Bir Kıbrıslı olarak, Kıbrıs’ı anlatan bir kitap gördüğümde heyecanlandım. Uzun zamandır kütüphanemde duruyordu, artık zamanı geldi diyerek okumaya başladım. Hikayesi genel anlamda bakıldığında güzel. Kıbrıslı bir Türk kızı ile Kıbrıslı bir Rum oğlanın kavuşması neredeyse imkansız olan aşkını anlatıyor. Kitabın ana karakterlerinden olan Defne ve Kostas’ın aşkı çok iyi kurgulanamasa da okurken size keyif veriyor. Kitapta anlatılan hikaye önce yazarın gözünden, sonra da bir incir ağacının gözünden aktarılmış. İncir ağacı bölümlerinin aşırıya kaçtığını düşünsem de bu fikri de genel olarak sevdim. Bir ağacın konuşturulması, başka bir canlının gözünden olaylara tanık olmak etkileyici olmuş. Fakat kitabın geriye kalan her şeyi tam bir hayal kırıklığı…
Bir kitap yazmadan önce, anlatacağınız hikayeyi kurgulamak için iyice araştırma yapmanız gerekir. Hele ki tarihiyle ünlü bir ülkeyi anlatacaksanız ve romanınızın tüm kurgusu savaş üzerinde dönecekse çok çok iyi araştırma yapmanız gerekir. Kıbrıs insanından bahsetmiş yazarımız kitabında. Merak ediyorum, bu kitabı yazmadan önce veya herhangi bir zamanda Kıbrıs’a gelmiş mi? Gerçekten bizim yaşayış tarzımızı görmüş mü? Bir kere Kıbrıs insanı falcıya, büyücüye, hacıya, hocaya inanmaz. Saçma ve ilkel bulur bu tarz şeyleri. Tüm bunlara inanan ve umudunu bu sahtekarlık kapılarında arayanlar Türkiyelilerdir. (Yanlış anlaşılma olmasın ötekileştirme için yazılmış bir cümle değildir.) Kıbrıs insanı (en azından şu an yaşayan en yaşlı insanlar baz alınarak) her zaman öğrenmeye, gelişmeye açık; ileri görüşlü insanlardır. Falcıdan, medyumdan, büyücüden medet ummazlar. Kendi kültürüyle karıştırmış herhalde Elif Şafak.
Ayrıca kitap mantık hatalarıyla dolu. Eğer Defne ve Kostas’ın kızları Ada, İngiltere’de bir lisede 11.sınıf öğrencisiyse 16-17