Mutluluk diye bir şeyin olmadığına inanmıyordu, zafer denen şeyin sizi ancak uzak gelecekte, siz ölüp gittikten çok sonraki bir tarihte beklediğine, Parti’ye karşı savaş açarsan kendini bir ceset olarak bilmenin en iyisi olacağına inanmıyordu.
Aile denen şey aslında yok edilemezdi, aslında insanlar neredeyse eskisi gibi çocuklarına düşkün olmaya teşvik ediliyordu. Öte yandan çocuklar sistemli bir biçimde anne babalarına karşı kışkırtılıyor, onlara anne ve babalarını gizlice gözetlemeleri, bir çarpıklık görürlerse rapor etmeleri söyleniyordu.
Onun gördüğü biçmiyle hayat hayli basitti. Sen iyi bir hayat yaşamak istiyordun, “onlar” yani Parti, bunu yapmana engel olmak istiyordu; senin yapabileceğin en iyi şey de kuralları çiğnemekti. “Onların” insanı her türlü zevkten yoksun bırakmak istemesi de kendisinin onlara enselenmemeye çalışmak istemesi de sanki çok normaldi.