Karanlık çoktan çekilmiş olsa da hafif ağırlığının hâlâ hissedildiği böyle sabah saatlerinde ruh kendini anın telkinlerine bırakarak güneşin altında bir antik liman, bir de oraya varmayı dilerdi. Sevinirdi öyle olsa, manzaranın görkemli vakitlerinde ya da ay sakince nehre vurduğunda olduğu gibi zaman birdenbire donacağı için değil, farklı bir hayat yaşamış olacağı ve o an, kendine has, bambaşka bir tada kavuşacağı için.
Hiç konuşmadıysam, yazdığım içindi. Bana öyle geliyor ki var olanlar başka yerde, dağların ardında ve sanki ilk adımı atmaya bir cesaret etsek yapılacak upuzun yolculuklar var.
Dostluğa az da olsa yeteneğim vardı, ama hiç dostum olmadı, ya beni hayal kırıklığına uğrattılar ya da dostluk kavramı, düşlerimin bir hatasıydı. Hep insanlardan uzak yaşadım, yalnızlığım arttıkça da kendimi daha iyi keşfettim.
Önce, edep ve hayânın nedenleri araştırılmalı, ardından kurallara körlemesine saygı göstermemize alaycı bir teşhis konulmalı. Bunun yanı sıra hayatın işimize karışmasını engellemek için becerilerimizi geliştirmemiz de önemlidir; tedavi görerek […] başkalarının görüşlerine duyarlı olmaya karşı zırhlanmalıyız, başkalarıyla yan yana var olmanın alçakça darbelerine karşı ruhumuz gevşek bir kayıtsızlıkla sarmalanmalı.