Dolayısıyla tutarlılık adına, ideolojik ve fikri mevzimizi ölümüne savunmak çok da matah bir şey değil. Hakikatin kendisi, mevzimizden daha değerlidir.
Ahmed el-Alavi Hazretlerinin bir sözü var: "Hakikaten Allah'ı seviyorsan, onun ismini, sevmediğin birinin dilinden duyman da sana mutluluk verir." Bu sözü, sevmediğimiz birinin benimsediğimiz bir görüşü dile getirmesini sevimli bulup bulmadığımızı ve dolayısıyla derdimizin fikirle olup olmadığını tespit etmek bakımından bir kerteriz noktası gibi kullanmayı deneyebiliriz.
Ya da kunt yüzü, eni konu hantal bedeniyle Kara Orman'da saatlerce yürüyen bir Heidegger'in veya Walden Gölü çevresinde biteviye turlar atan, yaban mersini atıştırıp, kurbağa seyreden bir Thoreau'nun bu yaptıklarını vakti ziyan etmek olarak adlandırmak mümkün mü? Bedenlerini gezdirerek ya da tersine durgunlaştırarak zihinlerini havalandırmaya her başvuruşlarında, bunun onların zihinlerindeki durulma ve mayalanma sürecinin gerçekleştiği bir evre, belki de teorik çaba bakımından da en yoğun evre olduğunu söylemek bile mümkündür.
Görgü, umur görmüş olmayı gerektirir. Görmüş geçirmiş olmayı, övgüye doymuş, yergiyi dinlemeyi bellemiş olmayı da gerektirir. Görgü ve görenek sahibi olan, açgözlülükten kurtulmuştur. Hem toktur hem de başkalarını doyurmak işini üstlenir. Önüne gelen yemeği ağzını şapırdatarak yemez. Çünkü ya onu daha önce yemiştir ya da ağzını şapırdatmanın doğuracağı yadırgamaya muhatap olmamayı tercih edecek kadar izzetinefis sahibidir