Temel bir nitelik olan insan fıtratının haksızlıklara karşı isyanı, hak arayışı ve sorgulama meyli, bende bütün hayatım boyunca baştan bugüne kadar devam etti ama hak konusundaki fikirlerim değişti ve daha bir derinlik kazandı. Daha derunî, daha metafizik bir boyut kazandı. Kişi, âlemdeki adalet için insanların ancak bir aracı olduğunu kavradığı zaman, asıl adalet için bir ūst merci, bir üst makam olduğunu anladığı zaman, işin muhtevası değişiyor. Belki sorulan sorular değişmiyor ama cevaplar değişiyor. Şimdi modern kültür, bildiğiniz gibi insanı bir ilah olarak görüyor -hâşâ- ve insanı âlemin merkezine yerleştiriyor. Sonra da insandan başka hiçbir değer tanımayan, onu merkezî değer olarak gören bugünkü yapı ortaya çıkıyor.
Aslında bu durum, insanı bir açmaza sürüklüyor. Çünkü burada insan taşıyamayacağı bir şeyi yükleniyor ve hayatının bir aşamasında yenilmeye başladığı zaman, modern edebiyatta gördüğümüz o korkunç ve şiddetli karamsarlığa kapılıyor. Çünkü taşıyamayacağı bir yükün altına girmiştir. İntiharlar ve delirmeler buradan çıkıyor. Ama insana asıl görevini anlattığınız zaman, âlemin merkezinde yer aldığını, zübde-i âlem olduğunu hatırlattığınız zaman işler değişiyor.