başına bir şeyler gelmesini istiyordu, yaşantısı değişmeliydi. ama o hiçbir alışkanlığından vazgeçmemeliydi. “hiç fark etmeden bambaşka biri olmak istiyorum,”
savaş eğer bir gün biterse herkes şunu sormalıdır: “peki ya şehitleri ne yapacağız? neden öldüler?” ben ne yanıt vereceğimi bilemezdim. en azından şimdi bilemiyorum. başkalarının da bildiğini sanmıyorum. bunu bilenler belki de bir tek ölülerdir ve savaş yalnızca onlar için gerçekten bitmiştir.
bazen umuda kapılıyorum, bu da beni korkutuyor. ama tanımadığım ölüler, cumhuriyetçi ölüler gördüm. beni uyandıran onlar oldu. eğer tanımadığım biri ölünce böyle bir hal alıyorsa, bu hali bile bizi üzerinden atlamaya korkutuyorsa, bu denektir ki yensek bile düşman bir insandır, kan döktükten sonra bunu örtmek, bu kana bir anlam vermek, dökeni mazur göstermek gerekir. bazı ölülere bakmak bile utandırıyor. artık onlar başkasının başına gelmiş bir şey sayılmıyor; oradan rastlantı sonucu geçtiğini hissedemiyorsun. o bedenleri toprağa düşüren yazgı, bizleri de onları görmeye tutsak ediyor, bizi ağlatıyor duygusuna kapılıyorsun. bu korku değil, alçaklık hiç değil. insan utanç duyuyor, çünkü birbirini çok iyi anlıyor - gözler birbirine değsin yeter. o ölünün yerinde bizler de olabilirdik: hiçbir fark olmazdı ve eğer yaşıyorsak bunu o kana bulanmış cesede borçluyuz. bu yüzden her savaş sivil bir savaştır: her şehit olan ayakta kalana benzer ve ona bunun nedenini sorar.