·848 syf.····Okunma: 10 Ocak 2021 16:51 Hayatı yazılsa roman olacak, filmi çekilse kapalı gişe oynayacak birisidir Rousseau. Aydınlanma Dönemi’nin en göz kamaştıran şahsiyetlerinden.
Fransız Devrimi denince en çok kulakları çınlatılardan olmasına rağmen aslında bir Fransız değildir. 18. yy’da İsviçre Federasyonu’na bağlı bir şehir devleti olan Cenevre’de doğan Rousseau; yazdıkları, çizdikleri, düşündükleri nedeniyle vatandaşlıktan çıkarılır.
1762 yılında yazdığı Toplum Sözleşmesi’nin ve yine aynı tarihli çoçuk eğitimine yönelik yazdığı Emile’in dünya tarihinde önemi büyüktür. Her ne kadar Emile yayınlandığı yıl yasaklanıp, basılan nüshaları yakılsa da ömrünün vefa etmediği ama ateşine kor olduğu Fransız Devrimi iki eserini de bağrına basar.
Pedagoji alanında çığır açan Emile, diğer taraftan tıpkı sigara içip de evladına “Dediğimi yap ama yaptığımı yapma” diyen baba söylemi gibi bir yaman çelişkiyi de beraberinde getirir.
Rousseau, kendisi ne kadar okumuş bir alim ise o ölçüde cahil olan Therese’ye vurulur. Terzilik ve temizlik işleri yapan Therese ile 33 yıl boyunca ne evlenir ne de tam sevgili hayatı yaşar ama bağını da bir türlü koparmaz. Bu sürede doğan 5 çocuğu ise sanki yetim ve öksüzmüş gibi çocuk bakımevlerine bırakılır. İnanılır gibi değil, değil mi!
Kitabı okuduğumda hayali bir çocuk olan Emile’i ne derece tutarlı ve aynı zamanda da şefkatle yetiştirdiğine tanık oluyorsunuz. Kitapta Rousseau’nun sadece Emile’in büyüyüp de evlilik çağına geldiğinde hayat arkadaşı olarak karşılarına çıkan Sophie ile ilgili bazı yorumlarına katılmadım o kadar. Onun dışındakilere ise 18 yaşında bir erkek çocuğu sahibi bir ebeveyn olarak hem teknik hem de pratik manada
gönülden katılıyorum.
Demek ki neymiş, bilmekle yapmak her zaman aynı şey olmuyormuş.