“İdrak açılınca dünyanın hiçbir kederi kişiye tesir etmiyor o vakit yaşadığın her an kıymetli oluyor. Ölenler, gidenler, sevmeyenler derken kimsenin kalıcı olmadığını idrak ediveriyorsun.”
“Allah'ın insana verdiği her şey rızık hükmündedir ve buna vermedikleri de dâhildir. Şükür tam da bunun için vardır. Olan ve olmayanın hayırlı olup olmadığını bilmeyince hamd edersin.“
Aşk sandığımız bağlılıklar, gerçekte bizi kendine tutsak eden bağımlılıklarımız mıdır?
Kitapta; insanın içindeki bu büyük çatışmanın kapısını aralayarak aşkın yersiz yurtsuzluğuna dair sarsıcı bir hikaye anlatılıyor.
Orhan’ın büyük tutkuyla bağlı olduğu Firdevs ve onunda aynı tutkuyla, hastalıklı bir aşkla bağlı olduğu bir başka adam…
Hikaye böyle başlarken yolun Saklıkuyu’ya düşmesiyle bambaşka bir boyuta taşınıyor.
Düş ile gerçek; rüyalar ve yaşanılanlar; geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçiyor. Saklıkuyu Bimarhane sakinleri ısrarla hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını sadece vakti gelince olacağını vurguluyor… Ve sahiden de öyle oluyor… Hepsini orada tutan bir hikayesi var tabiki Orhan da oraya tesadüfen gelmedi ve istese de gidemez…
“Gitmek, insanın iradesi değil, yazgısıdır.
İnsan istediğinde değil ancak zamanı geldiğinde gidebilir.”
Birçok aşk hikayesinin aynı noktada birleşmesi ve hepsinin kimsesizler mezarlığına bağlanan hikayesi kusursuz bir anlatımdı.
Akıcı, sürükleyici, etkileyici bir kurguydu…
Kitapta Kaybolan ‘a yapılan gönderme çok hoşuma gitti eski bir tanıdığımı görmüş gibi hissettim, evet onları ben de tanıyorum dedim. Bir de mutlu olduklarını duyunca nasıl sevindim :)
Tarık Tufan kalemini, dilini, üslubunu çok çok seviyorum.
İyi ki kitaplar var :)
Âşıklara Yer Yok