Yaşadığı dönemin melankolik ruhunu ve toplumsal çalkantılarını yazdıklarına yansıtan, duygusal ve derinlikli bir şairdi. Edebiyatın gittikçe yüzeyselleştiğini düşünerek, şiiri bir protesto biçimi olarak kullanmıştır.
Üsküdar Rüştiyesi, ardından Süleymaniye Medresesi’nde tefsir, felsefe, Arap ve Fars edebiyatı eğitimi aldı. Şeyhülislamlık arşivinde mülazım olarak çalışırken klasik şiire yöneldi. Hafız-ı Şirazi ve Fuzûlî etkisiyle derin bir tasavvufi ve melankolik üslup
Hayatının büyük kısmını Galata ve Üsküdar arasında geçirir. Geceleri Şehzadebaşı kahvehanelerinde genç şairlere nazîre okutur, gündüzleri ise Süleymaniye Kütüphanesi'nde nadir risaleler incelerdi.
Ayşe kudret Alakası yok efendim. İnsanların seni kullanmasına izin vermek farklı, kendimizi sevmek farklı bir durum. Ayrıca benim yazdığım yorumla da hiçbir alakası yok verdiğiniz cevabın. Ben, "saygıyı, sevgiyi hak etmeden insan kendisini sevmemeli" demekteyim. Çünkü bir insan sevgiyi ve saygıyı hak etmediği müddetçe kendisini seviyor ise, hepimizin bildiği "ego" kavramı için işine girmekte. Lütfen az önceki davranışınız gibi bu yorumdan alakasız bir yorumla cevap verme zahmetinde bulunmayın.
Gözlerin bir kevser, bakışın gamzeli hâl,
Aşka düşen gönlümde kopar her dem melâl.
Sevmek bir kemâl ister, her yâr bilmez bu hâli,
Seven de yandıkça olur ancak Kâmil.