• Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim "Gel" dememiz değil,ayrıca onların sana "Git" demeleri.Hiçkimseye "kötüdür" deme.Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır...
  • "Kim için gülüşün değiştiyse ona git o zaman."
  • Bir savaşta yenildin diye mahzun olma. Daha çok gençsin. Memleketine dönünce, affetmesini bilmeyen vatandaşların tarafından hakarete uğrayabilirsin. Bu yüzden başarı kazanıp şerefini kurtarma kaygusuna kapılabilirsin. Belki o zaman bizimle tekrar tekrar savaşmak istersin..
    Memleketine dön. Bizimle tekrar savaşmak istersen, çok sayıda Avrupa kralıyle ittifak et. Ordun ne kadar kalabalık ve kuvvetli olursa biz o kadar memnun oluruz! Çünkü yendiğimiz orduların kuvveti, zaferimizin büyüklüğüne delil teşkil eder... Şimdi yolun açık olsun. Güle güle git ve arzu edersen tekrar gel. Emin ol, bizi yine karşında bulacaksın!
  • Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün;

    'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'

    Baba, itiraz eder,

    aralarında başlar bir tartışma,

    Karar verirler bir sınava,

    Dostun hakikisini anlamaya...

    Bir akşam bir koyun keserler,

    Ve koyarlar çuvala.

    Baba der ki oğluna,

    'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.

    Çuvaldan kanlar damlamakta,

    Sanki öldürmüşler de bir adamı, Koymuşlar çuvala, Dıştan böyle sanılmakta.

    Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.

    O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını,

    Böylece tek tek dolaşır delikanlı, Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

    Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. evlat geriye döner.

    Ama içten yıkılır...

    Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.

    Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.

    Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.

    Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.

    Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...

    Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye.

    Bir çukur kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye

    dikerler sarımsak...

    Genç adam gelir babasına;

    'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga, Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları anlat bana...'

    Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, Maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

    Der ki tokadı yiyen DOST;

    'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!

    Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...

    Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...

    Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
  • Kitap efsane. Ancak anlaşılması biraz zordur. Sonuçta Varoluşçu bir felsefe üzerine kurulmuş bir kitap. Varoluşçuluk nedir mi?
    Romantik Viktor Hugo'culara göre Deniz'i eminim şöyle tanımlayacaklardır; Deniz, güneşin altında sarhoş olmuş küçük dalgaların birbirine dokunması ile oluşan damlacıkların bütünü. Realist Dostoyevski'cilere göre ise denizi bence şöyle tanımlayacaklardır; Deniz, gemicilerin üzerinde binip gitmeye yarayan, yüzücülerin severek ilerlediği dalgaların birikimi. Vs vs böyle tanımlanırken Varoluşçulardan Satre ve Camus'cular ise; Deniz, insanın en kirli maddelerini biriktirmek için damlacık köpüklerinde oluşusan aslında güneşin altında varoluşunu tamamlayıp o ıssız, sıkıcı bir geceye kendini teslim ederken varoluşunu yok eden bir gel git silsilesi.. gibi tanımlayacaklardır eminim. Kitabın 185. sayfasında tam olarak Deniz'i tanımlamaktadır onu buraya yazmak yerine okumanızı istedim. Varoluşun felsefesinde kaybolup ne oluyor bu hayata ne oluyor bana diye sorgulamak istiyorsanız Satre'yi bu kitabını, Camus'u, Kafka'yı mutlaka okuyun.