• Aşk ciddileşmiş, ağırlaşmış, bir çeşit yükümlülük haline gelmişti. karşılıklı hakları vardı artık. gizli kapaklı yanları kalmamıştı. anlaşmazlıklar, kuşkular gittikçe azalıyor ya da daha açık, daha kesin sorulara dönüşüyordu.
  • "Ah yarabbi! Ne budala insanlar var! Evleniyorlar."
    İvan Gonçarov
    Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • DİKKAT!! SAYIN LİDAR'IN ŞAHSİ ATLASI !!


    Yazarları tanıma adına atılmış minnoş bir adım. Yazarımızın ŞAHSİ ATLASIM diye tabir ettiği kitapta kendisini etkileyen ve seçtiği yazarı her yönüyle kıyaslayıp anlatabileceği şekilde seçilmiş yazarlar var. Bahsi geçen yazarların tüm kitaplarını okumuş olmaya özen göstermiş.


    Kitapta anlatılan yazarlar;
    1. Ahmet Hamdi Tanpınar
    2. Julio Cortazar
    3. Franz Kafka
    4. Knut Hamsun
    5. Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    6. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
    7. Thomas Bernhard
    8. Hermann Hesse
    9. Oğuz Atay
    10. Stefan Zweig
    11. Yukio Mişima
    12. Albert Camus
    13. Necip Fazıl Kısakürek
    14. Elias Canetti
    15. Ivan Gonçarov (Oblomov)
    16. Antoine de Saint-Exupéry
    17. Orhan Pamuk
    18. Jerzy Kosinski
    19. Walter Benjamin
    20. Harper Lee


    Aslında kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı, nedendir bilinmez yine içimde magazinel duygularım kabardı ve yazarların hayatlarını merak ettim..
    Hem kim bilir belki çok seveceğim yeni yazarlarla tanışacaktım :)
    Tahmin ettiğim gibi de oldu; merak ettiğim yeni yazarlar var, kitaplarını en kısa zamanda okumalıyım.
    Yalnız şöyle bir sorunumuz var ki; kitabımız spoiler vermekten pek çekinmiyor. Yazarların tanınmış eserlerinin içinde geçen karakterler ve olaylar hakkında da bilgi veriyor(yazarı diğer yazarlarla kıyaslamak ve yazarın hayatıyla eserinin arasında minik köprüler kurup bunu bize gösterebilmek için)
    Okuduğum kitapların yazarlarını çoğu zaman araştırmam, gerek duymam. Çok etkilendiğim kitaplarda ya da beni düşündüren noktalarda yazarın hayatıyla bağlantılar kurmaya çalıştığım zamanlar araştırırım ancak.
    Sayın Lidar benim yapmaya çalıştığımı yapmış ve bizlere sunmuş.
    Ha bu arada yazarımız her fırsatta ifade ediyor; bu kitap kesinlikle hiçbir edebi kaygısı olmadan sadece sevdiği ve kitabını elinden düşürmediği yazarların bir kısmı hakkında duygu ve düşüncelerini aktarmak için yazıldı.


    Sayın Lidar'ın okuduğum ilk kitabı olma özelliğine sahip bu kitap benim beklentimi karşıladı ve kendisine karşı sempati duymama vesile oldu..
    Ayrıca kitabın diline baktığımda gayet beyefendi saygılı özenle seçilmiş kelimeler dizisiyle karşı karşıyaydım, yani ben öyle hissettim.
    Bi de sosyal medya da arayayım bakalım orada ne yapıyor falan; aman tanğrım dedim o da ne !!?
    Bi takım küfürümstrak sözler gördüm ne yalan söyleyeyim daha samimi geldi :D
    Sanki yazarlar her an böyle şaşaalı sözler söylüyor da :))
    Evet evet hemen takip ettim :)
    Üstelik minik bir araştırma yapınca Sayın Lidar'ın bana hitap edebileceği fikri yerleşti beynime. Kitaplarıyla olmasa bile ara sıra şiirleri, hayata dair tespitleri, her biri mini boy öykü olan sözleriyle anacağım onu..


    Sevdiğim yazarları bir araya toplamaya kalkışırsam eğer, elimde güzel bir örnek var artık ^_^


    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

    Kitap içeriğine merak oluşması açısından dikkatimi çeken yerlerden naçizane aldığım notları soru şeklinde yazdım;


    Kafka'nın babasıyla olan ilişkisi eserlerine nasıl yansıdı ?

    Affedilmeyen yazar olarak tarihe geçen Knut Hamsun'un hayat hikayesi nasıl bitmiştir ?

    Yaban ilk hangi dergide yayınlandı ?

    Dostoyevski'nin eserlerinde intihar ve cinayete tanık olmamazın nedeni ne olabilir ?

    Thomas Bernhard'ın vatan sevgisi(!!) nereden geliyor ?

    Aslen Alman olan Hermann Hesse'yi İsviçre vatandaşlığına iten sebep neydi ?

    A. Camus ile Sartre'nin intihara bakış açıları nelerdir ? Hangi noktada ayrılığa düşüyorlar ?

    Jerzy Kosinski'nin evinin banyosunda başına poşet geçirip intihar etmesinin nedeni neydi ?
  • "...Oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir. İnsanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. Oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. Duygusal ve saftır. İnançlı ve ahlaklıdır. Her şeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek "sorumsuzluğun" ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. Oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek "son"ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. Yalnızlık, "sigara külü kadar yanlızlık"tır, Oblomov. İçe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. "Gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir". Ölümü, "yaşayan ölü" haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır."[Açık Mektuplar, Ahmet Özcan(https://eksisozluk.com/entry/28424679)

    Heyt be! Şu tanımlamanın vuruculuğuna, gücüne bi’ bakın hele.

    Tanrıya ve kadere sitemin ifadesi,
    irkilmenin yarattığı donukluk,
    fazla uyanıklık ve şuurlu atalet...

    Nedir, yazarın kalemini sivrilten bu kadar?
    Eğer hayal değilse bütün bunlar,
    Atfedilen bu özelliklerin yükünü
    Hangi varlık taşır?
    Taşıyabilir?
    Oblomov kadar?




    Belki siz de fark etmişsinizdir yukarıdaki metinde
    Geçmiş Oblomov ile Oblomovluk iç içe
    Bir eleştirmendir nedeni bunun
    Biz de fazla uzatmadan
    Verelim eline mikrofonu
    (Burası pek olmadı sanki ama neyse...)

    Oblomov mu yoksa Oblomovluk mu demeden önce, Rus yazının şaşaalı senelerini geçirdiği 19.yy a bi’ bakalım. Kimler yok ki? Puşkin, Lermontov, Gogol, Turgenyev, Çernişevski. Devam edeyim mi? Gonçarov, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov ve Maksim Gorki. Romanlarında hep isyan ettikleri o makûs talihleri, gerçek hayatta yüzlerine gülmüş meğerse. Bunun yanında, bu edebî zenginlik eleştirmenleri ortaya çıkartmış, eleştirmenler de romanlardaki derinliği.[XIX. Yüzyıl Rus Edebiyatı Yazıları, Ö. Aydın Süer]

    Bu roman üzerine yazılan, icra edeni de popülerleştiren ‘’Oblomovluk Nedir?’’ adlı denemedir. Deneme yayınlandığında yazarı, Nikolay Dobrolyubov, 23 yaşında olmasına rağmen edebiyat çevrelerinde önde gelen bir eleştirmen olarak görülüyordu. Materyalist filozof ve ‘’Ne Yapmalı?’’nın yazarı Çernişevski’nin müriti olan Dobrolyubov’ın yazdığı bu deneme, bir ‘’klasik’’ halini aldı ve Gonçarov veya Oblomov üzerine düşüncelerini dile getirmek isteyenler Dobrolyubov’u öğrenmeden bu işe adımlarını atamadılar.[‘’What is Oblomovism’’, Nikolay Dobrolyubov]
    [‘’Dobroliubov's Critique of Oblomov: Polemics and Psychology’’, Alfred Kuhn]

    Oblomov’un yazarı Gonçarov da Dobrolyubov’dan övgüyle şöyle bahseder bir mektubunda: ‘’Oblomovluğu ilgilendiren ve onu oluşturan budur, bunun üstüne daha fazlası söylenemez. [...] Bu denemeden sonra eleştirmenler, eğer kendilerini tekrarlamak istemiyorlarsa, ya yalandan karşı çıkacaklardır ya da (romandaki) kadınlar hakkında konuşacaklardır. [...] O, beni hayrete düşürdü, bir sanatçının aklında neler olup bittiğini anlamasıyla. Bir sanatçı olmadığı halde.’’ [Kuhn]

    Merak. Merak ediyorsunuz değil mi? Nedir bu koca insanları bu kadar hayrete düşüren, bu cesur sözleri sarf ettiren? Ya da fos mı çıkacak bu abartılmış sözler? Göreceğiz... Fakat öncesinde, şu kitaba bir dönelim.




    Bir kitabı yüzeysel bir şekilde anlamak için olay örgüsüne başvurabiliriz. Şanslıyız ki bu metinde olay örgüsü oldukça sade. Yazar, hikâyenin kapılarını, Oblomov yatarken açar, uzun bir süre de öyle devam eder. Kitabın sonunda da yatıyordur, ama farklı bir yerde. Oldukça basit, değil mi?

    Hadi biraz daha detaylandıralım. Bir ev, evin içinde oda, odada bir yatak ve yatakta da bir adam, Oblomov. Uzun bir süredir odasından dahi çıkmamış. Çıkmasına da gerek yok. Çocukluğundan beri bakıcılığını yapan Zahar da ne güne duruyor? Hikâyedeki ana karakterlerden olan Ştoltz gelmeden önce bir iki kişi onu ziyaret ediyor, birisi dışarı davet ediyor ama o kesinlikle taviz vermiyor, diğeri de tokatçının teki.

    Derken, Ştoltz, yani eski dostu gelir. Ştoltz, onu ‘’dünyayla’’ etkileşime geçirmede başarılı olur, uzun uzun dil dökmeler sonucunda. Günlerce gezer dururlar, Oblomov alışkın değildir fakat Ştoltz onun motivasyonunu tetiklemiştir. Evet, şimdi de biraz aşk katalım hikâyeye. Ştoltz, Oblomov’u arkadaşı Olga ile tanıştırır. Birbirlerinden etkilenen Olga ile Oblomov, aşkın dalgalı denizlerine açılacaklardır. Dalgalı olmasının sebebi, Oblomov’un kişiliğinden gelen kuruntulu düşünceleridir. Şöyle ki kendisini Olga için yeterli görmeyip daha iyi erkeklerin bulunduğundan bahsetmiştir ayrılma mektubunda. Lâkin, Olga bunları hoşgörüyle karşılayıp böyle düşünmesini Oblomov’un iyi niyetinden kaynaklandığını düşünmüştür. Oblomov’u ‘’Oblomov’’ yapan bir diğer olay ise Olga ile evlenmeden önce çiftliğe gidip ordaki duruma el atması gerekmiştir ama, tahmin edeceğiniz üzere Oblomovluk gereği bu iş ona ağır gelir. İşte tam bu noktada da Olga’nın Oblomov’u Oblomovluktan çıkarma umutları tamamıyla söner. Bu arada Oblomov eski evinde yaşamıyordur. Olga ile evlilik sonrası planları için farklı bir yerde bir(iki de olabilir) oda tutmuştu. Bu evde kendisi haricinde dul bir kadın, onun erkek kardeşi ve bir de çocuklar vardır. Kadının kardeşi sabahtan akşama kadar iştedir, pek gözükmez ortalıkta.(Oblomov’u dolandırdığını da laf arasında belirtelim.) Kadın ise durmaksızın ev işleriyle uğraşıyordur, ayrıca Oblomov’a güzel güzel yemekler de yapıyordur. (Gonçarov’un bu karakterde annesini yansıttığı öne sürülür.)[Kuhn] Oblomov ise hâlâ aynı Oblomov’dur. Gün geçtikçe samimi olurlar, ilerleyen zamanlarda da evlenirler. Oblomovukla geçen huzur dolu günler ardından, hareketsiz yaşam ve ağır beslenme de karakterimizin hazin sonunu getirecektir. Olga ise Ştoltz ile evlenmiştir o arada.





    Şimdi de gözde münekkit Dobrolyubov’un çalışmasına göz atalım. Yazısında doğal olarak en çok yeri Oblomov’a ayırmış. Diğer karakterlere gereken önemi vermemesi gözden kaçmıyor. Fakat, şahsi tercihi de olabilir. Oblomov’un özelliklerinden bahsettikten sonra Rus edebiyatında daha önce yazılmış eserlerde Oblomovluktan muzdarip karakterler bulunduğunu aktarmış. Örneğin, Puşkin’in Onegin’i, Zamanımızın Bir Kahramanı’nın Peçorin’i, Ölü Canlar’ın Tentetnikov’u... Dahası, aşağıda göreceğiniz gibi Oblomovluğu âdeta millileştirmiştir.(bkz. 2. örnek) Oblomov’un hayatı, çocukluğu ve hayali de kapsayacak şekilde oldukça ayrıntılı incelenmiş ve bazı çıkarımlar da yapılmış. Yazısından bazı alıntılar:(değişiklik yapılmıştır)[Dobrolyubov]

    +Oblomov aslında tembel değildi. Oblomov’un isteklerinin başkaları tarafından yerine getirilmesi onu bu hale getirmiştir. Bir nevi köle olmuştur. (Dobrolyubov’un alttan alta sezdirdiği yetiştirme tarzının hayatı şekillendireceğidir. Bu konuda dönemin bir diğer eleştirmeni Herzen ile tartışması olacaktır.) O romandaki herkesin kölesi, Zahar’ın bile. Zahar’ın mı Oblomov’un mu sözünün daha çok geçtiğini söylemek zordur. Bütün durumlarda eğer Zahar bir şeyi yapmak istemezse yapmaz, Oblomov istemeyip kendi isterse de yapar. Bu normaldir: Zahar en azından bir şeyler yapabilir fakat Oblomov değil. Matyeviç ve Tarantiyev’in Oblomov’un sözlerine uyması ise entelektüel gelişim farkındandır.

    +Ne zaman bürokrasiden şikayet eden bir memur görsem, bilirim ki o bir Oblomov’dur.
    Ne zaman ordu geçidinin yavaşlığından şikayet eden bir ordu yetkilisi görsem, en ufak bir şüphem kalmaz ki o bir Oblomov’dur.
    ...

    +Gonçarov’un yarattığı kadın tiplerini analiz etmeye girişmek kadın ruhunun uzman bilgisini gerektirir. Bu nitelikten yoksun olmamız nedeniyle Gonçarov’un (yarattığı) kadınlarına sadece hayran kalmamız mümkündür.

    Alfred Kuhn’un Dobrolyubov’un bu çalışması üzerine yazdığı makaleyi de okumak ufkumuzu açacaktır, sanıyorum. Kuhn’a göre Dobrolyubov’un analizini okumak, eğer onun edebi hassaslıktan yoksun olduğunu, biricik ilgi alanının sanatın toplumla olan ilişkisi olduğunu ve yazarlara ne yazmaları gerektiğini dikte ettiğini bilmez isek, imkansızdır. Dobrolyubov, insanların gözünde radikal, kızgın, uzlaşılmaz, dediği dedik ve saldırgandı. İlk olarak, Dobrolyubov’un eleştirisi özgün değildir. Gonçarov’un ilk romanı, Olağan Hikâye, yayınlandığında Belinski aynı şeyleri 20 sene öncesinde söylemişti.(Not: Olağan Hikâye, Oblomov’un hayali dünyasını (Oblomovka) anlatan ve kitaptan ayrı bir bölüm olarak 10 sene önce yayınlanmıştır.) Ama, bu onun intihal yaptığı veya özgün düşünceden yoksun olduğu anlamına gelmez. Rus eleştirisinde Belinski’nin otoritesine yaranmak için bu yolu izlemiştir. (Edebi yazıların akıbeti Belinski’nin iki dudağı arasındaydı o zamanlar. Geçer not verdikleri göğe çıkartılır, vermedikleri yerin dibine batırılırdı. Birnevi edebiyatın Aristoteles’i olmuş.) Dobrolyubov, Rus edebiyatında Oblomovluğa örnekler verip benzerlikleri gösterirken aslında 1830-40 arasında Rus entelektüel yaşamını domine eden idealist liberalleri tek bir çatı altında topluyordu. Yukarıda söylemiştik, Dobrolyubov’un tartıştığı bir Herzen vardı. Şunu da söyleyelim ki Herzen’e göre roman, yarı ölü ve taşlaşmış birisini anlamsız detaylarla bitkin bir dille anlatmıştır. Herzen’in farkında olmadığı, Dobrolyubov’un bu ‘’gereksiz adamlara’’ saldırmasının sebebi gerçekte kendisinin de bir tür ‘’gereksiz adam’’ olmasıdır. Yani kendisine olan kızgınlığının dışavurumudur bu eleştirisi. Daha da uzatmamak için burada kesiyorum fakat eleştirmenimizin hüzünlü hayatı ve Oblomovluğunu okumanızı tavsiye ederim.[Kuhn]




    Onegin’ler, Peçorin’ler, Felâtun Bey’ler... Felâtun Bey mi? Ne yani o da mı bir tür Oblomov? Kısmen.[Felâtun Bey ve Oblomov’un ayrıntılı biçimde karşılaştırılması için bkz. ‘’Batılılaşan İki İmparatorluğun Roman Kahramanları: Felâtun Bey ile Râkım Efendi ve Oblomov Romanlarına Karşılaştırmalı Bir Bakış’’, Fatih Dinçer]

    19.yüzyıla geldiğimizde Avrupa’nın ekonomik kalkınmışlığı ve bunun diğer alanlara yansıması diğer devletler tarafından fark edilmişti. Batı ile temasta bulunup bu gelişmişlikten mahrum kalan bazı ülkeler, örneğin Osmanlı ve Rusya, çareyi Batılılaşmada buldu. Askeri alanda başlayan bu değişim, edebiyata da sıçradı. Edebiyata olan etkisi ise, Türk romanında ‘’alafranga züppe’’, Rus romanında ise ‘’gereksiz adam’’ tiplerinin ortaya çıkışı olarak gösterilebilir.

    Yazınımızda bunun ilk örneği Ahmet Mithat Efendi’nin Felâtun Bey’i olmakla birlikte, ‘’alafranga züppe’’ yaratma konusunda oldukça becerikliyiz. Örneğin, Araba Sevdası’nda Bihruz, Kiralık Konak’taki Servet Bey, Seniha ve Cemil, Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil, Aşk-ı Memnu’da Behlül... Peki ‘’alafranga’’ ne demek? Kısaca, Batı kültüründen etkilenmiş olandır. Fakat bu etkilenme şu şekillerde olabilir:1)Ahmet Mithat’taki gibi iyi yönlerini alan, 2)Hüseyin Rahmi’deki gibi kötü yönleri alan, 3)Ömer Seyfettin’deki gibi komik duruma düşen, 4)Yakup Kadri’deki gibi hain olan.

    Rus edebiyatında ise eleştirmen Dobrolyubov tarafından ortaya konan ‘’gereksiz adam’’ kavramı, Puşkin’in Yevgeniy Onegin’i ile başlıyor. Sonrasında, Zamanımızın Kahramanı’ndaki Peçorin ve Turgenyev’in Rudin’i olarak devam ediyor. En tipik ve ünlü olanı ise kuşkusuz Oblomov’dur. Tümüne baktığımızda ise, bu karakterlerin ortak özelliği, düşündükleri hâlde harekete geç(e)memeleridir. Yevgeniy Onegin’i aslında Rusların ‘’alafranga züppesi’’ olarak tanımlayabiliriz. Kendisi, aileden zengin, gösteriş meraklısı ve tam bir balo müdavimi. Kısacası, Batı’nın sadece kötü(!) ahlâkını almış. Aylaklık ve can sıkıntısı ise Yevgeniy Onegin ile Oblomov’u aynı potaya(‘’gereksiz adam’’) koymamızı sağlar.[‘’Osmanlı ve Rus Toplumlarında Medeniyet Değişmesi: Bihruz’lar ve Oblomov’lar’’, Nihayet Arslan]



    Biraz daha mı Oblomov’dan bahsetsek?
    Oblomov’dan söz açıldığında işler değişir. O, seleflerinden farklıdır, özgündür.
    Kendisi bütün gün yatağında, hırkası(?)[(http://www.sabitfikir.com/...irkasindan-cikamadik) sırtında, yaveri ise emrindedir. Günün büyük bir bölümünü düşünceleriyle geçirir, geri kalan zamanlarda ise ya uyur ya da uyuklar. En çok düşündüğü şeyler arasında kendi yaşamı ve hayâlleri vardır. Hayatını başkalarıyla kıyaslar. Bütün gün miskinlik yaptığını kendi de biliyordur, farkındadır. Fakat, memnundur, ona göre zaten böyle olmalıdır. Kendisine tek tük gelen ziyaretçilerin o koşuşturmacalı hayatlarını dinledikçe verdiği karar daha bir kesinlik kazanır. Demek istediğim o ki bu bilinçli bir tercihtir. Hayâller demiştik. Oblomov hayâller konusunda bizden ayrılır. Biz? Oblomov, insanlara veya diğer roman kahramanlarına benzemez. Amacı, toplumda ayrıcalıklı bir mesleğe sahip olmak, bilmem ne kadar para kazanmak veyahut düşmanları öldürmek değildir. Ona göre amaç ortadan kaldırılmalıdır. (Ortadan kaldırmak yanlış oldu.) Çünkü amaç hareket gerektirir. Hayat minimum değişiklikle devam etmelidir. Değişikliğin olduğu yerde rahatsızlıklar oluşabilir.




    Herhangi bir şiiri veya kitabı okuduktan sonra veyahut bir filmi bitirdikten sonra o eser hakkında yazılmış okumaları incelemek oldukça keyiflidir. Popülaritesinden mütevellit Oblomov bu konuda sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Oblomov’u anlamakta kararlı, derinlere inmek konusunda cesur ve bu yazıyı bitirecek kadar işsiz iseniz, e hadi öyleyse devam!

    Katharina Hansen Löve’e göre hikâyedeki karakterler şu şekilde üç gruba ayrılabilir: Oblomov’un grubu(Zahar ve Matyevna dahil), Ştoltz’un grubu(Olga ve Tarantiyev dahil) ve ziyaretçiler(1. ve 2. bölümdeki). Birinci ve ikinci grup arasındaki zıtlık ise statik-dinamik dünya görüşü olarak tanımlanabilir. Olay örgüsünün basitliği göz önüne alındığında, statik olanın diğerine ağır bastığı rahatlıkla gözlenebilir. Gonçarov Oblomov’u bize tanıtırken, büyük ‘’koruyucu katmanlardan’’ küçüklerine doğru geçer: sokak, ev, yandaki daire, odanın duvarları ve yatağı. Bütün bu ‘’koruyucu katmanların’’ bir anlamı olmalı değil mi? Mesela, düşman olan dış dünyaya karşı koruma. Bu dış dünyadan tehditlerin gelmesi de savımızı güçlendirir(köyündeki muhasebecisinin onu köye çağırması, ev sahibinin ona evini boşaltmasını söylemesi). Ayrıca, ‘’içeride’’ ve ‘’dışarıda’’ olarak karakterler de konumlandırılabilir(Oblomov, Zahar ve Tarantiyev, Ştoltz). Oblomov’un taşındığı Vyborg bölgesi nehrin diğer tarafında bulunmaktadır. Yani bir sınırın ötesindedir. Aynı Oblomov’un hayalindeki dünyada olduğu gibi. Orada da sınırın diğer kısmı ölümdür. Oraya taşınmayı ilk başta istemez. Orada onu bekleyen tehlikeler vardır, rüyasında onu bekleyen kurtlar gibi.
    Taşındıktan sonra, Olga ile fiziken aralarında mesafe açılacaktır ve bu duygusal ilişkilerine de ayrıca yansıyacaktır. Dahası, nehrin donması aralarına aşılmaz bir engel olarak ortaya çıkacaktır. İşler durulduktan sonra, taşındığı evinde hayaline kavuşacaktır. Oblomovka’sı artık dünyadadır. Şaşırtıcı bir düşünce de şu ki Oblomov ile bir keşiş arasında büyük benzerlikler bulunmakta. Sosyal hayatında ve işinde sorunlar yaşayan Oblomov, iç dünyasına yönelmiş ve kendini düşünmeye adamıştır.(Tam olarak olmasa da) Bir keşişe benzer şekilde.

    Hikâyedeki bazı metaforlar: yüksek, alçak; aşağı, yukarı; üst, alt; açık, kapalı; içerisi; dışarısı.[‘’The Structure of Space in I.A. Goncharov’s Oblomov’’, Katherina Hansen Löve]

    Oblomov karakteri çoğunlukla maceradan sakınan bir tip olarak resmedildi ve yorumlandı. Bazen de gelişmek istemeyen bir karakter olarak. Birazdan göreceğiniz okumada ise Oblomov’u ve diğer karakterleri hareketlilik bağlamında ele alıp fiziken geniş çaplı çıkarımlar yapacağız. Uzatmadan, sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Oblomov’u modern-öncesi ekonomi, Ştoltz’u ise kapitalizmin emeklemesi olarak eşleştireceğiz.

    Oblomov yayınlandığı dönemde Rusya’da önemli ekonomik ve sosyal değişiklikler yaşanıyordu. Endüstrileşme, köleliğin kaldırılması, demir yolunun genişlemesi, nüfusta artış... Rusya ve ekonomisi değişiyordu, kısacası. Ekonomik liberalizm yayılmaya başlıyor ve bu da, sınırların geçilmesi, değişim, sirkülasyon vb. kavramları açığa çıkartıyordu. Adı geçen kavramlar ise şüphesiz hareketliliği gerektiriyor. Bu roman bağlamında ise, Oblomov’un durgunluğu ve Ştoltz’un gezginliği bizim başlangıç noktamızdır. Oblomov’un hareketten kaçması kapitalist pazara girmek istememesi ile özdeşleştirilirken Oblomov’un hayalindeki dünya ise modern-öncesi, kapitalizm-öncesi ve feodal bir idil olarak görülebilir. Oblomovka’nın dışındaki her yerin uzak ve dışarıya seyahatin imkansız gözükmesi de modern-öncesi dünya algısı ile ilgilidir. Çünkü, ulaşımın yeterince gelişmiş olmaması insanları zorunda olmadıkça hareket etmemeye itmiştir. Oblomovka’ya benzer olarak Oblomov’un taşındığı Vyborg Caddesi’ndeki ev de Petersburg sınırlarında olmasına rağmen biraz uzak ve izole idi. Oblomov’un doktorunun yurtdışına seyahat tavsiyesi, masasında duran kitabın isminin Afrika’ya Seyahat olması da savı güçlendiren detaylardan. Oblomovka’da, hatırlayacağınız üzere, yatırım yapma, kâr elde etme gibi modern döneme ait uygulamalar bulunmuyordu. Oblomovka insanları kendi ürettiklerini kullanıyordu. İşte bunlar, Löve’nin belirttiği gibi modern-öncesi döneme ait pratikler. Fakat, Ştoltz’un köye el atmasından birkaç sene sonra orada da bazı radikal değişiklikler gerçekleşecektir. Diğer yanda ise, Ştoltz sürekli hareket halinde. Tam da kapitalist ekonomi şeklini yansıtacak şekilde. Aslında kapitalistten çok kapitalizm. Hı? Ştoltz kapitalizmin kendisi. Niçin? Hikâyede önemli bir karakter olmasına rağmen pek de öne çıkmıyor. Bu yüzden onu bir karakter olarak düşünmektense bir temsil olarak düşünmek daha makul. Romandaki bir diğer kişi, Olga, bu durumda Rusya’nın kendisi olur, eğer bu açıdan bakacak olursak. Rusya kapitalistleşir, Olga da Ştoltz’un olur.[‘’The World on the Back of a Fish: Mobility, Immobility, and Economics in Oblomov’’, Anne Lounsbery]




    Burada da gruplandırmaya dahil edemediğim alıntılar:

    Hikâye dört mevsimden oluşuyor, ana karakterin ruhsal değişimiyle paralellik gösteriyor. Örneğin Olga ile yakınlık kurarken bahar mevsimi yaşanıyor idi.[Kaynağı unuttum.]

    Oblomov dışındaki diğer karakterlerin metinde bulunmasının temel amacı, aslına bakarsanız, Oblomov’un tasvirini güçlendirmektir.
    ‘’Tüm diğer kişiler, ne denli önemli olurlarsa olsunlar, öncelikle Oblomov’un kişiliğinin yansıtılmasında aracıdırlar. Örneğin Zahar, Oblomov’un ‘’bey’’ kişiliğinin, Olga ‘’duygu dünyasının’’, Ştoltz ‘’dostluk anlayışının’’ ortaya konmasında yardımcı olurlar.’’[Süer]

    ‘’Gonçarov, bu iki tiple aslında Doğu insanı ile Batı insanını karşı karşıya getirmiştir. Ştoltz’un babası Alman’dır. Alman terbiyesiyle büyümüştür. Hayatı algılayışı bir Avrupalınınki gibidir. Diğer yandan Gonçarov, romanda Ştoltz’un, Rus annesinden Doğu terbiyesinin de iyi yanlarını aldığını belirterek, onu Doğu ve Batı’nın iyi bir sentezi olarak sunar. Bu nedenle de Ştoltz, Ahmet Midhat Efendi’nin Rakım’ı ya da Nasuh’u gibi idealize edilmiş bir tiptir.’’[Arslan]

    Oblomov’un salt kurgu ürünü olmadığını, o zamanları yansıttığını da şuradan anlayabiliriz: ‘’Lenin, toplumun tüm kesimlerinin Oblomovluktan etkilendiğinden, Bolşeviklerin arasında bile Oblomov’ların var olduğundan, Oblomovluğun ne kadar dirençli olduğundan şu satırlarla söz ediyordu:
    Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomov’lar kaldı; çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.’’[(https://kayiprihtim.com/...me/oblomov-inceleme/)

    Dostoyevski, ‘’Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.’’ demişti. Benzer şekilde, Des Essientes, Ignatius Reilly, Zoyd Wheeler ve çağımızın bütün ‘’coach potato’’ örnekleri de Oblomov’un ‘’sabahlığından’’[(http://www.sabitfikir.com/...irkasindan-cikamadik) çıkmıştır.[(http://thelectern.blogspot.com/...ou-you-might-as.html)




    Son sözlerimizi söylerken kitabın yazarı Gonçarov’a biraz değinmek gerek. Bilinen bir gerçektir ki yazarlar oluşturdukları karakterlere kendi benliklerinden birtakım özellikler de ekler. Gonçarov’un bu eseri 12-13 senede bitirmesi, onun da Oblomovluk ‘’hastalığına’’ yakalandığını gösterir.(Günde sadece bir sayfa yazsa, kitap yaklaşık 600 sayfa, en geç 2 senede bitirmesi gerekirdi.) Neyse ki çabuk(!) ‘’iyileşmiş’’ ve romanını bitirmiştir.[Ö. Aydın Süer] Kitapta Oblomov’un hayal dünyasını anlatan bölüm(Olağan Hikâye) ilk olarak 1849’da yayınlanmış. Daha sonrasında, yaklaşık 10 yıl, kitap tamamlanmıştır. Fakat, bu gecikmelerinden dolayı onu suçlayamayız. Çünkü kendisinin yoğun bir bürokrasi hayatı mevcuttu o dönemde.[Being and Laziness, Joseph Frank, newrepublic.com]

    ‘’Yazarın ana karakterine «Oblomov» ismini vermesi tesadüfi değildir. Rusça’da ‘’oblom’’ kelimesi, ‘’enkaz’’ anlamına gelmektedir. Bu manayla da Oblomov karakterinin hazin sonuna dair bir sezgi yaratılmak istenmiştir. Ayrıca Rusça’daki ‘‘oblo’’(çember,çevre) sözcüğünden türetildiği göz önünde bulundurularak karakterin bir çember içinde yetiştirilmesi de vurgulanmıştır.’’[(http://tucrubelerimiz.com/...ic-goncarov-oblomov/) Gonçarov’un ayrıca Olağan Bir Öykü ve Yamaç adlı kitapları bulunmaktadır. Oblomov’un çevirmeni Ergin Altay’a göre, “Gonçarov üçlünün birinci kitabı Olağan Bir Öykü’de (1847) Aleksandr Aduyev’in; ikinci kitabı Oblomov’da (1859) Oblomov’un; üçüncü kitabı Yamaç’ta (1869) da Rayski’nin kişiliğinde Rusya’nın tarihsel gelişiminin belli bir devresini anlatmıştır.”[(http://www.sabitfikir.com/...irkasindan-cikamadik)
  • insanlık ufak paralar haline gelmiş
  • İyi neredeydi? Kötü neredeydi? İkisinin sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyordu?
  • Anılar mutlu günlerin hatıralarıysa güzel şiirlerle doludurlar; kabuk bağlamış bir yarayı deştikleri zamansa yakıcı bir acıdırlar... Gel, başka şeylerden konuşalım seninle.