Yirmi üç yaşında, cebimde beş kuruş olmadan İstanbul’a geldiğimde, hayatımla ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ama buna alışıktım. Daha önce de karanlıkta yaşamış ve yolumu öfkemin aydınlığında bulmuştum. Gitmek istiyordum. Yıllar önce olduğu gibi. Yok olmak. Kelimelerini içtiğim büyük şairlerin “Kaybolup gitti” cümlesiyle biten hayat hikâyelerine benzer biçimde yok olmak istiyordum. Benim için, “İzine rastlanmadı” densin istiyordum. Bütün bunların gerçekleşebilmesi içinse cebimdeki beş kuruştan fazlası gerekiyordu.