·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ocak 2021 13:09 Spoiler içerir.
Fahrenheit 451 adlı kitap distopik bir dünyanın kitabı. Kitabı okurken tuhaf hisler hissettim. Betimlemeler çok canlıydı. İçindeki gerilimi okuyucuya çok iyi hissettiren bir kitap. Kitaptaki Montag adlı kahramanımız, bir itfaiyeci. Kendisine seçme hakkı verilmediği için tıpkı babası ve dedesi gibi itfaiyeci olmak zorunda kalmış. Evinin yanına taşınan Clarisse adlı kız sayesinde bir şeylerin farkına varmış. Aslında kitap 1950'lerde yazıldığı için o dönemin çok üstünde olan bir distopya örneği. İtfaiyecilerin işi evlerinde kitap olan insanları kitaplarıyla beraber yakmak. Montag itfaiye şefi olan Beatty onun kitaplara olan ilgisini anlar ki bunda komşusu Clarisse'nin çok etkisi var ve Beatty onunla kitapların gereksiz olduğu konusunda tartışır. Birgün yine bu konu hakkında tartışırken bir ihbar gelir ve o adresin Montag'ın evi olduğu anlaşılır. Montag'ı karısı Mildred ihbar etmiştir. Montag evini yaktıktan sonra hortumu Beatty'inin üstüne tutarak onu da yakar. Mekanik tazı adı verilen onu yakalamaya çalışır. Arkadaşı Faber'in evine giderek onun kıyafetlerini giyip tazıların ondan uzaklaşmalarını sağlar. Kendi kıyafetlerini nehre atar. Nehrin sonunda bilginlerle tanışır. Bilgilerin hepsi kitaplar yakıldığı için kitapları ezberleyen kişilerdir. Sabah uyandığında şehrin bombalanmış olduğunu görür ve bu hiç umrunda olmaz.
Kitapta bir sürü öğreti var. İnsanların kendileriyle veya çocuklarıyla ilgilenneyip tv gibi bir hapishaneye hapsedildiği, her şeyi bildiklerini zannedikleri, kitapları yakıp insanları tekdüze yaptırmaya çalıştıkları bir düzenden kimse rahatsız değildir.
Kitap 1950'lerde yazılmasına rağmen insanların o dönemin tv düzenininde ve şimdiki zamanın sosyal medyasında nasıl sıkışıp kaldığını çok iyi anlatıyor. Distopyalar yazılırken kendinden uzak yıllları ve gerçekleri anlatır ama nasıl oluyorda her seferinde ve her dönemde geçerliliklerini koruyup; başröller değişip hep aynı kalır.
Yazar aslında hızlı tüketen, tahammülsüz, birbirine kötü davranan, kitap okumayı gereksiz bulan toplumları eleştiriyor. Bu distopik roman tam da bugünümüzü anlatıyor.
Yazarımız kitabın son kısmında romanın çıkış hikayesini de anlatıyor. Kendini kitaptaki Faber'e benzetiyor. İnsanların kulaklarına gerçekleri fısıldayıp ne yapmaları gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda Beatty'nin bile bir parçası olduğunu o yıkıcı benliğin yüzeye çıkmasına izin versem yıkıcı olabilir diyor. Tv çağının sona erdireceğini elli yıl önceden görecek kadar öngörü sahibiydi. Shakespeare ile çağdaşlarını okuyamıyorsanız, hafızanızı yitirisiniz, hatırlayamazsınız da düşünemezsiniz de. Bilinç karmaşası yaşayıp, insanların sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini çekmediği, cehaletin kutsandığı bu zamanda kitaplara daha sıkı sarılmayı (düşünme gücünüzden ve sınırsızlığından korkan herkese rağmen çünkü kitapları yakabilirler ama kafanızdakileri değil) anlatan bir distopik roman okumak isterseniz tam size göre.