- Bak baba ben profesyonel(basketbol oyuncusu)olacağım. Profesyonel olacağım!
- Tamam. Evet bilemiyorum... Sen de benim gibi iyi oynayacaksın işte. Bu işler böyledir, ben vasatın altındaydım. Bilirsin işte. O yüzden sen de muhtemelen o düzeyde olursun, yani sahiden birçok şeyi becereceksin ama bunda değil o yüzden bütün gün basketbol oynamanı istemiyorum. Tamam mı?
- Tamam.
- Hey bir daha kimsenin sana bir şey yapamayacağını söylemesine izin verme. Benim bile. Tamam mı?
- Tamam.
- Bir hayalin varsa onun peşini bırakmamalısın. Birisi bir şeyi yapamıyorsa senin de yapamayacağını söylemek istiyordur. Bir şeyi istiyorsan peşini bırakma. O kadar !
İnsanın mutsuzluğu, zamansal, yani zamana bağlı oluşudur. "Bir insan, kendi mutsuzluklarının toplamıdır. Mutsuzluğun bir gün gelip yorulacağı düşünülebilir, ama o vakit de, zamanın kendisi mutsuzluğunuz olup çıkar."!
"iklimsel deneylerin sonucu", "mutsuzluklarının toplamı", "elimizde olan şeylerin toplamı" yani; her an bir toplam çizgisi çekilmektedir, çünkü şimdiki zaman, yasasız bir uğultudan, geçmiş bir gelecekten başka bir şey değildir.
Geçmiş burada bir tür gerçeküstülük kazanmaktadır: çizgileri sert ve kesindir; değişmezdir; adlandırılamayan ve geçici olan şimdiki zaman onun karşısında zor dayanmaktadır; bir sürü delik vardır şimdiki zamanda ve bu deliklerden, yargıçlar ya da bakışlar gibi sessiz, kıpırtısız, sabit olan geçmiş şeyler doluvermektedir içine.
"Hiçbir şeyin - din, gurur, ne olursa olsun - size yardım edemeyeceğini anladığınız zaman değil, hiçbir yardıma gereksinim duymadığınız zaman."
Faulkner'ın kimi kez şimdiki zamanı maskelediği de olmakta - ve şimdiki zaman, bir yeraltı nehri gibi karanlıkta yol almakta ve ancak bir geçmiş zaman olduktan sonra ortaya çıkmaktadır.
Zaman, küçük dişlilerin tik-taklarıyla kemirildiği sürece ölüdür. Ancak pandül durduğunda yaşamaya başlar."
"Yaşam, bir budalanın anlattığı, ses ve öfke dolu, hiçbir anlamı olmayan bir öykü'dür."
Ve sen ben
değirmenlere karşı
Bile bile
birer yitik savaşçı
Akarız dereler gibi
denizlere
Belki de
en güzeli böyle...
Bülent Ortaçgil,Değirmenler (1999)