiyor hayat
    Ve ben sahildeyim
    Kaçırmış olma telaşı içindeyim..
    Çağırıyor uzaklar ısrarla,
    Neden seninleyim?
    Bağlanmış olma korkusu içindeyim..
    Gidemiyorum, kalamıyorum,
    Baş edemiyorum, teslim olamıyorum..
    Yüzün gökyüzünde, bakamıyorum
    Havada nefesin var, boğuluyorum
    Ben sana bağlarımı çözemiyorum
    Başka bir dünya yok, gidemiyorum..
    Varlığın yanına hapsediyor beni,
    Sana, olduğun yere
    Ben sende kaybolmuşum hissindeyim..
    Yüzdüğümüz deniz ne güzeldi bir zamanlar
    Gel gör ki şimdi yoruyor dalgalar..

    https://www.youtube.com/watch?v=cicvrfcrJPA