Bu "bana ne derler" durumu sevimli, saygılı ama içi boş insanlar yaratır. İpleri başkalarının elinde olan kukla misali. En zor anlarda bile hissettikleri "makbul olan" olacaktır.
Yavan, verimsiz bir yaşantı içindeki insanlar da içlerindeki gerçek duyguları aramazlar. Çevrelerinin kendilerine biçtiği çerçeveyle yetinir ve bunu alışkanlık hâline getirirler. Bu da içlerindeki gizli, gerçek duyguların ölmesine kadar gider.
Açıkça söylemekte fayda var. Zihnî olarak belli bir erginliğe ve isteğe erişmemize rağmen şayet ahlâki açıdan entelektüel benliğimize hâkim olamazsak tam anlamıyla kendimize hâkim olmamız da mümkün olmayacaktır.
Her vakti kullanmak lazım. Aktif olmak; sabah yataktan fırlayıp temizliğini itinayla ve canlı bir şekilde yapmak, aklımızı çelmeye çalışan dış etkenlere izin vermeden kararlı bir şekilde çalışma masasına oturup işimizle alakadar olmak, pasif şekilde değil dikkatlice okumak, sürekli çaba sarf etmektir.