“Yani neden bizim yazdıklarımız önemli olsun ki?” diye sorarlar.
Ruh sayesinde, derim. Kalp sayesinde. Okumak ve yazmak, tecrit hissimizi azaltır. Hayat algılarımızı derinleştirir, genişletir ve geliştirir; ruhu besler. Yazarlar, kurdukları cümlelerin ve anlattıkları hakikatlerin doğruluğuyla kafamızı sallamamıza neden olduğunda, hatta bizi kendimiz ve hayat hakkında güldürebildiğinde, bütün canlılığımız tazelenir. Sürekli tekrar tekrar ezilmek yerine hayatın saçmalığıyla dans etme veya en azından alkışlarımızla eşlik etme şansı verilir bize.
Bence mükemmeliyetçilik, yeterince dikkatli koşarsanız ve her sıçrama tahtasına doğru şekilde adım atarsanız ölmek zorunda kalmayacağınıza dair takıntılı inançtan ileri gelir. Gerçek şu ki her halükarda öleceksiniz; koşarken ayaklarına bakmayan insanların pek çoğu da sizden daha iyi işler başaracak ve bu esnada daha çok keyif alacak.
Karakterlerinizin neyi nasıl söylediklerini duyabiliyor musunuz, bir bakın. Diyaloğun kulağa inandırıcı gelen tek bir satırı bile sayfalar dolusu betimlemenin yapamayacağı şekilde karakteri gözler önüne serer.
Karakterlerinizin yaptığı ya da söylediği her şeyi kim oldukları belirleyecek; bu yüzden her birini mümkün mertebe en iyi şekilde tanımakla işe koyulmanız gerekiyor. Bunu yapmanın bir yolu kendi kalbinizin içine bakmak, kendi kişiliğinizin farklı yüzlerini incelemektir. Bir üçkağıtçı, bir yetim, bir hemşire, bir kral, bir kaltak, bir vaiz, bir ezik, bir çocuk, bir acuze bulabilirsiniz. Bu insanların her birinin içine girip nasıl hissettiklerini, düşündüklerini, konuştuklarını ve hayatta kaldıklarını yakalamayı deneyin.