·266 syf.····Okunma: 27 Aralık 2020 21:01 Cesur Yeni Dünya en popüler distopyaların arasında sayılıyor. Popülerliğini hak etmesi bir yana, distopya olup olmadığı -en azından günümüzde- konusunda biraz düşünmedim değil. Aslında kitaptaki belli başlı karakterlerin fikir ve düşünceleriyle yani aslında yazarın bizzat kendi yönlendirmesiyle bu dünyanın distopik olduğuna inandırılıyoruz. Yaratılan dünyanın distopik özellikleri ise şu şekilde:
1) Aile kavramı ortadan kaldırılmış ve annelik, babalık gibi olgular toplumda en müstehcen konular arasına girmiştir
2) Doğurulmayan insanlar, yaratıldıkları andan itibaren saat gibi işleyen bir planlamayla, hayatlarının her döneminde şartlandırılarak topluma adapte edilmektedir
3) İnsanlar belirgin olarak sınıflandırılmıştır ve daha ilk anlarından itibaren hangi sınıfa mensup oldukları bellidir
4) Kimse, kimseye ait değil ve herkes, herkes içindir
5) Sanata, edebiyata, kısaca insanın duygu ve düşüncelerinden üreyen her şeye yoğun bir sansür ve kısıtlama uygulanmaktadır
6) Birçok duygu ve düşünceden yoksun bırakılan toplum mutludur
Aslında bu sayılanlar arasında en can alıcıları değerlendirdiğimizde aklımıza gelmesi gereken şey bunun basbayağı yaşadığımız dünya olduğu gerçeği sanki.
-Bildiğimiz Tırt Dünya
Cesur yeni dünyada bir yük olarak görülüp sistemden çıkarılan bir aile kavramı var. Bizde ise aile yapısı toplumlar arasında değişiklikler gösterse de temel özellikleri koşulsuz sevgi ve destektir diyebiliriz. Ancak aile bağlarının bizim dünyamızda da zaman geçtikçe gevşediğini söyleyebiliriz sanırım. Bizim gibi çekirdek ailenin muhteşem derecede önemli olduğu toplumlarda bu dediğim etki daha yavaş görülse de sık sık karşılaştığımız klişe laflar vardır bilirsiniz: "Avrupada doğum oranları çok düştü! Avrupalı çocuk yapmıyor! Amerika'da 18 yaşına basan çocuğu gitsin hayat kursun diye evden şutluyorlar!" Her geçen saniye daha da küreselleşen dünyamızda hangi anlayışın galip geleceğini ise hep beraber göreceğiz.
Kitaptaki en önemli konulardan biri insanın düzenli ve sistemli olarak şartlandırmalara maruz kalması. O iyi, bu kötü, şunu yapmalısın; bunu yapmaktan kesinlikle kaçınmalısın ve daha nicesi. Kulağa kötü geliyor gelmesine de zaten hepimiz hayatta önceden şartlandırılmışlar tarafından bir şeylere şartlandırılarak yaşamıyor muyuz? Ailenizle başlayan, eğitim hayatınızla son sürat devam eden, dev ekranlardan tutun elinizdeki ufak ekranlara kadar her şey sizi bir kalıba sokmaya çalışmıyor mu? Ve hatta zaten sokmadı mı? Kendinizin ne kadarı gerçekten sizsiniz? Sevdiğiniz, sevmediğiniz şeylere siz mi karar verdiniz? Aklınızdan geçenler kendi düşünceleriniz mi yoksa fark etmeden kulağınıza fısıldananlar mı? İronik şekilde bana bu satırları yazdıran bile beni olduğum hale getiren etkenlerdir. Bundan kurtuluşun bir yolu var mı? Ya da buna gerek var mı? İnsanlar birbirleri ile iletişim halinde olduğu sürece birbirlerini etkileyecek. Kendi değer yargılarını, kendi iyilerini, kötülerini bir şekilde dayatmaya çalışacak. Bu insan doğasının bir sonucu. "Özgür yaşam, özgür irade, bırakın herkes özgür olsun!" dediğimizde bile kendi fikrimizi baskın çıkarmak, bırakın benim istediğim olsun demek değil midir? Kitapta aslında bu durumun özellikle olumsuz olmasının sebebi kişiye hiçbir seçim hakkı verilmiyor olmasıdır. Önceden belirlenmiş kalıp bir şartlandırmalar şablonu şak diye size yapıştırılıyor ve kurtulamıyorsunuz. Oysa günümüzde kim ya da neler tarafından şartlandırılacağımız bir nebze kendi elimizde :)
-Sen alfaysan ben alfaysam bulaşıkları kim yıkayacak?
Kitaptaki bir diğer önemli konu insanların üretim anında direkt sınıfına göre damgalanarak topluma salınması: Alfalar, betalar, gammalar, deltalar, epsilonlar ve hatta alfa artılar, alfa eksiler. Mutluluk kaynağı konu ise herkesin sınıfından son derece memnun olması. Alfa alfalığından gurur duyuyor, beta iyi ki alfa değilim ya bir de gamma olsaydım diyor, epsilon bile en az alfa kadar mutlu durumundan. Yeniden kendi tırt dünyamıza döndüğümüzde ise yine durumun farklı olmadığını görüyoruz. Kabul edelim ya da etmeyelim, sınıflara ayrılmış durumdayız. Bizim dünyamız da alfalar, betalar epsilonlar ve diğerleriyle dolu. Kitaptan farkımız ise orada bu sınıflandırmanın yapay yolla sağlanırken bizde 'daha doğal' şekillerde oluşması. Doğduğumuz ülkeden doğduğumuz mahalleye kadar kaderimizi etkileyen, vücut özelliklerimizden yeteneklerimize kadar göreceğimiz değeri belirleyen bir sınıf sistemimiz var. Bizim yine ufak bir avantajımız olarak gözüken durum belli şans ve etkenlerle bu sınıflandırma düzeninde üstlere çıkabilme ihtimaliyken aslında kitaba göre en büyük sıkıntımız da burada yatıyor: Sınıfından memnun olmayanın kendisine ve topluma karşı sorun yaratması . Kitaptaki avantaj(!) ise zaten kimsenin bu sistemden rahatsızlık duymaması. Bir diğer sorun herkesin alfa olması yahut kendini alfa görmesi. Arkadaş sen alfaysan ben alfaysam hatta herkes alfaysa kim beta :)
Kitaptaki deneysel alfalar adası hikayesi de bu yönde iyi bir örnek.
-Sansürle Şekillenen Bir Dünya
Cesur Yeni Dünyamızda herkes bizim dünyamızın aksine çok mutlu. Bunun en büyük sebepleri ise -soma adlı uyuşturucu ve grup seks partilerini saymazsak- insanların duygu ve düşüncelerinin olabildiğince izole edilmiş olması. Toplumca fedakarlık edilen konular ise bilim, sanat, felsefe ve din. Müthiş bir sansürle insanların bu konulara bulaşmaları ve hatta akıllarına getirmeleri bile engelleniyor. Oldu da düşündünüz sansürü yiyor ve sürüden ayrı bir yere yollanıyorsunuz. Kendi dünyamızda uygulanan sansürlerin boyutu şimdilik bu kadar olmasa da işin bu boyutlara gelip gelmeyeceğini yine zamanla göreceğiz. Özellikle ülkemiz bu konuda başı çekenler arasına yerleşiyor :)
Cesur Yeni Dünya'nın distopya olması niyetiyle yazılmış bir kitap olduğu aşikar. Ancak yaşadığımız çağla tüm bu benzerliklerine rağmen oradaki insanları bizden ayıran en büyük fark o insanların mutlu olması. Bu kitabı distopya olarak görüyoruz ancak kendi yaşamımız bize olağan geliyor. Üstüne üstlük mutlu da değiliz. Kitap mı daha distopik bizim hayatımız mı seçim yapmak zor. Tüm bu benzerliklere rağmen Cesur Yeni Dünya'daki kadar mutlu olunan bir dünya belki de ütopyadır ve biz fark edememişizdir.