Dostluğa az da olsa yeteneğim vardı, ama hiç dostum olmadı, ya beni hayal kırıklığına uğrattılar ya da dostluk kavramı, düşlerimin bir hatasıydı. Hep insanlardan uzak yaşadım, yalnızlığım arttıkça da kendimi daha iyi keşfettim.
Önce, edep ve hayânın nedenleri araştırılmalı, ardından kurallara körlemesine saygı göstermemize alaycı bir teşhis konulmalı. Bunun yanı sıra hayatın işimize karışmasını engellemek için becerilerimizi geliştirmemiz de önemlidir; tedavi görerek […] başkalarının görüşlerine duyarlı olmaya karşı zırhlanmalıyız, başkalarıyla yan yana var olmanın alçakça darbelerine karşı ruhumuz gevşek bir kayıtsızlıkla sarmalanmalı.
Eylem adamlarının en üstün örneği strateji uzmanlarıdır, çünkü önemli olduğu kadar, çok yoğun dikkat isteyen bir eylemdir onunki. Hayat bir savaştır, sonuç olarak her çatışma hayatın bir sentezidir. Strateji uzmanı, satranç oyuncusunun taşlarla oynadığı gibi insan hayatlarıyla oynar. Bu oyundaki her hamlenin binlerce ocağı söndürdüğünü, üç bin yüreği acıya boğduğunu düşünse, strateji uzmanı ne hale gelirdi acaba? İnsan gibi insan olsak dünya ne hale gelirdi? İnsanoğlu gerçekten hissedebilse, uygarlık diye bir şey olmazdı. Sanat, eylemin mecburen unuttuğu duyarlılığa ulaşmanın yoludur. Sanat, öyle gerektiği için evde bırakılmış olan Külkedisi’dir.
Lüzumlu lüzumsuz alışveriş yapan insanlar aslında sandıklarından çok daha bilgedir – para verdikleri o ıvır zıvırlar, kendi düşlerinin küçültülmüş halleridir aslında. Bir şeye sahip olmanın zevkini tadan çocuklar gibidirler. Ceplerinde para olduğunu tahmin ederek onlara göz kırpan saçmalıkları satın alırken, kıyıda deniz kabuğu toplayan bir çocuk kadar mutludurlar – ve azami mutluluğun ne olduğunu en fazla hissettiren resimdir bu: kıyıda kabuk toplayan bir insan! Bir çocuk için, birbirine eş iki kabuk yoktur. Uyurken en güzel ikisi elindedir; kabuklarını elinden alıp da kaybedeninse vay haline! Ruhunun dış parçalarını çalmak ha! Düşlerinin kırıntılarını ondan koparmak! Çocuk, yeni doğmuş bir evreni çalınmış Tanrı gibi ağlar o zaman.