"Şeriat dışardan gelen bir akıldır. Akıl da içerden gelen bir şeriattır. Şeriat ve akıl iç içe, omuz omuza olup, bu ikisine bir demek mümkündür. " (Meʻâricu'l-Kuds)
....Tanrı, yaydığı göksel bir dinginlikle değiştirir insan kalbini. Bu dinginlik bedenin hazlarını aşıp, insanın bir yandan ölümlülüğünün ve hiçliğinin farkına varmasını, diğer yandan da Tanrı'nın büyüklüğünü ve ebediliğini keşfedip kendini gerçek iyilikten uzaklaştıran günahın verdiği zevklere karşı tiksinti duymasını sağlar. Tanrı'da, kendini dinginliğe kavuşturan en büyük mutluluğu bulan insan kesinlikle kendinden gelen, tamamen özgür, gönüllü ve aşk dolu bir düşünceyle yönelir ona. Öyle ki bundan ayrılmak bir ceza ve işkence olacaktır kendisi için. Ondan hiç ayrılamayacağından ya da istese bile bunu yapamayacağından dolayı değil bu; diğer tüm iyilikleri içinde barındıran bu biricik iyilikten başka insanın hoşuna gidecek bir şey olamayacağına göre, nasıl istesin ki gönül bunu? Aziz Augustinus'un dediği gibi: "Quod enim amplius nos delectad, secundum id operemur necesse est" [Bizi en çok ne mutlu ediyorsa mutlaka ona göre davranırız.].