Dünya ona yabancılaştığında, o da sesini derinliklere bıraktı. Gece onu sakladı, sessizlik ona yurt oldu. Uzun süre sustu. Ne bulunmak istedi, ne de tamamen kaybolmak. Sonra anladı ki, ait olmadığı yerlerden gitmek kaybolmak sayılmaz. Kimse onu kaybetmedi. Çünkü kimse onu gerçekten bulamamıştı. Bu yüzden gidişi, bir yok oluş değil; çoktan unutulmuş bir şeyin sessizce yerine dönmesiydi. ZST
İçimde kırılan bir camın sesi döküldü gözlerimden. Hayatın verdiği ne yorgunluk, Ne hasret, ne de vuslat... Birkaç söz söylemek isterdim gözlerine bakıp; Her bir kirpik teli mütenâ olarak yaratılmış... Bu ne hoşluk, bu ne zarafet, bu ne hüsün! Raylar kırık, zaman suskun, Söyleyemediğim sözlerle dolu içimdeki hüzün. Yine de sana gelirim, seni bilir, seni severim... Sesinden şarkılar, şiirler dinlemek; Seninle uzunca bir yolu adımlamak isterim. İçinin güzelliğini görmek, bilmek... Ne basit, ne zor bir istek böyle! Gözlerine dalıp gitmek isterim nihayetinde, Bu ne meşakkatli, bu ne uzun bir bekleyiş... Anlam yüklemek isterim her bir cümlene; Bu ne naiflik, bu ne bilinmezlik. Sonrası sessizlik zaten, sonrası alabildiğine düz. Büyük kelimelerin gölgesi çekildi üzerimizden. Ne bir sitem kaldı geriye, ne meşakkatli bir dilek... Sadece öylece durup izlemek var şimdi seni; İddiasız, sakin ve beklentisiz. ..dilan
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Yürü, Çünkü insan, Kendine doğru yürüdükçe Bir başkasına varır."
Almanya'ya gitmek istiyorum yaa yeter buradan halt çıkmıyor
Hüzün Kuşu
Gecenin en koyu tenhasında, saatler yine o tanıdık ve kimsesiz vakti vurduğunda başladı her şey. Can, odasının penceresinden dışarıya, karanlığın yuttuğu sokaklara bakıyordu. Ne zaman güneş çekilse, ne zaman şehir derin bir sessizliğe gömülse, o misafir yine gecikmeden gelirdi. "Hüzün kuşu" derdi ona. Kanatları simsiyah, bakışları sitem dolu bir kuş... Gelir, tam göğsünün ortasına, yüreğinin en hassas dalına konardı. O gece, içindeki o tanıdık sızıyla daha fazla sessiz kalamadı Can. Yüreğinin derinliklerine doğru fısıldadı, sesinde yılların yorgunluğu vardı: "Söyle bana içimdeki keder, ne zaman terk edeceksin beni? Hem bak, etrafımdaki herkes gidiyor. Gelen durmuyor, giden dönmüyor... Sen niye hâlâ içimde böyle sarsılmaz bir yer ediniyorsun? Sevdiklerim bile birer birer gitti benden, bıraktılar elimi. Madem öyle, sen de git... Git artık." Gözlerinden süzülen iki damla yaş, yanağından aşağı sessizce yol aldı. Parmak ucuyla sildi o damlaları. Bu, kaçıncı geceydi bilmiyordu. Kaçıncı kez gözlerindeki o yaşların, tıpkı o hüzün kuşu gibi göğsünden havalanıp yüzüne süzülüşüydü? Sitemi sadece kederine değil, geceye ve zamanaydı da: "Saatlerden niye hep geceyi seversin sen? Neden ortalık aydınlıkken değil de, beni en savunmasız, en yalnız yakaladığın bu karanlıkta çıkarsın ortaya?" Odanın sessizliğinde hüzün kuşu kıpırdamadı, sadece Can’ın kalbinin ritmiyle birlikte iç çekti sanki. Keder, gitmek için acele etmiyordu çünkü o, gidenlerin Can’da bıraktığı boşluğu dolduran tek şeydi. Sevilenlerin gidişiyle açılan yaraları, yine bu sadık ama acımasız misafir nöbetleşe bekliyordu. Can, başını cama yasladı. Gözlerini kapattı ve uzaklardan esecek o ılık rüzgârın hayalini kurdu. İçindeki kış ne kadar sert, ne kadar uzun olursa olsun, insanoğlunun sığınacağı son liman hep ümit değil
1000Kitap
Gecenin üçü!
Herkesin yanına gitmek istediği birileri vardır. Gecenin üçü, sabahın körü, Hatta cehennemin dibi bile olsa... Nazım Hikmet
1000Kitap