Hayat kimse için düz bir çizgiden ibaret değildir. Herkesin hayatında bazen inişler bazen de çıkışlar olur. Ancak insan sadece yaşadığı ana hapsolunca, hayatının tamamını, içinde bulunduğu durumdan ibaret zannedebilir. Birçok kişi hayatının mutlu dönemlerinde böyle bir sorgulamaya girişmiyor ancak ne zaman ki düşüşler olmaya başlıyor işte o zaman, insan yaşadığı olumsuz dönemin hayatının tamamı olduğunu zannediyor.
“Ben çok güçlü bir adamım Beyhan Bey, babam öldüğünde bile ağlamadım. Hatta kendim bile şaşırmıştım bu duruma. Ama nasıl hissettiğimi hatırlamaya çalışınca, nedense aklıma hiçbir şey gelmiyor.”
“Sizce de garip değil mi bu durum? Ben kalemimi kaybetsem üzülürüm, siz babanızı kaybetmişsiniz ve üzülmemişsiniz.”
Hayat hepimiz için çok hızlı akıyor; düşünceler, olaylar, anılar, ilişkiler. Her biri ardı ardına geliyor. Görünüşte her şey normal. Çünkü herkes benzer şekilde yaşıyor. Herkes koşturmaca içinde, herkes dışarıdan çok mutlu görünüyor. Sen de bazen böyle hissediyorsun, çok mutlu yani. Ama bu anlık yükselişler kısa sürüyor. Ve her seferinde bu defa olacak mı diye heyecanlanıyorsun belki de, bu sefer gerçekten ben de diğer insanlar gibi her daim mutlu olacağım diye düşünüyorsun. Ama kısa sürüyor bu parlamalar. Ve her geçen gün daha da gürleşen acımasız bir ses yükseliyor içinden: “Olmayacak, mutlu olamayacaksın.” Bu sesi duyduğun anda çok kötü hissediyorsun ve hemen kendine oyalanacak bir şeyler buluyorsun.
Kendine iyi davranmak, kendini merkeze almak, bencillik ya da narsisizm değil. Her şeye hakkın olduğunu ya da hayatındaki olumsuzluklar için sorumluluk almandan kaçmanı da önermiyor. Sadece kendine hakkın olduğu şekilde, adaletli ve insancıl davranman gerektiğini söylüyor.
İşte tam bu noktada, kendine iyi davranmak öğrenilmesi ve aktif olarak uygulanılması gereken bir hayat felsefesi.