HER ŞEY O'NUN ETRAFINDA DÖNER !
Puan vermedi·304 syf.··
2021 12. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2021 01:51
  . "Sonunda tüm dönüşler O'nadır." “Biz bir pergele benzeriz. Bir ayağımız şeriatta sabit, öteki ayağımız çizdiği dairenin içine yetmiş iki millet dahildir" "Ben değişenim, O değişmeyen, Ben etrafında sonsuzca dönen, O çekimiyle tanzim eden. Ben renkten renge bürünen, O tüm renkleri bünyesinde toplayan, Ben her noktada gezinen, O noktasızlıkta biçimsizleşen. Ben mi kaldı geriye, Ben'den...?" O, Âdem'i en mükemmel ahsen hâli damarından yakın hâli olmuştur. Tüm isimleri öğretmiş ve âlemi, melekleri ve varlıkları secde ettirerek tanıttırmıştır. Bu kutupluluk olayıdır. Yani Âdem, tek ulaşan ve en mükemmel zat, Tanrı sıfatlarının bütününe sahiptir. Ve tüm kainat bu kutbun etrafında döner. Çünkü insan yani Âdem yaratılmışların en yücesi ve şereflisi, Tanrının tüm isim ve sıfatlarının bütünü ve görünür hâlidir. "  İnsan neden kaybeder? " hiç sordunuz mu bunu kendinize... - Çünkü sahiplendiği için. "Neden elinden bazı şeyleri kaçırdığı için ahlar vahlar eder ?" -Çünkü onların kendine ait olduğunu düşündüğü için? "Neden canı yanar?" -Çünkü AŞK yolunda yalnız sevgi vardır. Acı yoktur. Bunu bilmediği için... İnsanoğlu hiçbir şey senin değil! Bırak şu bencilliği! İnsan kendine ait olanları kaybeder. Kayıpların yoktur çünkü hiçbiri sana ait değildi. Dünyanın, araç olarak sunduğu olanaklardı. Ve sen o olanakları kendinin zannedip öyle yaşadın ve elinden acımasızca sökülüp alınınca da kaybettiğini sandın. Oysa hiçbir şey kaybetmedin. Sevgin, Aşkın, Bilgeliğin, Aklın, Güvenin, Sabrın, bunlar senin kendi öz olan değerlerin. Bunları kimse alamaz çünkü onlar gerçekten senin. Diğerleri sahteydi ve sana sunulmuştu, geri alındı. Bu yüzden hiçbir şey kaybetmedin. Zaten bütün peygamberler,evliyalar da fakirlikten,hiçlikten çilelerden gelmedi mi ? Erdem varlıkta değil yokluktadır.. Sırra herkes varamaz.. #101410539 Evliyalar, Nebiler, Yüce Sevgi Gönüllüleri, hep kendilerine zulm edenleri, katledenleri affetmişler ve Rab'lerinden onlar için af dilemişlerdir. Neden? Çünkü Sevgi Gönlün Sultanıdır. "Dünyayı sevenler veli değildir, Canı terkedenler deli değildir!" DAR'a çekilen MANSUR, derisi yüzülerek  öldürülen NESİMİ, Hızır Paşa tarafından öldürülen PİR SULTAN ABDAL, KERBELA'DA ŞEHİT DÜŞMÜŞ HZ. HÜSEYİN.... İnsan önce içindeki Yezid'leri Hızır Paşa'ları öldürmeli, asıl düşman içeride... Nefsini öldür, benlikten geç ki, ölüm sana AŞK yolunda MEY olsun... Mansurların yaşamında ölüm,ölümünde yaşam vardır. Her şey zıddı ile bilinir. Yaşamın kıymeti ölümle bilinir. Sağlığın kıymeti hastalıkla. Zenginliğin kıymeti fakirlikle. Nasıl ki iyiliklerin kıymeti kötülükler dolayısıyla biliniyorsa ,iyilerin de kıymeti kötüler sayesinde bilinir. Görünen zıtlar sadece anlayış içindir. Her varlık zıttı ile kendini açığa vurur. Hayrın karşısında şer, Âdem’in karşısında İblis, Habil'in karşısında Kabil, İbrahim'in karşısında Nemrut, Musa’nın karşısında Firavun. ADEM'in kıymeti İBLİS'le , MUSA'nın kıymeti FİRAVUN'LA  PİR SULTAN ABDAL'ın kıymeti HIZIR PAŞA ile , MANSUR'un kıymeti ABBAS ile anlaşılır. Karşıtlar yani zıtlar, Seni Sen yapandır. Eğer İblis secde etseydi adını yitirirdi, görevini kabederdi. İşte o zaman Âdem Âdem olmazdı. Firavun Musa'ya inansaydı onurlu ve yüce katından aşağı inerdi işte o zaman Musa, Musa olmazdı. Abbas Hallac'ı öldürtmeseydi onurlu ve yüce mevkiinde güvenirliliğini ve adını kaybederdi, işte o zaman Mansur Mansur olmaz bunca sene anılmazdı. Çileli hayat yoktur, çileyi çekmesini bilmeyen kul vardır... Dinde zorlama yoktur. Dinde zorluk vardır. Zorlukları nimet görerek üstesinden gelmek vardır. Aşık olan maşukuna naz niyaz eyler, bu dünyadaki dertler de sevgilinin nazını ölçmek için imtihandır...   Hz. Mevlana'nın da dediği gibi, Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır. Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!? Rıza, belayı hissetmemektir. Her başa gelmez bela erbab-ı istidat arar. Sen esas SEVGİLİDEN gelene yüz mü çevirirsin ? Onun verdiği hediyeye acı mı dersin ? Hem ne der Yunus Emre, Hoştur bana senden gelen: Ya hilat-ü yahut kefen, Ya taze gül, yahut diken.. Kahrında hoş lutfun da hoş. Gelse celalinden cefa Yahut cemalinden vefa, İkiside cana safa: Kahrın da hoş, lutfun da hoş. ...  Zaman zaman ademoğlu şaşırır, yoldan çıkar, sapar ,sapıtır. Böyle durumlarda Rabb(Tanrı) yer yüzüne ışık tutucu, yol gösterici kimseler gönderir;Onlar seçilmiş öz dostlardır. Nebiler, veliler, ermişler, aşıklar, ariflerdir. Âdem âdemi islah edemez, kör köre yol gösteremez. Güzelliğini köre anlatmanın ne faydası vardır, tarifle güzellik anlatılabilir mi? Bunun için yol gösterene, ışık tutana, gölge dünyayı aydınlatana ihtiyaç vardır. Ancak o yolda, taşları toplamak âdeme düşer. Herkes kendi yolunun taşını kendi ayıklayacaktır. Kimse bir başkasının taşını ayıklayamaz. Çünkü önce kendi yolunun taşlarını öğrenmeli ki, diğerine yol tarif edebilsin.  "  Her ne ararsan kendinde ara..." diyerek, beşeriyete seslenmiş, "En yüce servet ilimdir." ,  "İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır." diyerek,  cehaleti lanetlemiş yüksek bir zátın biyografisinin anlatıldığı bu kitabı okumuş olmakla kendimi şanslı ve gururlu hissettiğimi söylemeden geçemeyeceğim öncelikle. Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri ile ilgili daha önceki bildiklerim beni kitap okumaya daha çok teşvik etti. İştahımı kabarttı diyebilirim. Soyunun Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(sav)'e dayandığını duymuştum. Sonrasında ise Türklük için yaptığı hizmetleri öğrendiğimde kendisine daha çok aşık oldum diyebilirim. Ve hemen kendisi ile ilgili bir kitap okumalıyım dedim. Daha da okuyacağım inşallah. Hünkar Hacı Bektaş yeniçerilik sisteminin kurucusudur. Adalet timsalidir. Her yerde gördüğümüz bir kolunun altında geyik, bir kolunun altında aslan resmi de bunu çok güzel özetliyor zaten. Sevgiyi aşılayan bir evliyadır. Bektaşilik ile Alevilik, ayrı gibi düşünülmüş olsa da, ayrı değildir. İnançlar aynıdır, sadece yönetim farklıdır. Hz. Muhammed kızı Fatıma ve İmam Ali oğlu İmam Hüseyin oğlu, Zeynelabidin oğlu Muhammed Bagir oğlu Cafer Sadık oğlu Musa Kazım oğlu Seyit İbrahim el Mucab oğlu Musa Sani oğlu İbrahim Sani oğlu Hacı Bektaş Veli'dir. Hacı Bektaş Veli henüz yaşarken çok büyük bir üne ve kudrete sahipti. Kurduğu gönül bağı, muhabbet ve insan sevgisi ile, padişahların bile sahip olamadığı görkemli bir sevgiye, birliğe ve insanlık ihtişamına sahip olmuştur. Kılıç kullanmadan, top tüfek olmadan, savaşmadan, gönülleri feth etmiş ve sevenleri çok olmuştur. Horasan erleri onu Pir olarak tanıyor, onun bilgisi ve ilmi ile aydınlanan müritler ve dervişler Anadolu'ya yayılıyor ve insan sevgisini, ilmini yayıyorlardı. Tarikatının genişliği ve ilmi, sadece Anadolu'da değil, Rumeli, Arnavutluk, Sırbistan, Mısır ve Suriye'ye, Irak'a kadar yayılıyordu. Hacı Bektaş Veli'nin Türklüğe ve Türk diline katkıları büyüktür. Bunun dışında diğer dinlerdeki unsurların Müslümanlaşmasında ve Türklerle kaynaşmasında da Bektaşiliğin hizmeti büyüktür. Bektaş kelimesi yakınlık ve yoldaşlık manasını içerdiği için, Hacı Bektaş Veli, İslam dininin Türk temsilcisi olmuştur. Hacı Bektaş Veli'nin temsilcisi de Dedebaba’ dır. Elden ele, El vermek ve el almak ile bu görev, Dergâh post babalarına kadar geçer. Uyarıcılar (Mürşitler) için 'baba' kelimesinin kullanılışı, yakınlık ve sevgi ifadesidir ki, kullanılacak en güzel kelimelerden biridir. Bektaşîlik ya da Bektaşî Aleviliği Allah-Muhammed-Ali üçlemesine dayanan bir tarikî mezheptir. Bu Eski Türklerdeki atam gök anam yer insan üçlemesine de çok benzetilmektedir. İmam Cafer Sadık da buna "Din Muhammed,iman Ali'dir " der...   Anadolu'nun, Müslümanlığı kabul etmesi çok büyük değişikliklere sebep olmamıştır. Müslümanlıkla gelen yeni sosyal düzen, eski Türklerin sosyal düzeninden pek de farklılık göstermemişti. Anadolu'da Türkçe konuşulmaya başlamış ve Oğuz Türkleri Müslümanlığı kabul etmişti, ancak gönüllerinde yine eski Türk gelenek, anane ve görenekleri devam etmişti. Şamanlara kadar dayanan gelenekler sürdürülmeye devam etmiş, kadın toplum içinde erkeği ile birlikte yer alabilmiş, toplantılara katılabilmiş, günlük işlerini de yapabilmişti. Hacı Bektaş Veli'nin gelişini ilk hissedenin bir kadın olması, Suluca Kara Höyükte ona ilk yiyecek veren ilk müridin bir kadın olması, kadının yerinin Hacı Bektaş Aleviliğinde önemli olduğunu gösteren bir işarettir. Mezhebin törenlerinde, eski Türk geleneklerinden izler bulunması, kadının toplumdaki yerini kuvvetlendirmek ve erkek ile eşitlenmesini sağlamak, Şamanizmde olduğu gibi kutsal törenlerde, müzik, şiir ve raks yani semaya katılımını sağlamak amaç olmuştur. Anadolu'da Farsça ve Arapça dilleri arasında yitip gitmek üzere olan dilimizi güzel Türkçemizi tekrar yaygın hâle getirerek konuşulmasını sağlamıştır. Dergahında nice Türkmeni barındırmış onları yaşatmıştır. Böyle bir zat kaç yılda bir gelir ki?... Şu an onca bilim adamının araştırmasına rağmen hâlâ kesin,net bir çözüm getiremediği "kuantum ,astral seyahat, eş zamanlılık, spiritüalizm,  zamanlar arası yolculuk, metamorfoz,  teleportasyon" hadiselerini bu evliyalar kerametleriyle Yüce Allah tarafından verilmiş bir kudretle gerçekleştiriyorlarmış. Ve ben bu tarz şeyleri okuyunca her zaman dehşete düşerim, şaşakalırım,hayranlıkla ağzım açık kalır. Bu kitabın içinde bu kerametleri okuyacaksınız ve benim okurken en  keyif aldığım  bölümlerden biri Ahi Evran'la tanışmasıdır. Bunun yanı sıra belirtmeden geçemeyeceğim ki yazarın iyinin üstünde bir araştırmacı, felsefe ve ilahiyat bilgisini hem çok iyi bilip hem de bu kadar güzel kaleme döken bir isim olduğunu söylemeliyim. Çoğu yerlerde hiç bilmediğim bilgiler öğrendim çoğu yerlerde de bildiklerimi daha iyi pekiştirdim. Özellikle bazı yerlerde hep annemin,teyzemin, anneannemin anlattıklarını birebir gördüm diyebilirim. Ayrıca kitapta 3,5, 6,7,8, 12 ,40 gibi özel sayıların mânalarını da okudum. Çok şey kattı diyebilirim.
Din
Işık Eri Hacı Bektaş VeliKevser Yeşiltaş · Sınır Ötesi Yayınları · 201259 okunma
·
289 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.