·136 syf.····Okunma: 21 Ocak 2021 22:53 ‘‘Toprak Ana’’ Cengiz Aytmatov’un okuduğum 2. kitabıydı ve yüreğime çok dokunan bir kitap oldu. O sebepledir ki kitaba dair birkaç cümle yazmak istedim.
Aytmatov, 2.Dünya Savaşı döneminde yaşamış, babasını küçük yaşta kaybetmiş ve savaş yıllarının zorluklarına yakından şahit olmuş bir yazar. Kitabı okurken bunun yansımalarını o kadar iyi görüyor ve hissediyorsunuz ki... Aytmatov, asıl savaşın cephe gerisinde olduğunu geride kalanların acılarını ve yaşadıkları yoklukları anlatarak bize gösteriyor. Savaşta bir taraf galip bir taraf mağlup oluyor belki ama her iki tarafta da geride kalanların yaşadıkları yıkım hayatları boyu baki kalıyor. İşte ‘‘Toprak Ana’’ size savaşın cephe gerisindeki etkilerini, savaşın üzerinden yıllar geçse de bıraktığı izleri bir ananın yüreğinden anlatıyor.
Bir Kırgız köyünde yaşayan, hayata ekip biçtikleri tarlaları ile tutunmuş, başlarını sokacakları bir ev ve yiyecekleri iki lokmayla mutlu olabilen insanlarla tanışıyorsunuz kitabın başında. Her satırı okurken bu mutluluğa imreniyor ve Tolgonay’ın şu sözleriyle ilk dersinizi alıyorsunuz:
‘‘Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.’’
Bu mutluluğu ben en çok da Tolgonay, oğlunun nasırlı ellerinin ürünü olan mazot kokulu ekmeği, o güne kadar yediği en güzel ekmek olarak tanımlarken hissettim. Tabi bunları okurken bir yerlerde savaş çıkacağından ve bu savaşın nelere mal olacağından bihabersiniz. Tıpkı Tolgonay ve ailesi gibi…
Savaşın haberini aldıklarında henüz top tüfek sesleri duymuyorlar ama yüreklerinin çarpıntısı o top tüfek seslerini aratmayacak etki bırakıyor kulaklarında. Zaten kitabı okurken de ne top ne tüfek görüyorsunuz ama savaşı buna rağmen yaşıyorsunuz. Tolgonay Ana 3 evladını ve eşini tek tek cepheye yollarken onunla beraber sizin de yüreğiniz parça parça oluyor, onun buna rağmen güçlü duruşunu ve geride kalan köyün tüm yükünü omuzlarına alarak nasıl mücadele ettiğini görüyorsunuz.
Acılarla, yoklukla ve büyük bir kederle geçen savaş yılları beraberinde bu insanlardan pek çok şeyi de alıp götürüyor. Nice eli tebeşir tutmak isteyen eller cephede tüfek tutmak zorunda kalıyor. Ve siz bunları okumakla kalmıyor yüreğinizde de hissediyorsunuz.
Kalemine sağlık Cengiz Aytmatov. Benim yüreğime dokunan bu eseri sizlerin de okumasını şiddetle tavsiye ederim.
Kalın sağlıcakla…