karanlık ve soğuktu, kendime yoğunlaşıp dua etmeye çalıştım; günlük ağacı tütsüsünün ve taşların o eski kokusu, bana tanrı’nın yaşamı değil de ölümü önemsediğini hatırlattı. tanrı’yı biraz duygulandırmak için sanki inançlı biriymişim gibi mantık yürütüyordum - yaşamaktan vazgeçmiş olmak, kan dökmeye hazır bulunmak gerekiyordu. kilisedeki din derslerinde öğrenirken o din şehitlerini düşünüyordum. onların aradığı huzur, öte dünyanın huzuruydu, hepsi kan dökmüştü. benim istediğim bu değildi.
korkmadım. yüreğimin bin parça olduğunu hissetmedim. aylardır bu ânı, bu darbeyi bekliyordum. ya da belki bir şey gerçekten başlayınca daha az korkuluyor, çünkü artık o belirsizlik ortadan kalkıyor. onların heyecanı bile korkutmadı beni