Öncelikle beynimiz temelde 'duygusal bir zihni' yönetir. Yani duygular esastır ve mantıklı gerekçeler daha sonra gelir. Motivasyon dediğimiz sürdürülebilir yönlendirici zihin gücü de temelde duygulardan doğar. Bir insanı mantık yoluyla nekadar tartışılmaz derecede ikna ederseniz edin, o insanın duygusal devrelerinde gerekli değişiklikler oluşmadığı takdirde davranışlarının değişmesi çok zordur.
Çevrenizdeki her şeyin sizden bir parça taşıdığını ve sizin herşeyle derinden bağlantıda olduğunuzu anladığınızda, kendinize ve herşeye bakışınız kökten değişmeye başlar. Neticede insan olmanın pervasız ve gaddar bir komutan olmak değil, sisteme hizmeti esas alan bir lider olmak demek olduğunu kavramaya başlarsınız.
Soralım ona 'Bak arkadaş. Sen bazı şeyleri geri gelmemek üzere kaybedebiliyormuşsun bu doğru mu?' eğer doğrudur diye cevap verirse derhal yakalayıp, ellerini ayaklarını zincirlerle bağlayalım ve asla çıkamayacağı bir hücreye kapatalım. Ve diyelim ki ona ' Mr. Copperfield, senin havada uçman ya da bir takım adamları kaybetmen ve hatta Hürriyet Abidesi'ni yok etmen bizi hiç ilgilendirmiyor. Bu bizim iki haneli enflasyonu ebediyen yok etmeden, popülist politikacılarımızı bir daha dönemeyecekleri bir yerlere göndermeden biz seni bırakmayız ona göre. '